17 günün ardından Japonya izlenimleri

Japonya gerçekten başka bir dünya. Harika manzaralarını, muhteşem tapınaklarını ve lezzetli yiyeceklerini bize sunmakla kalmadı, halkını tanımamız için de şans tanıdı. O şansı elimizden geldiğince değerlendirmeye çalıştık. Sonunda az da olsa hakkında yüzeysel bilgilere sahip olabildik. Birkaç günlük geziyle yeterli bilgiye sahip olamayacağımızı zaten biliyorduk.  Kitaplarda okuduklarınızı bir kenara koyun, tanıtım videolarını falan unutun. Japonya’da karşılaşacağınız insanlar sizi her zaman şaşırtacak. Gördükleriniz buzdağının görünen kısmı. Bu konuda uzun yıllar çaba sarf edenler bile Japon halkını, toplumun karmaşık yapısını çözemediklerini itiraf ediyor. Japonya’da gezerken karşılaştığımız bazı insanlar ve davranışları oldukça ilginçti, bizi şaşırttı. Bunların çoğu olumlu hareketlerdi ama bazı durumlarda “İyi

Japonya gerçekten başka bir dünya. Harika manzaralarını, muhteşem tapınaklarını ve lezzetli yiyeceklerini bize sunmakla kalmadı, halkını tanımamız için de şans tanıdı. O şansı elimizden geldiğince değerlendirmeye çalıştık. Sonunda az da olsa hakkında yüzeysel bilgilere sahip olabildik. Birkaç günlük geziyle yeterli bilgiye sahip olamayacağımızı zaten biliyorduk. 

Kitaplarda okuduklarınızı bir kenara koyun, tanıtım videolarını falan unutun. Japonya’da karşılaşacağınız insanlar sizi her zaman şaşırtacak. Gördükleriniz buzdağının görünen kısmı. Bu konuda uzun yıllar çaba sarf edenler bile Japon halkını, toplumun karmaşık yapısını çözemediklerini itiraf ediyor.

Japonya’da gezerken karşılaştığımız bazı insanlar ve davranışları oldukça ilginçti, bizi şaşırttı. Bunların çoğu olumlu hareketlerdi ama bazı durumlarda “İyi ki burada yaşamıyoruz” dediğimiz de oldu. Gezinin ilk günü bütün bu sürprizleri not etmeye kararlıydık. Yazmadan her şeyi unutacağımızı, eve döndüğümüzde bunları hatırlamayacağımızı biliyorduk. Öyle de oldu… 

Geriye dönüp baktığımda aklımda kalan bazı olayları bu yazıda listelemeye çalıştım. Bunlar tamamen önyargılardan uzak kişisel gözlemler ve yoruma açık. 

Boş vagonda seyahat

İlk gün Osaka havaalanından şehir merkezine boş bir trenle gittik. Yaklaşık yüz kişilik vagonumuzdaki yolcu sayısı 10’dan azdı. Diğer vagonlar da yoğun değildi. Koltuğumuzu bulup oturduk. Tren hareket ettikten on dakika sonra bilet görevlisi vagona girdi. Elindeki tabletten yolcuları kontrol ederek yanımızdan geçti. Çaprazımda oturan yolcunun önünde durdu. Aralarında kısa bir konuşma geçti. Yolcu, koridor koltuğundan cam kenarına geçti. Vagon neredeyse bomboştu, son durağa yaklaşıyorduk. Yani başka yolcu gelmeyecekti ama görevli kendi koltuğunda değil, yan koltukta oturan o yolcuyu uyarmakla yükümlüydü. 

İkiye bölünemeyen çörek

Kyoto’nun turistik bir sokağındayız, atıştırmalıklarıyla ünlü bir kafesindeyiz. Yuvarlak keklerinden birini satın alan turistle görevlinin arasında ilginç bir diyalog başladı. Turist, kekin paketlenmesini istemiyordu çünkü dışarda bekleyen arkadaşıyla paylaşacaktı. Görevli üzgün bir yüz ifadesiyle keki kesemeyeceğini söyledi. Turist eliyle kesme işareti yaptıkça görevlinin üzüntüsü artıyordu. Sanırım çöreği kesmesinin mümkün olmadığını söylüyordu. Bir ara dayanamayıp masamdaki kullanılmamış plastik bıçaklardan birini uzatmayı bile düşündüm. Turist mücadeleden vazgeçip keki tek parça halinde aldı, parasını ödeyip kafeden ayrıldı. O kekin neden ikiye bölünmediğini anlayabilmiş değilim. Tahminim: A – Görevli bugüne kadar böyle bir taleple hiç karşılaşmadı ve insiyatif alamadı. B – Yüzyıllardır aynı yerde aynı keki satanlar, onun tek parça halinde yenilmesi gerektiğini turistlere anlatmak istiyordu.

