Tarihin Akışını Değiştiren Liman: Pearl Harbor

11 dk okuma

Pearl Harbor

Oahu adasındaki 4 günümüzün ilk iki gününü yürüyerek yapacağımız gezilere ayırmıştık. Bu yüzden araba kiralama işini gezinin üçüncü gününe bıraktık.

İlk günümüzün sabahında erken uyandık. Hakkında çok şey okuduğumuz, dünya tarihinin değiştiği noktalardan biri olan Pearl Harbor’u görecektik.

Otelimizin önünden bindiğimiz 42 nolu belediye otobüsü bizi önce Honolulu kent merkezine oradan da Pearl Harbor’a götürdü. Yaklaşık 1 saat süren bu yolculukta kentin neredeyse bütün sokaklarına giren otobüsümüz sayesinde Honolulu’yu görsel olarak tanıdık. Yarınki yürüyüşümüz için sokaklardaki güzergahımızı belirledik. Bu kenti yakından tanımak isteyenlere Honolulu’da belediye otobüslerine binerek yolculuk yapmalarını öneririm.

Pearl Harbor’a geldiğimizde otobüs şöforünün uyarısıyla inme hazırlıklarına başladık. Otobüsün kapılarının açıldığı anda karşımda gördüğüm ilk yazı ‘USS Arizona Memorial’ oldu. Pearl Harbor’un merkezindeydik.

Burası aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı’nın ‘başladığı ve bittiği yer’ olarak da biliniyor. Ünlü Arizona ve Missouri savaş gemilerinin yanı sıra çok sayıda önemli isimleri burada görmek mümkün.

Burayı anlatmaya başlamadan önce Pearl Harbor’un ABD için ne anlama geldiğinden bahsetmek istiyorum. ABD için İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcını ve sonunu temsil eden iki savaş gemisi var: USS Arizona ve USS Missouri. Bu iki savaş gemisinin kaderleri yıllar sonra bu limanda kesişmiş.

1945’te yenilgiye uğratılan Japonlarla barış anlaşmasının imzalandığı USS Missouri, yıllar sonra bu kez, savaşın başladığı Pearl Harbor’da baskına yakalanan USS Arizona’nın çok yakınına demirlemişti. USS Arizona ise Japonlar tarafından 7 Aralık 1941’de yapılan baskının simgesi olarak kabul ediliyor. Toplam 2 saat süren baskında tam 1177 denizcinin (toplam Amerikan askeri kaybı 2 bin 433) hayatını kaybettiği savaş gemisiydi USS Arizona. ABD Donanma Bakanı John H. Dalton’un 4 Mayıs 1998 tarihinde geçmişi anılarla yüklü USS Missouri’nin bağışına dair anlaşmayı imzalamasıyla bu ünlü gemi emekliye ayrılacak, Arizona’nın anısına müze olarak kullanılacaktı.

USS Missouri

Pearl Harbor’daki gezimize USS Missouri savaş gemisini ziyaretle başladık. Gemiye giriş 16 dolar. Bileti aldıktan sonra bizi geminin bulunduğu limana götürecek araca bindik. Pearl Harbor halen Amerikan Deniz Kuvvetlerince aktif olarak kullanılan bir liman olduğundan giriş ve çıkışlarda sıkı güvenlik önlemleri bulunuyor. Geminin bağlı bulundığu rıhtım Pearl Harbor’ın ortasındaki Ford Adası’nda bulunuyor. Adayı karaya bağlayan köprüden geçerken aracımızın şoförü bizi uyarıyor: ‘Şu andan itibaren Amerikan ordusunun kurallarının geçtiği bir alandasınız. Lütfen kuralları titizlikle uygulayın. Fotoğraf çekimlerinin yasak olduğu bölgelerde bu kurallara mutlaka uyun. Bu köprü bu kuralların uygulandığı yer. Bu nedenle fotoğraf makinalarınızı ikinci bir uyarıya kadar çantalarınızdan çıkartmayın.’ Bu uyarıya harfi harfine uymaktan başka bir seçeneğimiz yok zaten.

USS Missouri Zırhlısına geldiğimizde araçtan iniyoruz. Deniz kuvvetlerine ait bir subay bize yolu gösteriyor. Birazdan geminin önünde hatıra fotoğrafı çektirmemiz için durduruluyoruz. Amerikanın pek çok parkında aslında buna benzer uygulama bulunuyor; bir farkla. Diğer parklarda fotoğraflarımız bizim talebimiz halinde çekilirken USS Missouri’nin önünde zorunlu olarak bir hatıra fotoğrafı çektiriyoruz. Bunun da gemiyi gezmeye gelen turistlerin farklı bir türde kayda geçmesi olarak nitelendiriyorum. Bu noktadan sonra fotoğraf çekimlerine izin verilen bölgedeyiz. Merdivenlerden geminin içine doğru geçerken başlıyoruz çekimlere. 1944-1998 yılları arasında dünya denizlerinde rakip tanımayan bu geminin içinde bulunmak bir anlamda tarihinin güvertesine adım atmak gibi.

