Moskova’nın ortası ve Tolstoy’un konağı

RAHMİ YAĞMUR – (MOSKOVA) Kropotskaya metrosundan çıkıldığında karşınıza Friedrich Engels’in uzun boylu, sakallı ve filozofik duruşuyla çevresindeki yollardan geçen insanları süzen büyük heykeli çıkıyor. Çevredeki gürültüden kaçan insanlar Engels’e sığınır gibi çevresindeki banklara otururken güvercinlerde heykelin çevresinde yemleniyorlar. Belki de kendisinin dışında başka hiç kimsenin bu denli yakıcı bir sorun olan aile ve devletin ölümcül kökenlerine bu denli açıklık getirmediği için elleri göğsünde kavuşturmuş şekilde yaşamı süzüyor. Heykelin hemen yanında parke taşlarla döşenmiş sokaktan yukarı doğru bir süre yürüdükten sonra Tolstoy’un evini aradığımızı söylediğimizde bize gösterdikleri iki katlı eve giriyoruz. Görevliyle yaptığımız kısa sohbette buranın aslında Tolstoy’un evi olmadığını ancak

RAHMİ YAĞMUR – (MOSKOVA) Kropotskaya metrosundan çıkıldığında karşınıza Friedrich Engels’in uzun boylu, sakallı ve filozofik duruşuyla çevresindeki yollardan geçen insanları süzen büyük heykeli çıkıyor. Çevredeki gürültüden kaçan insanlar Engels’e sığınır gibi çevresindeki banklara otururken güvercinlerde heykelin çevresinde yemleniyorlar. Belki de kendisinin dışında başka hiç kimsenin bu denli yakıcı bir sorun olan aile ve devletin ölümcül kökenlerine bu denli açıklık getirmediği için elleri göğsünde kavuşturmuş şekilde yaşamı süzüyor.

Heykelin hemen yanında parke taşlarla döşenmiş sokaktan yukarı doğru bir süre yürüdükten sonra Tolstoy’un evini aradığımızı söylediğimizde bize gösterdikleri iki katlı eve giriyoruz. Görevliyle yaptığımız kısa sohbette buranın aslında Tolstoy’un evi olmadığını ancak Lenin talimatıyla bir müzeye dönüştürüldüğünü anlatıyor. Tolstoy’un asıl evinin ise üç sokak ötede olduğunu belirtiyor. Bizde yazarın birkaç parça el yazması ve eşyasına baktıktan sonra asıl oturduğu eve doğru yola koyuluyoruz.

Park Kultura’dan biraz ilerdeki levhanın üzerinde Tolstoy Sokağı yazıyor. Sokağın hemen başındaki yeniden doğuş kilisesinin bahçesi birkaç yaşlı Rus ve birkaç da keşiş dolaşıyor. Sokağın tam ortasında üzerinde Tolstoy’un evi yazılı küçük bir levha bulunan duvarların arkasında turuncu ve yeşile boyanmış iki katlı bir konak duruyor. Bu konaklara özgü büyük kapı eşiğinden içeri girdiğimizde (belki de cumartesi olmasından) bahçede bizim dışımızda da çok sayıda ziyaretçisi olduğunu görüyoruz.

NE YOKSUL NE ŞATAPATLI

Ünlü yazarın Kırım savaşından döndükten sonra yani 1882’lerden 1901’e kadar bu evde oturmuş. 1789–1795 arasında de yapılan konak 19. yy. Rus mimarisini yansıtıyor ve Moskova yangınından sonra yapılan kentin klasik mimarisinin iyi bir örneğini teşkil ediyor. Farklı yaşam arayışlarının maceracı rüzgârıyla gittiği savaştan dönen genç yazar, kiraladığı evde kız kardeşi Maria Nikolaevna ve çocukları Vera, Lisa, Nicholas ve kardeşi Sergey Nikolayeviç ile birlikte oturmuş. Rusların altın yüzük dedikleri Moskova’nın merkezinde yer alan ev Lev’in arkadaşları olan devrimcilerin dogmatik yazarı ve “Çeliğe Su Verildi” nin yazarı Nikolay Ostrovsky, ünlü şair Afanassi A. Fet, ünlü Rus hicivcisi Mikhail Saltykov-Shchedrin, şair ve yazar Sergey Aksakov, gibi ünlülerle görüşüp edebiyat üzerine eşsiz sohbet yaptığı anılarını taşıyor.