Rahatsız eden sakinlik

Japonların ilk göze çarpan özelliği de sakinlikleri. Büyük şehirlerde bir koşturmadır gidiyor ancak toplu taşımada iniş ve binişlerde herkes sakin. Alışveriş yaparken de bu sakinlikleri göze çarpıyor. Görevli paketinizi en ince ayrıntısına kadar evrip çevirdikten sonra saygıyla teslim ediyor. En kalabalık restoranlarda bile para ödeme ritüelleri mistik bir ayin edasıyla sürüyor.

Japonlarla en yakın temaslarımız tren istasyonları ve metrolarda oldu. Yanımdaki koltuğa otururken bile eğilip selam verenlerle karşılaştım. Göz göze gelmesek de eğilerek selam verdikten sonra oturuyorlardı. Şehirlerarası yolculuklarda bilet kontrolü yapan görevliler vagonu terk ederken yolculara dönüp selam veriyordu. Otobüs şoförleri inen yolcuya teşekkür ediyor, frene basmadan önce uyarı yapıyor, hatta kırmızı ışık için yavaşlarken bile mikrofonundan anons yapıyorlardı. 

Bu arada otobüslere orta kapıdan binip, ön kapıdan inmeyi de öğrendik. Binerken kartımızı okutuyor inişte şoförün yanındaki makinaya yine kartımızı gösteriyorduk. Böylece ne kadar mesafe gittiğimiz ve kaç para ödeyeceğimiz belli oluyordu. Taksimetrenin otobüs versiyonu gibi.

Kyoto’da Filozof yolunu gezdikten sonra bindiğimiz otobüsün arka koltuğunda iki kişilik yer bulunca oturduk. İş çıkışı saatiydi ve otobüs şehir merkezine gidene kadar tıklım tıklım doldu. İneceğimiz durağa yaklaştık ama o kalabalığı yarıp ön kapıya ulaşmak pek mümkün görünmüyordu. Bir durak önce kalkıp ilerlesek hareket halindeki otobüste diğer yolcularla zorunlu dans moduna geçebilidik. Zaten otobüs durmadan yerinden kalkıp kapıya yürüyen yolcu görmedik. Kara kara düşünürken önümdeki koltukta oturan kadın hareketlendi ve inme düğmesine bastı. Beklediğimiz an gelmişti. Otobüs durdu. Kadın yerinden kalktı. Biz de onu takibe başladık. O önde biz arkada ön kapıya kadar geldik. Ortadaki kalabalık geçebileceğimiz kadar yer ayırıyordu. Ön kapıya ulaşıp kartı okuturken otobüs şoförü teşekkür etti. Biz de ona karşılık verdik. Sonra bize cevaben tekrar teşekkür etti. Günün en yoğun saatinde tıklım tıklım kalabalık bir otobüsün ön kapısında karşılıklı teşekkür faslı buraya özgü bir hareketti.

Hayır demek bu kadar mı zor?

İlk günler metroda yolumuzu bulmaya çalışırken sık sık kayboluyorduk. Böyle anlarda yardım alabileceğimiz görevlileri arıyorduk. Bize “hayır” diyen bir görevliyle karşılaşmadık. Sorularımıza olumsuz yanıt da almak zordu. Bir seferinde Shinkansen platformundaki bilet makinalarından rezervasyonlu metro biletlerimizi başaramamıştık. O biletleri platformun iki kat altındaki metro hattından almamız gerektiğini sonra öğrendik. Görevliye “Bu makinadan şu bileti alamıyor muyuz?” diye sorduğumda “hayır alamıyorsunuz” demedi. “Burası şehirlerarası tren hattı” diyordu “farklı makinelerden alabilirsiniz” diyordu ama “hayır buradan o bileti alamazsınız” demiyordu. Yeni bir bavul satın alacaktık ve büyük bir mağazanın seyahat malzemelerinin satıldığı katına gittik ama bavul yoktu. Görevliye durumu anlattık. Beklememizi işaret edip başka bir görevlinin yanına gitti. Aralarında bir sohbet başladı. Birlikte kasanın yanındaki telefonun yanına gittiler. Biz de onları takip ediyoruz. Telefon açıldı, konuşmalar yapıldı. Sonunda soruyu ilk sorduğumuz görevli yanımıza geldi. AVM’de bavul alabileceğimiz bir başka mağaza olduğunu söyledi. Bu mağazada bavul olmadığını anladık ama “hayır yok” diyemiyorlardı. Bize ilk kez hayır diyen bir restoran görevlisiydi. Rezervasyonumuz yoktu, masalar doluydu. “Bekleyebiliriz” dedim. “Uzun sürer” dedi. “Dolaşıp gelsek” dedim, “bütün masalar bu gece rezervasyonlu” dedi. “Bu gece burada masa bulma imkanımız var mı yok mu? diye sorduğumda sol bileğini sağ bileğinin üstüne koyup içten bir tebessümle o işareti yaptı. Elleriyle X işaretini yapan bu güler yüzlü kibar görevli bize sözlü olarak olmasa da ilk kez vücut hareketiyle hayır dedi.  

