Mısır Seyahati

Nesrin YAVUZ – 10 Ekim 2007 Carsamba, Tur Dagi – St.Catherine:  Uzun zamandir hazirligini yaptigimiz Misir gezisine cikma vakti gelmisti. 10 Ekim Carsamba sabahi erkenden kendimi Sabiha Gokcen havaalaninda buldum. Saat 11:00 de turdakilerle bulusacaktik. Benim gibi erken gelen bir kac kisiyle beraber Nigar’larin yurt disi cikis fonunu yatirdim. O sirada bizimkiler gelmisti. Kontrolden gecip 13:00 de ucagin kalkisini beklemeye basldik. Maalesef rotar oldugu icin 15:00 de kalktik. Ucakta havaalanindan tanistigim teyzenin yanina dusmustum. Cok eglenceli bir yolculuktu zamanin nasil gectigini anlamadan Sharm El Sheikh havaalanina indik. Oradaki islemlerimizin ardindan uc otobuse dagildik. Bizim ucuncu otobus en eski ve pis

Nesrin YAVUZ – 10 Ekim 2007 Carsamba, Tur Dagi – St.Catherine:  Uzun zamandir hazirligini yaptigimiz Misir gezisine cikma vakti gelmisti. 10 Ekim Carsamba sabahi erkenden kendimi Sabiha Gokcen havaalaninda buldum.

Saat 11:00 de turdakilerle bulusacaktik. Benim gibi erken gelen bir kac kisiyle beraber Nigar’larin yurt disi cikis fonunu yatirdim. O sirada bizimkiler gelmisti. Kontrolden gecip 13:00 de ucagin kalkisini beklemeye basldik. Maalesef rotar oldugu icin 15:00 de kalktik. Ucakta havaalanindan tanistigim teyzenin yanina dusmustum. Cok eglenceli bir yolculuktu zamanin nasil gectigini anlamadan Sharm El Sheikh havaalanina indik. Oradaki islemlerimizin ardindan uc otobuse dagildik. Bizim ucuncu otobus en eski ve pis olaniydi. O sicakta klimalardan soguk hava yerine tozlar geliyordu ve kaloriferler yaniyordu. Ter icinde ve havasiz kalmistik. Once iftar yemegi icin bir yerde durduk.

Uzun sure kuyruk bekledikten sonra yemeklerimizi aldik. Hepsinin tadi degisikti. Cesit bol gibi gozukse de aldiklarimiz pek lezzetli olmadigindan hepsini yiyemedik. Tekrar otobuslere donme zamani gelince insanlar soylenmeye basladi. Digerleri luks otobuslerle giderken ayni ucreti verdigimiz halde en eziyetli giden grup bizdik. Sikayetler fazlalasinca rehberimiz bize bir numarali otobusten, dort kisilik yer ayarladi. Yolun bundan sonrasini kalacagimiz otele kadar rahat bir sekilde gittik.

Yollarda bir kac kere polis bulunan kontrol noktalarindan gecerken sofore, otobus ve yolcularla ilgili bir seyler soruyorlardi, sonra da elle kaldirilan bariyerden gecip yolumuza devam ediyorduk. St. Catherine’ye kadar bir kac defa boyle yerlerden gectik. Sonunda kalacagimiz otele geldigimizde saat 23:30’u geciyordu. Turdaki birinci gunumuz yolda gecmisti. Anahtarimizi alip hemen yattik. Cunku saat 01:30 da toplanip Hz. Musa’nin ibadet ettigi Tur Dagina develerle tirmanacaktik. Yatakta uyumayip zamanin gecmesini bekledik.