Evi gezmek için verdiğimiz fazla abartılı olmayan ücretten sonra bize verilen ve ayakkabı üzerine giyilen deri terliklerden dışı gibi içi de ahşap olan konağın ziyaretçilere ve zamana karşı iyi korunduğunu gösteriyor.

Sosyalist hükümet 1920’de konağı kamulaştırarak 1921’de Edebiyat ve Sanat Müzesine dönüştürmüş ve sadece yazarın burada kullandığı eşyaları değil Yasnaya- Polyana’ki çiftliğinden de getirilen bazı öteberileri ile birlikte 6 bin parça eşyası sergileniyor. Ancak getirilen eşyalarda konağı bir bazı eşyaların sergilendiği bir müze gibi değil hala içinde Tolstoy ve kız kardeşinin ailesi yaşıyormuşçasına canlı ve doğal hali korunmaya çalışılmış.

BU EVDE BÜYÜYEN YA YAZAR YADA FİLOZOF OLUR

Elle yapılmış dantelle örülü kaplanan korkulukları olan dar merdivenle ikinci kata çıktığımızda sadece ünlü bir yazara ait bir konağın değil klasik Rus kültür ve yaşam tarza göre tasarlanmış bir konakta olduğumuzu anlıyoruz. Salonun girişindeki büyük siyah piyanonun altındaki büyük boz ayı bostu her an canlanıp yerinden kalkacakmışçasına duruyor. Salonun hemen ortasında sayıları çok olan bir aile için alındığı belli ceviz ağacından yapılmış masa ve üzerindeki sade desenlerden oluşan porselen yemek takımı evi canlı kılıyor.

Masanın hemen arkasındaki küçük müzik seti kutusundan Piyano ile çalınan nostaljik ve klasik bir Rus müziği var. Konağın loş ışığına ve nostaljik atmosferine eşsiz bir hava katan parçadan sonra yazarın yaşlılık çağından ve orijinal sesinden nereye yönelik yaptığı beli olmayan küçük bir söylevi var. Ancak yanımdaki tercüman arkadaş bile konuşmayı anlamıyor. Salonun diğer köşesinde ise Ruslar için olmazsa olmazlardan olan bir satranç takımı duruyor. Eski Rus evlerinde olduğunu hiç bilmediğimiz misafir odası konağın en zarif düzenlenmiş bölümünü oluşturuyor. Böylece Rusya’nın da diğer halkların feodal çağlarındakine benzer şekilde misafir kültürüne sahip olduğunu anlıyoruz.

Duvarlarda Lev’in kız kardeşi Maria Nikolaevna ve kızlarının birkaç zarif fotoğrafının resm edildiği tablolar yer alıyor. Konağın en dikkat çekici yanlarından bir ise güzel ve sade yeşil bahçeye bakan küçük ahşap pencerelerin hemen önüne ders çalışmak, okumak veya yazmak için konan küçük masa ve sandalyelerin oluşturduğu yerler. Bunların oluşturduğu bu ortama bakıldığında burada yaşayan herkesin ya yazar yada filozof olacağını düşünüyor.

Üst kattaki bu oturma salonlarının içinden çıkıp küçük uzun bir koridora girdiğinizde kenarda Nikolaevna’nın çocuklarının yatak odaları duruyor. Nedendir bilinmez ama Tolstoy yazı yazmak ve çalışmak için bu koridorun sonundaki kuytu odayı seçmiş. Oda köşede olduğu için tarafındaki pencerelerden de ışık alıyor. Pencerelerin küçük olmasından dolayı içerisi loj ışığı korumuş.