‘Ben Missouriyim’
‘Ben de deniz feneriyim…’

Dünyanın farklı köşelerini gezen ve önemli savaşlarda kilit rol oynayan USS Missouri zırhlısının Türkiye’nin siyasi tarihinde de hatırlanan bir yeri var. Bu olayı anlatmadan önce geminin gücünü gösteren ve efsane haline gelen bir hatırlatmada bulunmak istiyorum.

Missouri zırhlısı, dünyanın en tanınmış büyük tonajlı savaş gemilerinden biri. Geminin süvarisi rutin bir yolculuk sırasında radarda, geminin rotası üzerinde bir cisim tespit eder. Bunun bir gemi olduğunu düşünerek, derhal telsizle mesaj gönderir; “Şu anda bulunduğunuz konum ile rotamız çakışmaktadır, tamam. Lütfen rotanızı 15 derece doğuya çevirin, tamam”. Ancak karşı taraftan, “Konumumuzu değiştirmemiz mümkün değil, tamam. Lütfen siz rotanızı değiştirin, tamam” şeklinde bir yanıt alır. Dünyanın en güçlü savaş gemisinin komutanı sinirlenir; ‘Ben Missouri’yim’ yanıtını gönderir. Karşıdan cevap gelir: ‘Ben de deniz feneriyim!’

Dilden dile anlatılan bu olay geminin gücünü espirili bir dille de olsa anlatıyor. Bu gücü yakından görmek farkı duygulara neden olabilir. Tıpkı bendekiler gibi. Geminin emekliye ayrılıp müze olarak kullanıldığını bilmeme rağmen bu savaş makinesinin içinde dolaşmak insanın tüylerini diken diken etmeye yetiyor. Üçlü gruplar halinde güvertenin önünde iki, arkasında bir dizi olarak sıralanmış toplar dünya denizlerinin en güçlü silahları olarak kabul ediliyor. Bu dokuz topun hedefi olmak anlatılır bir duygu olmasa gerek.

Türkiye bu isme yabancı değil!

Amerikan Missouri zırhlısı, Washington’da ölen Büyükelçi Ertegün’ün cenazesini İstanbul’a getirmişti. Yaklaşık 60 yıl önce, 5 Nisan 1946’da zırhlı İstanbul’u ziyaret ettiğinde kurbanlar kesilip hatıra için posta pulları bastırılmıştı. Dolmabahçe önlerine demirleyen Missouri zırhlısı ziyarete açılmıştı. Her yerde “I love You America” şarkıları söyletilmekteydi. Kabataş’tan Missouri zırhlısını gezip görmeye “25 Kuruşa” dolmuş motorları kaldırılıyordu.

Geminin Sovyetler Birliği’ne gözdağı vermek amacıyla ABD Başkanı Truman tarafından Türkiye’ye gönderildiği iddia edilir. Bu gezinin hemen ardından Türkiye NATO’ya dahil edilmiş ve Türk askerinin Kore macerası başlamıştı. Geminin İstanbul ziyaretini gösteren fotoğrafları görmek de ilginçti. Personelin Sultanahmet Meydanı’nda Dikilitaş önünde çektirdiği hatıra fotoğrafı müzenin bir bölümünde duruyor.

2. Dünya Savaşı’nda da gemi önemli tarihe tanık olmuş. 2 Eylül 1945 saat 09.04’te savaşı bitiren anlaşma Tokyo limanında bu geminin güvertesinde Başbakan Suziki tarafından imzalanmış ve Japonya’nın yönetiminin General Mac Arthur’a devrini öngören anlaşma yürürlüğe girmişti. Bu imza töreni aynı zamanda 2. Dünya Savaşı’nın resmen bittiği gün anlamına geliyordu. Törenden hemen sonra ABD Başkanı Truman zafer ilan etti ve İkinci Dünya Savaşı sona erdi. Japon İmparatorluğu teslim olmuş, ABD’nin Pasifik’e tam hakimiyeti başlamıştı.

İşte bu tarihe evsahipliği yapan gemide bulunmak gerçekten heyecan verici bir duygu. İmza töreninin yapıldığı noktada o günün anısına bir plaka yerleştirilmiş. İmzaların atıldığı belgeler de camekan bir masada gelenlerin meraklı bakışlarına sunulmuş.

