İkinci Dünya Savaşı Müzesi

Rahmi Yağmur – Bu gün Moskova yine çok soğuk. Moskova’nın baharı hatta  yazı bile soğuk. Hele hele içinde bulunduğumuz kış ayları insanın iliklerine kadar işleyen dondurucu soğukla geçirir basar. Buna alışkın olan Ruslar bile beyaz ayılar gibi kalın kürklere sarılmadan dışarı çıkamıyor. Görevliler gece gündüz  karları temizlemek ve yolların buzlanmasını önlemek için çalışıyor.  Yanımda Rusça bilen arkadaşımla birlikte çok iyi giyinmemize rağmen  metrolara ulaşıncaya kadar yüzüm ve gözlerimin içindeki su donacakmış gibi  oluyor. Metroya ulaşıyoruz.  Allah’tan içerisi sıcak . Metroların hareketli ortamındaki uzun bir yolculuktan sonra şehir kenarına yakın Park Abedi (Zafer Parkı ) Semtine ulaşıyoruz. Daha metronun kapısından çıkmadan

Rahmi Yağmur – Bu gün Moskova yine çok soğuk. Moskova’nın baharı hatta  yazı bile soğuk. Hele hele içinde bulunduğumuz kış ayları insanın iliklerine kadar işleyen dondurucu soğukla geçirir basar. Buna alışkın olan Ruslar bile beyaz ayılar gibi kalın kürklere sarılmadan dışarı çıkamıyor. Görevliler gece gündüz  karları temizlemek ve yolların buzlanmasını önlemek için çalışıyor.  Yanımda Rusça bilen arkadaşımla birlikte çok iyi giyinmemize rağmen  metrolara ulaşıncaya kadar yüzüm ve gözlerimin içindeki su donacakmış gibi  oluyor. Metroya ulaşıyoruz.  Allah’tan içerisi sıcak . Metroların hareketli ortamındaki uzun bir yolculuktan sonra şehir kenarına yakın Park Abedi (Zafer Parkı ) Semtine ulaşıyoruz. Daha metronun kapısından çıkmadan Rusya’nın rüşvet avcısı polisler saçlarımızın siyahlığını görür görmez önümüzü kesiyor. Hemen  kimlik ve pasaportlarımızı soruyor. Rüşvette uzman Rus  polisleri insanı üzerinden tanırlar eğer varlıklı biriysen  muhakkak belgelerinde bir kusur bulur; hatta kusur yoksa yaratıp yinede biraz rüşvet almayı başarırlar. Ama maalesef benden fazla bir şey alamayacaklarını hemen anlıyorlar bu yüzdende fazla oyalanmadan bırakıyorlar.

BÜYÜK SAVAŞIN BÜYÜK MÜZESİ
Hemen bir sokak geçtikten sonra  Moskova’nın ünlü savaş müzesine geliyoruz.

Sovyet döneminde birinci dünya savaşı anısına Stalingrad ve bazı kentlerde müzeler kurulsa da nedendir bilinmez ama Moskova’da böyle bir yapı oluşturmamış. bu müze çok sonraları yapılmaya başlanmış ve  1995’te ikinci dünya savaşının bitişinin 60 yıl dönümünde açılışı yapılmış.  Savaş müzesi alanı olarak belirlenen ön tarafın uzunluğu nerdeyse 3-4 kilometre uzunluğunda . Rusya’da yapılar ve kendileri için ayrılan alanlar o kadar büyük ki herhalde bir müze yada toplantı salonu için ayrılan alan bir çoğunca Türkiye’deki bir mahallenin büyüklüğünü aşar.  Bu konuyu çok merak ettiğim için geçtiğimiz günlerde bir devlet görevlisine yapılarınızı neden bu kadar büyük inşa ediyorsunuz?  diye sordum. O da  bana gülerek ” Çünkü Rusya büyük “ diye cevap verdi. Sonra yanımdaki avukat arkadaşta bunu doğruladı. Ruslar Rusya coğrafyasının büyüklüğü ve üzerinde yaşayan yüz milyonlarca insanı düşünerek özellikle Moskova’daki tüm resmi daire, toplantı salonları,  kültür merkezi, ve benzer yerler büyük ve geniş tasarlamış .

İşte ziyaret etmek istediğimiz savaş müzesi de böyle büyük bir alana inşa edilen dev bir yapı. Önünde  karo taşlarla döşenmiş alan boyunca içine kar dolmuş her biri  50 metre uzunluğunda üç havuzun sonunda 40 metre uzunluğunda dev bir anıt ve hemen arkasında uzay gemisini andıran elips bir yapı duruyor.