Kurallar çözümlerden daha önemli

Japonların kurallara bağlılığı bu ülkeyi ziyaret eden herkesin dikkatini çeker. Hayatın her adımı kurallarla belirlenmiştir ve onlardan birini ihlal etmek dönen çarka çomak sokmaktan beterdir. Düzen herşeyden önemlidir, kestirme çözümler pek kabul görmez. 

Fuji Dağı gezimizi beklenen süreden önce tamamladık. Biletimiz gidiş-dönüş olduğundan rezervasyonlarımızı da önceden yapmıştık. Gezi iki saat erken bitince Tokyo’ya dönüp orada zaman geçirmek istedik. İstasyona geldiğimizde birkaç dakika sonra Tokyo’ya bir tren olduğunu gördük. Elimizdeki biletle o trene binip binemeyeceğimizden emin değildik. Telaşla bir görevlinin yanına gidip sorduk. İngilizcesi zayıftı ve konuyu anlatmamız zor oldu. Ona gösterdiğimiz bilet üzerindeki bilgiler ve bizim erken yolculuk talebimiz kafasını karıştırdı. Biletin üstünde kalkış saati 17:35’ti ve bize tren saatimizin 17:35 olduğunu söyledi. Bunu zaten biz de biliyorduk ve o trene değil de şu anda platformdaki aynı şirketin bir başka trenine binmek istediğimizi yineledik. “Acele etmeyin trene daha 2 saatiniz var”  deyip durdu yani bilet bilgilerini görüp bize olması gereken bilgileri tekrarladı. Vücut dili hareketleriyle acelemiz olduğunu ve platformdaki trene binmek istediğimizi anlatırken yanımıza bir başka görevli yanaştı ve konuyu anlamaya çalıştı tabii bu biraz zaman aldı ve platformdaki tren hareket etti. Daha sonra internet üzerinden konuyla ilgili yaptığımız araştırmalarda rezervasyonumuzu değiştirme ve erken trene binme hakkımız olduğunu öğrendik. O görevli belki de hiç böyle bir taleple karşılaşmamıştı. Yani elinde kalkış saati yazan biletle kimse bir önceki trene binmek istememişti ya da biz o gün doğru zamanda doğru kişiye rastlayamadık. 

Çöp meselesi

Japonya’yı ziyaret edenlerin ilk izlenimleri temizlik konusudur. Her yer tertemiz ama neredeyse hiç çöp kutusu ve sokakları temizleyen görevli yok. İnsan ister istemez bu çelişkinin ardındaki sırrı merak ediyor. Cevabı yapacağınız birkaç günlük geziyle kendiniz verebilirsiniz. Japonlar sokakların temizliğini kişisel temizliklerinden ayırt etmiyor. İlkokuldan liseye kadar geçen 12 yıllık okul hayatı boyunca öğrencilerin günlük temizlik programının bir parçası kabul ediliyor. 

Çöp kutusu başlı başına bir olay. Başta Tokyo ve Osaka olmak üzere ülkenin bütün sokakları, kaldırımları tertemiz. Yerde çöp yok. Biz 17 gün boyunca bunun aksini görmedik. Peki çöpler nerede? Kutuda değil çünkü sokaklarda çöp kutusu yok. Yürürken, durakta beklerken ya da metroda seyahat ederken kimse yiyip içmiyor, çöp malzemesi olabilecek hiçbir şey üretmiyor. Dolayısıyla çöp kutusu da bulunmuyor. Bu durum en yoğun turistik bölgelerde de aynı, uzak köylerde de… Sokaklarda ayaküstü  yiyecek satan çok sayıda restoran var. Her yerin sokağa bakan cephesinde ya da içerde bir çöp kutusu bulunuyor. Örneğin tempura satın aldınız. O noktada yemeği bitirip plastik tabağı kafeye ait çöp kutusuna atmanız gerekiyor. “Hem yer hem giderim” derseniz olmuyor çünkü çöpü bir başka kafenin çöp kutusuna bırakırsanız gergin anlar yaşanabiliyor. Zaten onlara göre yürürken yemek büyük bir kabalık. Osaka’da yerel Japon lezzetleri satan bir kafeden aldığımız kızartmaları yerken önümüzden geçen 7-8 kişilik öğrenci grubu ellerinde kalan kola kutularını atacak çöp kutusu arıyorlardı. Kafenin önünde duran çöp kutusuna yöneldiler. Kutunun üstündeki yazıyı okuyunca çöplerini atmadan uzaklaştılar. Ne yazdığını tahmin etmek zor değildi: “Bu çöp kutusu sadece müşterilerimiz içindir.” Google çeviri uygulaması sen çok yaşa. 