Kaptansız kaptan köşkü

Geminin en ilginç noktalarından biri de kuşkusuz kaptan köşkü. Bir zamanlar dünyanın kaderini değiştiren olaylara tanık olan geminin kalbi diyebilirim buraya. 3-4 metre uzunluğunda yaklaşık 2 metre genişliğinde bir alanda onlarca düğme, radar gözlem aletleri, geminin dümeni, hız noktaları, telefonlar, telsizler ve anlayamadığım çok sayıda cisim bulunuyor. Kaptan koltuğuna oturup dar camlardan önümdeki manzaraya bakıyorum. Altı tane uzun menzilli top tabii ki hemen göze çarpıyor.

Geminin arka tarafında bu toplardan 3 tane daha bulunuyor. Ayrıca Kamikaze uçağının saldırdığı noktayı da görmek mümkün.

Zaman içinde gemi modern savaş teknolojisine ayak uydurmuş. Körfez Savaşı’nda da önemli rol oynayan gemide denizden karaya fırlatılan füzelerin gölgesinde bugün bizim gibi meraklı turistler hatıra fotoğrafı çektiriyor.

USS Bowfin

Makina dairesi, yemekhane, koğuşlar ve güvertede yaptığımız iki saatlik geziden sonra yine bir başka savaş aracına USS Bowfin denizaltına doğru yola çıktık. Denizaltıyla aynı adı taşıyan parkta füzeleri, deniz mayınlarını ve Japonlar tarafından kullanılan tek kişilik denizaltıları da görmek mümkün. Bowfin denizaltısını gördükten sonra karaya ayak basmak o gün yaşadığım en mutlu olay diyebilirim. Bu kadar dar bir alanda o kadar personelin nasıl yaşadığını anlamak gerçekten mümkün değil. Düşünebiliyor musunuz, günlerce denizin altında tabut gibi bir mekanda yaşıyorsunuz. Dar ve basık koridorlarda yürümek bile tecrübe gerektiriyor. Yemekhane olarak adlandırılan yer ise orta ölçekli bir arabanın içi kadar geniş. Burada aynı anda 10 kişinin yemek yediğini düşünmek biraz zor. Askerlerin ranzaları ise bir başka konu. Koğuşta uzunlamasına 4 sıra ranzalar bulunuyor, ancak bu ranzalar o kadar dar ki herhalde yatan bir daha kıpırdayamadan sabahı beklemek durumunda kalıyordu.

7 Aralık 1941

23 Kasım günü komutan yardımcısı Nagumo Çuiçi’nin yönetiminde 6 uçak gemisi, 2 savaş gemisi, 3 kruvazör ve 11 destroyerden oluşan Japon filosu Hawaii’nin yaklaşık 440 km. kuzeyindeki noktaya hareket etti. Saldırı bu noktadan gerçekleştirilecekti.

7 Aralık 1941’de Pazar sabahı saat 7.55’te, Japon uçak gemilerinden havalanan 360’ın üzerinde savaş uçağı, Oahu Adası’ndaki Pearl Harbor deniz üssüne saldırmıştı. Japonlar bombaladıkları sekiz savaş gemisinden altısını batırdı ya da çalışamaz duruma getirdi; uçak gemileri o anda başka bir yerde olduğu için bu saldırıdan kurtuldu. Ancak ABD donanmasının üçte birini oluşturan zırhlı savaş gemilerinin çoğu bu saldırıdan kurtulamadı.

Pearl Harbor baskını, ABD’nin Büyük Okyanus’taki donanma ve hava gücüne büyük darbe indirdi. Ancak Japonlar, adadaki önemli petrol depolarını yok etmeyi başaramamıştı. Baskın ABD’nin tarafsızlığını yerle bir etti. Kongre 8 Aralık 1941’de Japonya’ya savaş ilan edilmesine karar verdi.

Bu olay üzerine ABD kongresi, 8 Aralık 1941’de Japonya’ya, üç gün sonra da Almanya ve İtalya’ya savaş ilan etti.

Japon turist yok

Her yıl yaklaşık 1.5 milyon turistin ziyaret ettiği Pearl Harbor, Hawaii’nin kuşkusuz en ilginç noktalarından biri. Buraya yaptığımız bir günlük ziyaret süresince dünyanın farklı noktalarından gelen turistlerle tanıştık. Ancak bunların arasında Japonların olmaması dikkat çekiciydi. Japonya’ya en yakın ABD eyaleti olan Hawaii’de aslında Japon turistler en kalabalık grubu oluşturuyor. Çoğu alışveriş için buraya gelen Japonlar, Pearl Harbor’ı ziyaret etmiyor. Yaklaşık yarım asır öncesi yaşanan o kötü günün anısını belki de yaşamak istemiyorlar.