FAŞİZM  DAHA ÖNCE YENİLMİŞ

Moskova’nın soğuk dumanlı ve puslu havasını yırtarcasına gök yüzüne uzanan dev siyah anıt insanda ürperti yaratıyor. Yaklaştıkça Anıtın tam önünde ayaklarının altına düşmüş canavarı mızrak ve kılıcıyla parçalara ayırmış  atlı bir savaşçı duruyor. Parçalara bölünmüş büyük canavar dev bir yılanı andırıyor. Yenilmiş ayaklar alıntında parçalanmış canavar leşinin Faşizm i sembolize ettiğini düşündükçe insanın içine umut doğuyor. Faşizm daha önce yenilmişti.  Faşizmin en büyük ordusu daha önceki bir  tarihte bir gün üzerinde bulunduğumuzun yerin birkaç kilometre uzağında durdurulmuş daha sonrada yenilgiye uğratılıp yok edilmişti. Aslında faşizmin ölmüş olması gerekiyordu.

Atlı heykelle bitişik dev gövdesiyle gökyüzüne uzanan anıtın üzerine İkinci dünya savaşında Hitler’in Faşist ordusuna karşı direnen çeşitli halklardan insan figürleri ve kent isimleri kabartıları var. Ve tahminen 40 metre uzunluğundaki anıtın en üstünde de Dönen askerlere çiçek tacı uzatan bir kadın ve kenarlarında ellerinde borazan olan iki küçük melek figürü yerleştirilmiş. Anıt zaferin heybeti kadar sanat inceliğini sergiliyor.

Hava buz olmasına rağmen turistler anıtın kenarındaki küçük merdivenlerden canavarı ezen heykele yaklaşarak fotoğraf çektiriyor.
ÇİÇEKLER AĞLAYAN ANNEYE

Biletlerimizi alıp içeri girdimizde bir den bire o kadar sıcak bir hava ile karşılaşıyoruz ki makinenin objektifi buğulanıp  sırılsıklam oluyor. İnsan içerde biraz ısınıp rahatladığında tekrar dışarıdaki soğuğu düşünerek acaba bu Rusların doğal gazı olmasa nasıl ısınırlardı diye düşünmeden edemiyor.

Müzenin içine girdiğinizde Müzenin yapılış ve açılışını gösteren fotolardan sonra ilk olarak  camekanların içinde üzerinde Gamalı haçın bulunan tank maketleriyle karşılaşıyoruz. Berlin hükümet binası ve üzerine Alman askeri üniformaları giydirilmiş maketler duruyor. Hemen önümüzde daran loş ışıklı bölümde  gözümüze  savaşta öldürülen oğlunun üzerinde feryatta duran bir anneyi sembolize eden beyaz bir heykel çarpıyor. Etrafı  ziyaretçilerin çiçekleriyle dolmuş. Buraya gelen insanlar savaşı sembolize eden her şeyle karşılaşıyorlar ama onların çiçek bırakmayı tercih ettikleri tek yer ağlayan bir anne. Çünkü tüm coğrafyalardaki insanlar gibi onlarda tüm savaşlardan arta kalanın gözü yaşlı anneler olduğunu iyi biliyor.
ETKİLİYEN SAVAŞ SAHNELERİ

Alt katta bir birine açılan onlarca oda var. Her bir odanın içende savaştan kalma gerçek mermi kovanları tank ve top maketleri ile yanmış ağaçların hemen içinden uzanan savaş resimleriyle bir bütünlük oluşturuyorlar. Küçük loş ışıklı odaların içindeki maket ve resimler insanın kendini bir savaş ortamında hissetmesini sağlıyor.    Her bir oda adım adım Moskova’nın önlerinden,  Berlin’in içlerine kadar neredeyse savaşın bir çok alanındaki muharebeleri ve sahneleri gösteriyor .

Geniş yapının her yerinde ikinci dünya savaşını anlatan film ve belgesellerin yayınlandığı televizyonlar duruyor.  Patlamalar, vurulan insan çığlıklarıyla karışık sesler ve karmaşık loş ışıkların oluşturduğu animasyonlarla gezenlerin kendilerini savaş ortamında hissetmesini sağlamayı amaçlamış.

Bu ortam benim gibi Kürt savaşını ve Irak vahşetini yaşayan birini bile etkiliyorsa eminim sıradan insanları çok daha fazla etkiliyordur.

Rusların Diorama dedikleri bölümden sonra ikinci bölüme yani yine savaşı anlatan sanat galerisi bölümüne geçiyoruz . ikinci çıkan merdivenlerin üstünde camekanın içinde büyük antika tipindeki altın kılıcın üzerinde Rusça “ Üzerimize kılıçla gelen bizi karşısında kılıçla bulur. ” diye  bir yazı göze çarpıyor.