Gecenin bir vakti otobusle kisa bir yolculuktan sonra elimizde fenerler develerin arasindan tasli yollardan gecerek daga dogru yurumeye basladik. Bize develere binecegimiz soylenmisti ama rehberin soyledigine gore anlasamamislar. Etraf cok kalabalikti. Baska turistler de gunesin dogusunu gormek icin hizla yanimizdan geciyorlardi. Yerler deve pislikleri doluydu, agir bir koku vardi ve cok karanlikti. Kalabalikta birbirimizi kaybetmemeye gayret ederek tirmanmaya basladik. Her adimda biraz daha fazla yoruluyor ve nefes nefese kaliyorduk. İki bucuk saat kadar sonra yukarida yolun ortalarinda bir yerde mola verdigimizde gruptan baska kisilerle beraber daha fazla devam etmemeye karar verdik. Ayrica Gulseren abla mide ve bagirsaklarindan rahatsizlanmisti. Orada biraz dinlenip asagi geri yuruyecektik. Yanimiza bir hanim daha geldi. Biz bes kisi zifiri karanlikta ve issiz kayaliklarin arasinda geriye dogru dagdan inmeye basladik.

Donuste ortalik cok tenhaydi. Yolda hic kimse kalmamisti. Dagin eteklerine dogru sadece bir kac kisilik insandan baska kimseyle karsilasmadik. Gunes dogmaya baslamisti. Sadece deveci bir adamla bir kac cocuk gordugumuzde yanimizdaki kadinin israrlariyla daha da hizlandik. Burada kadinlari kaciriyorlar bir sey olsa bizi kimse duymaz diyerek korkuttu. Tek istegimiz otobuslerin yanina gitmekti. Ama park yerine gittigimizde otobuslerin yerinde yeller esiyordu. Otele yurumekten baska caremiz kalmamisti ve kadinin konusmalari, aksililigi gittikce sinirimizi bozuyordu. Bazilarimiz geride kalmisti. Ne zaman dinlenelim dediysek kadin israrla olmaz deyip hizli yurumemizi soyluyordu. En sonunda onu bos verip otele yakin bir yerde yol kenarina oturduk. Uykusuz, yorgun ve actik. Orada epeyi dinlendik. Otele vardigimizda saat 7:00 olmustu.

11 Ekim 2007 Persembe, Sharm El Sheikh

Iki saatlik kisa bir uykudan sonra kahvaltiya gittik. Otel dort yildizli denmisti, bana gore bir veya iki yildiz sayilabilirdi.. Kahvaltida corba, peynir, zeytin, yumurta ve salam vardi. Yiyeceklerin konuldugu yer ve masalar gozume hic temiz gelmemisti ve sinekler vardi fakat karnim cok ac oldugu icin her seyden biraz aldim. Yine de tahmin ettigim kadar kotu bir kahvalti degildi.

Kahvalti donusu Gulriz’le odamizdan bavullarimizi almak icin odaya girmek istedik fakat kapi bir turlu acilmiyordu. Tur dagindan donuste de Nigar ve Gulseren abla’nin kapisi acilmamisti. Otelde calisan gorevlileri cagirdik. Uzun sure ugrasip acamadilar. Son care olarak merdivenle banyo camindan girerek kapiyi icerden actilar da bavullarimizi alip otobuse yerlestirdik. Colun ortasindaki bu issiz yerden ayrilacagimiz icin cok memnun olmustum.

Tekrar Sharm El Sheikh’e dogru yola ciktik. Bir gun once gectigimiz yollardan bu kez gunduz gozuyle, etrafi seyrederek geciyorduk. Saat 15:30 gibi luks bir otelin onunde durduk.  Burasi gozume cennet gibi gorundu her taraf yesilliklerle doluydu…Buyuk ve unlu oteller yol boyunca siralanmisti. Otelin bahcesinden gecerek deniz kiyisina gittik.

Bir cok turist sazdan yapilmis semsiyelerin altinda gunesleniyor, bazilari denize giriyordu. Biz bu arada fotograf cekmeye dalmistik. Gruptakilerin cogu kiyidan plastik dubalarin yan yana konulmasiyla meydana getirilmis bir iskeleden yuruyerek 50 m. kadar ilerdeki tekneye binmislerdi. Biz Nigar’la geride kalmistik ve bu yolda denge saglayarak yurumek cok zordu. Nihayet tekneye bindik. Ayakkabilarimizi cikarip onceden oturanlar arasinda yer bulduk. Teknenin alti camdi ve asagida suyun altindaki degisik mercanlari ve bunlarin arasinda dolasan baliklari hayranlikla seyrettik. Bu sirada rehber Kızıldeniz’le ilgili bilgi veriyordu. Orada cok fazla kalmadik. Denizdeki iskeleden donmemiz biraz zaman alsa da yardimlarla karaya ulastik. Buraya kadar gelmisken Kizildeniz’e girmedim dememek icin ayagimizi denize soktuk tabi benim sandaletler ayagimi kina rengine boyadigi icin bir kac gun renkli ayaklarla gezdim. Tekrar otobuslere binip kalacagimiz otele hareket ettik.