USS Arizona zırhlısı

Pearl Harbor’daki son durağımız USS Arizona zırhlısı. Zırhlının batan kalıntısı demek daha doğru olacak. Japon saldırısından geriye kalan en ürpertici anıt bu olsa gerek. Limanın tabanında yatan gemi kalıntısının üstüne yapılan anıta her saat başı motorla ulaşmak mümkün. Bu hizmeti de yine ABD Deniz Kuvvetleri veriyor. Anıta gitmeden önce 15 dakikalık bir film gösterisine giriyoruz. Savaşın o korkunç gününü ekrandan izlerken yıllar önce içinde bulunduğumuz mekandakilerin cehennemi yaşadıklarını anlayabiliyor insan.

Japon uçaklarının USS Arizona’yı batırmalarının üstünden 64 yıl geçti; sessiz gemi enkazı bugün, Pearl Harbor’ın ince, gri kumlarında dinleniyor ve korkunç Hawaii sabahına ait anıların üzerine, hâlâ damla damla petrol sızdırıyor.

Geminin enkazının bulunduğu noktada beyaz bir anıt yükseliyor. Anıtı tasarlayan mimar Alfred Preis’a göre, yapının ortasındaki çöküklük ilk saldırıyı, yükselen iki uç ise savaşın sonunda kazanılan zaferi simgeliyor. Anıta aşırı derecede duygu yüklemek yerine insanları kendi düşünce ve duygularıyla başbaşa bırakmaya önem vermiş tasarımında. Her iki tarafındaki açık pencerelerden USS Arizona’nın iki ucu görünüyor.

Anıt üç bölüme ayrılıyor; giriş salonu, saygı duruşu alanı ve gözlem platformu. Bu platformun ortasındaki boş alanlardan da enkazı tepeden görülüyor. Anıta her saat başı motorla ulaşmak mümkün. İlginçtir ki 9 dakikalık sessiz ve huzur dolu motor turu ile geminin bir bomba ile batma süresi birbirıne eşit. Motorumuz anıta yaklaşırken tur görevlisinin verdiği bilgileri dinliyoruz. 7 Aralık sabahı bu gemide ölen yaklaşık 1775 askere duyulan saygıdan olsa gerek anıtı gezen turistlere inanılmaz sessizlik ve hüzün hakim. Bazıları gözyaşlarını tutamıyor.

Bu arada Pearl Harbor gezimiz sırasında yaşadığımız ilginç bir gözlemimi de aktarmak istiyorum. Gerek Arizona zırhlısı gerekse Missouri’yi gezerken çok sayıda görevlinin sıcak ilgisiyle karşılaştık. Çoğu ABD ordusuna mensup subaylardı. Geleneksel olarak burayı ziyaret eden turistlere herkes nereden geldiğini ve hangi ülke vatandaşı olduğunu sorar. Bu bir anlamda konuşkan Amerikalıların sohbete başlama girişimidir. Biz de bu tür soruların hedefi olduk zaman zaman. Türk olduğumuzu duyan herkesin ilk tepkisi şaşkınlıktı. Dünyanın diğer ucundan kalkıp buraya gelmek onları birhayli şaşırtıyortdu. Türkiye’yi yakından tanıyan kişilerdi hepsi ve ABD’de pek de alışık olmadığımız sıcak bir tavırla Türkiye’yi ve Türkleri çok sevdiklerini dile getiriyorlardı.

Remzi Gökdağ gazeteci, yazar ve yayıncıdır. 1989 yılında Cumhuriyet Gazetesi'nde muhabir olarak çalışmaya başlayan Remzi Gökdağ, İstanbul konulu haberleriyle çeşitli gazetecilik ödüllerine sahiptir. Remzi Gökdağ'ın Başka Şehirler, Sevgili İstanbul, Amerikan Medyası’nda 11 Eylül ve Park Otel Olayı adında dört kitabı vardır. Remzi Gökdağ hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Önceki Yazı

Sörf bu dalgalarda yapılır!

Sonraki Yazı

Yosemite’nin Zirvesine Doğru

İzlenimler son yazılar

Küba Gezi Notları

Deniz Alsaç Yıldırım – 25.09.08 / İstanbul-Madrid-Havana Emre ve Hasan’la yıllardır hayal ettiğimiz Küba seyahatini gerçekleştirmek

Yosemite’nin Zirvesinden

Yelda Horozoğlu – Yosemite, ABD’de uzun süredir gitmeyi planladığım bir mekandı. Pek çok kez hazırlık yapıp