Yazar bu odada zengin yaşam tarzından çıkıp Kırım’da Türklere karşı savaşa gittiği zaman karşılaştığı yoksulluğun biçimlerini konu aldığı “Kazaklar” kitabını, “üç ölüm” hikâyesini ve birçok kısa yazıyı kalama aldı. Ama bu evde yaptıklarının ötesinde onun yaşamının ve düşüncelerinin şekillendiği bir çağındaki 20 yılını geçirdiği bir yerdi.

Ama evde ünlü yazarın felsefi düşünceleri konusunda insanda ciddi çelişkiler bırakan noktalar ortaya çıkıyor. Özellikle kişisel eşyaları ve sıradan yaşamını sürdürmek için yapılan küçük düzenlemeler ile düşünceleri bazen onda olmasa bile izleyende önemli çelişkilere yol açıyor. Alt kattaki uzun kürkü yukarıdaki odasının yanına asılı uzun cüppeleri küçük el yıkama tasları ve testileriyle tam bir sofi yaşamını sergiliyor. Gençliğinde yani kural tanımaz çağından hemen sonra halkı için yaşamın gerçek yüzüyle tanışması ile birlikte içine girdiği sesiz isyanın izleri var. Ama belki de yazarın kafasında ve yüreğinde kaynayan duygular ve düşünceler ne olursa olsun “Savaş ve Barış”, “Anna Karenina” ve daha birçok dev eseri yazma sabrını veren bu ağır başlı olgunluktu. Bu eve girildiğinde kalabalık bir ailenin yaşadığı yer olmasına rağmen sanki büyük ve yaşlı yazar odasında çalışıyormuş gibi ayak parmaklarına basarak yürünmesi gerektiği hissine kapılıyor insan.

OLGUNLAŞMA, PASİVİZM VE BİTMEYEN ARAYIŞ

Lev Nikolayeviç Tolstoy’u realistleştiren kumar ve seks maceralarıyla geçirdiği gençlik yıllarından sonra gerek Kırım ve Kafkaslarda gerekse Moskova’ya yakın Kaluga bölgesinde Rus köylülerinin yoksul ve dramatik yaşamları karşılaşmasıydı. Yaşadığı dönemde de ünlü olmasına ve dolayısıyla da hayatı hakkında gerçekler de yazılı olmasına rağmen yaşamı konusunda diğer yazarlardan daha fazla şehir efsanelerinin söylenmesinin sebebi yaşadığı ağır duygusal çelişkilerden ve bunun oluşturduğu imajdan kaynaklanıyor. Yine savaşta karşılaştığı acımasızlıklar olsa gerek o gerçek bir pasifistti. Yani savaşa ve şiddete karşı barışı savunarak militarist kurumların ortadan kaldırılmasını savunuyordu. Onun tek anarşist durduğu yer ise Hıristiyanlıktı.

Zaten 18. ve 19 yy Rus edebiyatçılarının bu kadar evrensel ve klasik kılan herhalde kendi halkının içinde bulunduğu zorlukları ve çelişkileri kendi hayatlarında ve ruhlarında yaşamaları idi. İster Puşkin’in Çernişevski’nin, Lermontov gibi lirik davranışlı ister Tolstoy, Gogol, Dostoyevski gibi sofi isyancılar olsun hepside var olan olumsuz durumlara karşı itirazları, devrimci arayışlarla kendilerini gerçekleştirmişlerdi.

Başka Şehirler - Remzi Gökdağ
Başka Şehirler - Remzi Gökdağ
Sevgili İstanbul - Remzi Gökdağ
Sevgili İstanbul - Remzi Gökdağ
Başka Şehirler - Remzi Gökdağ

Başka Şehirler

Remzi Gökdağ’ın yeni kitabı Başka Şehirler, E Yayınları'ndan çıktı. Keşfetme

OKUMA ÖNERİSİ