Boylece ikinci gunumuz de yolda gecmisti. Otelin lobisinde anahtarlar dagitilirken bir an once abahtarimizi alip odamiza girmek ve guzel bir banyo yapmaktan baska bir sey dusunmuyorduk. Temizlenip giyindigimizde yorgunlugumuz gecmisti. Guzel bir aksam yemegindan sonra arap atlariyla yapilan akrobasi gosterilerini izlemeye gittik. Disaridan 1001 gece masallarindakine benzeyen suslu saray gibi bir yere geldik. Kapida bizi dans eden bir kac kisi karsiladi..Fiskiyeli bahcelerden gecerek binaya girdik. Her biri ayri ayri gosterisli cok guzel suslenmis bir kac salondan gecerek stadyum gibi bir yere geldik. Gosteri baslamak uzereydi etraf cok karanlikti.

Sfenks ve tapinaklarin maketleri tek tek isiklandirilarak onlar hakkinda bilgi veriliyordu. Sonra atlar gosteriye basladi. Saat 22:00 de donmek uzere oradan kisa bir sure ayrildik. Bu sirada disardaki dukkanlardan hediye alisverisi yaptik. Sonra atlarin gosterilerine geri donduk. Cok uykumuz geldigi icin kalktik fakat bizim turdakiler bizi almadan gitmislerdi. Soylenerek taksi tutup otelimize donduk ve guzel bir uyku cektik.

12 Ekim 2007 Cuma, Kahire Yolculugu

Sabah erkenden uyandirildik. Bayramin birinci gunu ve benim dogum gunumdu. Guzel bir kahvaltidan sonra otobuslere bindik. Bizim otobus degismis yerine iki minubus gelmisti. Biz de iki numarali otobuse binip Kahire’ye kadar rahat ve uzun bir yolculuk yaptik. Yolda once Hz Musa’nin colde asasini vurup su buldugu  Musa Pinarlari bolgesine ugradik. Burasi colun ortasinda vaha gibi bir yerdi bir kac tane agac ve taslarla orulmus kuyular vardi.. Orada hala su oldugunu gormek bizi sasirtmisti. Kenarda bir yerde hediyelik esya satan bir kac satici vardi. Hava cok sicakti bir an once klimali otobuslerimize binerek colde yolculugumuza devam ettik.

Suveys kanalindan gecip aksama dogru Kahire’ye vardik. Ucuncu gunumuz de yolda gecmisti. Kahire cok buyuk, eski binalari bol olan bir sehir. Nil nehrinin kenarindaki binalar ve yollar cok guzel ve agaclarla dolu. Sokaklari pek temiz degil. Insanlar copleri yerlere atmakta bir sakinca gormuyorlar. Her seyde eski, bakimsiz bir gorunum var sanki. Ayrica yollarda bir tek trafik lambasi olmamasi dikkatimi cekti. Karnimiz aciktigi icin Nil nehrinin kenarindaki gemi gorunumlu lokantalardan birine gittik. Yine yiyecek guzel bir sey bulamadik. Hep ayni seyler vardi. Haslama et, patates, pilav ve tavuk. Bir kac cesit salata vardi ama biz salata yememeye karar vermistik. Ilk defa degisik olarak balik gorunce sevindik.

Yemegimizi bitirdikten sonra El Ezher camisine gittik. Caminin etrafi inanilmaz pisti. Caminin avlusu cocuklar, saticilar ve dilenci kadinlarla doluydu. Yerler cok pisti burada oturanlar durmadan bir seyler istiyorlardi. Bir ibadethanenin bu kadar pis olmasina cok sasirmistim. Caminin icine girmek icin hevesimiz kalmadigi icin oraya yakin, bizim Kapali Carsi’ya benzeyen meshur Khan El Halil carsisina gidip dolastik.

