Uzaklarda dil dertleri: Ufak, fu*k ve ötesi…

Dil öğrenme aşkıyla İngiltere’ye gitmiştim. Gençtim. Taşı sıksam suyunu çıkaracağıma kalıbımı bastığım zamanlardı. Titanic’in alayı vala ile demir aldığı Southampton limanına yakın bir okulda, metrekareye bir hayli Türk’ün düştüğü bir ortamda İngilizce öğrenmeye çalışıyordum. “Hav ar yu, ne var yu” esprisine güldüğümüz naif yıllardı. Param hızla tükendiği için haftada iki gün bir Türk’ün karavanında döner kesip idare etmeye çalışıyordum. Bazı geceler iş çok geç bitince eve gidemiyor, bir İngilizle evli arkadaşımın evinde kanepeye kıvrılıp sabahı zor ediyordum. Bir gün arkadaşımın İngiliz kaynana ve kayınbabası misafirliğe gelmişti ve kahvaltı masasına oturmuştuk. Ben arkadaşımla Türkçe konuşuyor, o aralar dilime pelesenk ettiğim bir

Dil öğrenme aşkıyla İngiltere’ye gitmiştim. Gençtim. Taşı sıksam suyunu çıkaracağıma kalıbımı bastığım zamanlardı. Titanic’in alayı vala ile demir aldığı Southampton limanına yakın bir okulda, metrekareye bir hayli Türk’ün düştüğü bir ortamda İngilizce öğrenmeye çalışıyordum. “Hav ar yu, ne var yu” esprisine güldüğümüz naif yıllardı.

Param hızla tükendiği için haftada iki gün bir Türk’ün karavanında döner kesip idare etmeye çalışıyordum. Bazı geceler iş çok geç bitince eve gidemiyor, bir İngilizle evli arkadaşımın evinde kanepeye kıvrılıp sabahı zor ediyordum.

Bir gün arkadaşımın İngiliz kaynana ve kayınbabası misafirliğe gelmişti ve kahvaltı masasına oturmuştuk. Ben arkadaşımla Türkçe konuşuyor, o aralar dilime pelesenk ettiğim bir sözü olur olmadık yerde tekrar ediyordum:

“Ufak ufak Türkiye’ye dönmem lazım, para yetişmiyor… Eh geç oldu, ben ufak ufak kalkayım!”

Masada hafif bir gerginlik olduğunu sonradan fark ettim.

Arkadaşım sonunda patladı:

“Ulan yeter be! Sen habire ufak ufak diyorsun, herkes fu*k fu*k diye küfür ediyorsun sanıp bozuluyor. Sus artık!”

* * *

Türkmenistan’da, nedense adına “aşk şehri” denen Aşkabat’ta yaşadığım günlerdi. Oysa bal gibi çöl şehriydi. “Ufak” şehrin son evinin bittiği yerde Karakum çölünün tozu dumanı başlardı. Termometre 50-60’a bana mısın demez, katlanırdı.

Editörlüğünü yaptığım dergide yardımcım olan Maya diye bir kız vardı. Bir gün kocası ve 5-6 yaşlarında olan sevimli oğlu iş çıkışı ofise gelmişti. Binanın önünde, bir ağaç gölgesine sığınmış yeşil çay ve sigara içiyorduk. Türkmence ve Türkçenin benzerliklerini konuşuyorduk.

Uzaklarda dil dertleri: Ufak, fu*k ve ötesi... 2

Yaramaz çocuk elindeki plastik tabancayı burnuma dayayıp bağırdı:

“Bende yarak var! Sende yok!”

Bir anda utançtan kulaklarıma kadar kızardığımı hissettim. Yanlış mı duymuştum yoksa?

Türklerle uzun süredir çalışan kocası, kahkahayı basıp oğlanı zorla uzaklaştırdı. Sonra bana dönüp izah etti:

“Anladım neye şaşırdığını” dedi, “o kelime sizde çok kötü bir manaya geliyor. Ama bizde silah demektir. Bilmende fayda var!”

Akşam Türkmen televizyonunun haber bülteninde, yabancı ülkedeki bir terör operasyonu haberi verilirken şu cümleyi duydum ve bir daha unutmamak üzere zihnime kazıdım:
“Terörçüler (teröristler) yaraklarına el konulup yakalandı.”

* * *

Moskova’da bir akşam bir bardayız. Bekarlık yıllarımız. İstanbul’dan bir arkadaşım gelmiş. Ben birkaç yıllık Moskovalı olarak, turist arkadaşıma mihmandarlık yapıyorum.

İki kızla dans pistinde tanıştık. Çat-pat Rusça-İngilizce kokteyli muhabbetten sonra aynı masaya oturmaya karar verdik.

Arada bir Türkçe geyik yapıyoruz, arada kızlara laf yetiştiriyoruz. Her şey gayet iyi giderken bizimkisi müziğin sesini de bastırmak için bağırıp dururken “Huylu huyundan vazgeçmez abi. Bu benim huyum. Huy çıkar can çıkmaz” demesin mi?

Bu kısacık söylevde beş kez kullandığı “huy” kelimesi Rusçada erkek cinsel organına tekabül ediyor!

Kızlar “iyi aile kızları” idi. Yüzleri, bakışları değişti. Birisi arkadaşının eline dokundu. “Biz tuvalete kadar gidip geliyoruz” dedi.

Tabii ki gelmediler.

* * *

Uzaklarda yaşayan biz Türkler, yabancı dillerdeki bazı kelimelerin kendi dilimizdeki “uygunsuz” karşılıkları üzerine bir sözlük yapsak ne dersiniz?

Ufak ufak başlasak mı?

Başka Şehirler - Remzi Gökdağ
Başka Şehirler - Remzi Gökdağ
Sevgili İstanbul - Remzi Gökdağ
Sevgili İstanbul - Remzi Gökdağ
Önceki Yazı

Erken rezervasyon ile son dakika turu farksız mı?

Sonraki Yazı

Tokyo’da parkta unuttuğum iPhone’a ne oldu?