Merdivenlerden çıkar çıkmaz ise savaşı yöneten Rus generallerinin tabloları dizilmiş. U şeklinde bir biriyle birleşen iki koridorun başlangıcında savaşın başlangıç günlerini anlatan siyah beyaz fotolar,silah ve  maketlerde Rusların aslında savaşa ne kadar hazırlıksız yakalandığını anlatıyor. İlk sırada  dünyanın birbiriyle özdeşleştirdiği iki komutan Stalin ve Hitler’in siyah- beyaz  fotoğrafların ve altında dört kurmayları duruyor.  İkinci dünya savaşı ekonomik ve siyasi yanlarının yanında bir de  yanlış veya doğru iki ideoloji iki katı inancın çatıştığı bir savaştı.

SAVAŞ TÜM TOPLUMU SARMIŞ

Koridordan ilerledikçe camekanlar içinde savaştan kalma mermiler siyah-beyaz fotolar maketler asker elbiseleri içinde toplumun sıradan kesimlerinin savaş içindeki konumları başlıyor. Sıradan insanlar toplumun her kesiminden  her meslekten insanın bir savaş üretimi içene girişi var. Askerlere elbise diken terziler, askeri araçları onaran tamirciler, cepheye lojistik taşıyan kadınlar, kadın askerler,  yaralıları tedavi eden doktor ve hemşireler,  masanın başında askerlere dua eden yaşlı bir kadın ve hatta cephede askerlere moral vermeye çalışan kukla oynatıcıları ve komedyenleri anlatan vitrinler dizili.  Her kesimden ve yaştan insan savaşın bir yerinde. Herkes savaşa katılmış ve beklide savaş herkesi kendine katmış. Herkes bir şeyini savaşa  vermiş beklide savaş herkesten bir şey almış. Kiminin canını, kiminin bedenin, bir parçasını, kiminin evini, kiminin çocuğunu….. müzenin bu bölümünde ikinci dünya savaşının Ruslar için sadece orduların savaştığı bir savaş değil; aynı zamanda halkın her kesiminin katıldığı bir halk savaşı olduğu anlaşılıyor. Her kes o savaşın bir yerinde ve savaş her insanın yaşamının içinde öyle ki enkazların arasına bir çocuğun elinden düşen bir oyuncak bebek savaşı tüm çarpıcılığıyla ortaya koyuyor.

STALAN SAVŞIN HER ALANINA GİRMİŞ

Ama büyük koridorun içi gezildikçe her yerde hissedilen bir şey daha var. Savaşın her adımında ve her alanında Stalin’in etkisi göze çarpıyor. İnsan müzeyi gezdikçe Stalin’in savaşın her alanına etkide bulunduğu her alanına girdiğini hissediyor.

U şeklindeki koridorun ortasında açılan bir kapı yine içinde 5 metre yüksekliğinde büyük meşaleli bir genç insanın heykelinin bulunduğu dev bir salona açılıyor. Büyük yuvarlak salonun mermer kabartmalı tablalarının üzerinde altın harflerle yazılı isimler dizili. Kahramanlık salonunda dizili isimler Savaşta kahramanlık gösterenlerin isimleri yazılı.
SAVAŞ TEKNİĞİ BÖLÜMÜMüzenin büyüklüğünden söz ederken daha arka kısmını görmemiştim. İkinci dünya savaşı müzesinin ön kısmının ve yapısının büyüklüğü kadar . arka tarafında ikinci dünya savaşından kalma savaş araçlarını taşıyan Trenlerin askeri araçların, tankların sergilendiği Savaş tekniği bölümü çok daha büyük bir alan üzerine kurulu. Aşırı soğuk tan ve kardan dolayı öylesine bakabildiğimiz bölüm ikinci dünya savaşının ciddiyetini daha fazla gözler önüne seriyor.

6 milyon insanın hayatına mal olan ikinci dünya savaşı ve onu sergileyen bu müze hiçte insanın içini açmıyor. Elbetteki insanın içinden Faşistlere karşı direnen Rus ve diğer halkların kahramanlıklarını selamlamak geliyor. Ama insanın asıl içinden gelen Savaşların hiç olmaması.
RAHMİ YAĞMUR Moskova (3.2.2007)

Başka Şehirler - Remzi Gökdağ
Başka Şehirler - Remzi Gökdağ
Sevgili İstanbul - Remzi Gökdağ
Sevgili İstanbul - Remzi Gökdağ
Başka Şehirler - Remzi Gökdağ

Başka Şehirler

Remzi Gökdağ’ın yeni kitabı Başka Şehirler, E Yayınları'ndan çıktı. Keşfetme

OKUMA ÖNERİSİ