Dukkanlarda hediyelik esyalara baktik. Saticilar yanlarindan gecerken bir kac kelime ogrendikleri Turkce ile bize “Hasan Sas, yavas yavas, arkadas” diye laf atiyorlardi. Butun Kahire bu sozleri ezberlemisti sanki.. daha sonraki gunlerde cok duyduk. Cok kalabalik ve eglenceli bir carsiydi biraz hediyelik aldik. Bazi saticilarla cat pat Ingilizce konustuk. Iki saat kadar sonra otobuslere binip uc gun boyunca kalacagimiz otele gittik. Biraz gec bir saatte de olsa aksam yemegimizi yiyip yattik.

13 Ekim 2007 Cumartesi, Firavunlar Adasi ve Kahire Muzesi

Bayramin ikinci gunu turdakilerin programinda Tanta sehrine gidip Ahmet Bedevi hazretlerinin camisini ve Turbesini ziyaret etmek vardi. Tanta’ya gidis donusun dort saat surecegini ogrendik. Zaten Misir gezimiz uc gundur yollarda surdugunden, daha fazla otobus yolculugu yapmak istemedik. Sekiz kisi gruptan ayrildik. Biraz gec kalkip kahvaltidan sonra Otele cok yakin bir yerde Firavunlar Adasi denilen bir yere tekne turuna gittik. Eski Misir yasamini canlandirdiklari bu yerde cok eglendik. Koylerin ve tapinaklarin benzerlerini yapmislar, yanlarina yaklasinca orada hazir bekleyen eski Misir kiyafeti giymis insanlar gosteriye basliyorlar. Bazilari canak comlek yapiyor, bazilari balik tutuyor, bazilari mumya yapiyor, bazilari koyde tarla suruyorlardi.

Sonra karaya ciktik bize guler yuzlu bir rehber verdiler. Aslina uygun yapilmis bir tapinagi ve mezar odalarini gezdirdi. O zamanlar ve firavunlar hakkinda Bilgi verdi. Her yeri gezdikten sonra yorgunlugumuzun gecmesi icin Nil kenarinda oturduk. Bu sirada bir cok sinek tarafindan isirildim. Dinlendikten sonra oradan taksiyle Kahire Muzesine gittik. Bu arada Nigar ve benim bagirsaklarimiz bozulmustu. Bir an once muzenin tuvaletine gitmek icin acele ediyorduk.

Muze cok kalabalikti. Bir sey anlamadan bakindik durduk. Sonra bir Turk grup gorduk. Onlarin rehberinin pesinde biraz dolastik. II.Ramses’in hazinesi cok gorkemliydi. Sus esyalari, takilar bu gun bile kullanilacak gibi yeni gorunuyordu. Hatta uzerlerine giydikleri kiyafetin kumasi bile hala duruyordu. Etrafta bir cok heykeller ve kullandiklari esyalar vardi. Daha sonra ozel mumyalar bolumune girdik. Pek farkli bir sey yoktu. Bazi firavunlarin mumyalari vardi. Onlara baktik ve hayatlarinin kisa ozetini okuyup ciktik.

Muzeden sonra Kahire Kalesine turdakilerle bulusmaya gittik. Oluler sehri denen bir yere sira gelmisti.  Eski bir semte geldik. Eski pis binalarin, kapilari ve camlari kilitli evlerin arasindan ilerledik. Bu sokaklardaki binalarin her biri mezarmis. Otobusten inip hayatimda gordugum en pis sokakta yurumeye basladik. Yollardan pis sular akiyordu. Etrafta bir suru cocuk, kahve onlerinde oturmus bize acayip gozlerle bakan adamlar ve sokakta pis kokulu, bol sinekli yemek pisiren insanlarin ortasindan gecerek Safii mezhebinin kurucusu Imam El Safii camisine gittik. Insanlarin cogu iceri girerken, ben bir kac kisiyle beraber otobusten indigime bin pisman olarak caminin avlusunda bekledik. Etrafta belinde silahli bir koruma da bizimle birlikteydi. Neyse, herkes toplanip otobuslere binince rahat bir nefes aldim.

Bu sokaklardan gecerken bir cok fakir insanlar gordum. Yikik dokuk binalarin onunde oturuyorlardi. Insanlarin oturdugu yerler ve olulerin evleri birbirine karismis gibiydi. Otobuste bize yemek dagitildi midemiz bozuldugundan Nigar ve ben pek bir sey yemedik. Oradan Misir’in unlu parfum hammaddesi olan esanslarin satildigi, ici cok guzel dosenmis buyuk bir magazaya gittik. Bir cok cicek esansini elimize surduler ve bu kokular hakkinda bilgiler verdiler. Bazilari alisveris yapti. Bir sonraki duragimiz papirus enstitusuydu.

Papiruslerin Nil’deki sazlardan nasil yapildigini gosterdiler. Duvarlarda rengarenk  papirusler vardi. Hepsinin bir hikayesi vardi cok enteresan seyler ogrendik. Birer tane papirus satin alip tekrar otobuslere binerek aksam yemegi icin bir lokantaya gittik. Pek temiz bir yere benzemiyordu. Cok az pilav yiyerek aksam yemegini gecistirdim. Otelimize donunce uzun bir sure harcamalarla ilgili hesap kitap yaptiktan sonra uyuduk.

14 Ekim 2007 Pazar, Piramitler ve Camiler

Ertesi sabah erkenden piramitleri gormeye gittik. Once uzaktan evlerin arasindan gorunduler. Yanlarina gidince fotograflarini cekme telasina dustuk. Dag gibi yuksek yapilarin nasil yapildigini bir turlu gozumde canlandiramadim. O sabah biraz puslu bir goruntu vardi. Hayran hayran onlari seyrettik. Etraf cok kalabalikti . Develer, insanlar, otobusler herkeste bir telas vardi.  Sonra Sfenks’e gittik onunla da cok guzel ve komik resimler cektirip kalabalik arasinda guclukle yuruyerek otobuslere donduk. Turdakiler Kahire Muzesine gittiler biz de yapacak baska bir sey bulamadigimiz icin ikinci kez muzeyi gezdik.

Ogle yemegi icin tekrar Nil kiyisindaki baska bir tekne lokantaya gittik. Bu sefer guzel yemekler vardi sadece balik ve pilav yedim ve cok hosuma gitti. Ustune de uzun zamandir icmedigim sicak demli bir cay icitikten sonra keyfimiz yerine gelmisti. Sirayla Ahmed El Rifai Camisi ve Turbesine, sonra da Sultan Hasan Camiisine gittik. Cok guzel binalardi ve icerisi de muhtesemdi. Kahire Mevlevihanesinden sonra son cami gezimiz Peygamberimizin kizi Hz.Zeynep’in turbesinin oldugu camiydi.

Aksam olmustu ve cok yorulmustuk. Otele donup aksam yemegimizi Nil’de tekneyle gezerken yiyecegimiz icin, uzerimizi cabucak degistirip hazirlandik. Gene balik yedik. Burada da yemekler guzeldi. Orkestra guzel sarkilar caliyordu. Once renkli etekler giymis erkek dansci donerek uzun bir sure dans etti sonra da bir dansozden meshur gobek dansi izledik. Aksam cok guzel gecmisti. Gece yarisi otele donup bavullarimizi topladik ve sabah erkenden kahvalti yapip havaalanina hareket ettik.

Iki saatlik yolculuktan sonra Istanbul’a indigimizde her sey gozume cok yeni ve temiz gorundu. Hava cok soguktu ve yagmur yagiyordu. Orada arkadaslarla vedalasip evin yolunu tuttum.

Başka Şehirler - Remzi Gökdağ
Başka Şehirler - Remzi Gökdağ
Sevgili İstanbul - Remzi Gökdağ
Sevgili İstanbul - Remzi Gökdağ
Başka Şehirler - Remzi Gökdağ

Başka Şehirler

Remzi Gökdağ’ın yeni kitabı Başka Şehirler, E Yayınları'ndan çıktı. Keşfetme

OKUMA ÖNERİSİ