Çöpler size iade edilebilir

Nara’daki geyikli parkın içi yoğundu, adeta turistlerin istilasına uğramıştı. Bir mağazaya girip hediyelik eşyalara baktık. Çıkıp tapınağın ana yolunda yürürken az önce mağazada sorularımızı yanıtlayan görevli telaşla koşturup yanımdan geçti ve hemen önümdeki Asyalı bir turiste küçük bir poşet uzattı. Sonra eğilerek selamını verip dükkanına geri döndü. Turiste verdiği poşetin içinde boş iki kola kutusu ve peçeteler vardı. Büyük ihtimalle etrafta çöp kutusu bulamayan turist, tapınağa bu poşetle girmek yerine mağazaya girip çöp kutusuna poşeti bırakmıştı. Durumu anlayan görevli de poşeti kutudan çıkarıp adamı bulmuş, çöpünü eline sıkıştırıp selamını verdikten sonra dükkanına dönmüştü.

Ülke o kadar temiz ki banknotlar ATM’lerden yeni kolalanmış bir gömlek gibi çıkıyor ve o para kimsenin eline gelişigüzel sıkıştırılmıyor. Mağazalarda, otellerde ve hatta taksilerde parayı koymak için küçük bir tepsi bulunuyor. Para önce bu tepsiye konuyor sonra karşıdaki parasını alıyor. 

Temizlik alışkanlığı aslında pratik kaygılardan kaynaklanıyor. Japonya gibi sıcak, nemli kalabalık bir ülkede yiyecekler çabuk bozulabilir, böcekler, bakteriler çoğalır. Yani iyi hijyen sağlıklı yaşam demektir. Ritüel arınma örnekleri günlük yaşamda da sık sık karşınıza çıkar. Şinto tapınağına girmeden önce, girişteki su kabında eller yıkarlar. Birçok Japon yeni arabalarını, arabanın etrafında salladığı onusa adı verilen bir değnek kullanan rahip tarafından arındırılmak üzere tapınağa götürür. Hatta bu alet yeni bir inşaatın başlayacağı araziyi arındırmak için bile kullanır. İnşaat alanlarındaki temizlik de başlı başına bir olay. Çimento taşıyan kamyonların, demir taşıyan inşaat araçlarının kaporta ve camları hatta lastikleri bile tertemiz. 

Japon tuvaleti

Japonya’daki tuvalet sistemi de sizi şaşırtacak önemli bir konu. Bu ülkeye gitmeye niyetiniz varsa önceden bu konu hakkında detaylı bilgi edinmeniz gerekebilir. İşinizi bitirdiniz ve sifonu çekmeye hazırsınız ancak tuvaletin yanında veya arkasında bir kol yok. Panik yok! Duvarda veya klozet kapağının yan tarafında bir panel var üstünde de bazı şekiller ve Japonca harfler… Sifon muhtemelen panelin üst kısmında olmalı ama hangisi? Denemekten başka çare yok… Toto’lar bizim için de sürprizdi ve en kalabalık sokaklardakinden tutun en yoğun metro istasyonlarında bile kirli tuvaletle karşılaşmadık. Bu tuvaletlerde utanmanıza bile izin vermiyorlar. Tuvalet ihtiyacını giderirken çıkabilecek istem dışı sesleri gizlemek için bazıları sifonu çekerek rahatlar ama bunu yaparken su israfını kimse düşünmez. Japonya’daki tuvaletlerde olası bir sessizlik durumunda basılacak bir tuş böyle zamanlar için düşünülmüş. Sifon sesi çıkartıyor ama su akmıyor. Tuvaletlerde gördüğümüz en yaygın markanın bir de müzesi varmış. TOTO Müzesini ziyaret etmek için süremiz yeterli değildi, belki bir dahaki sefere…

Herkes kendi dünyasında mutlu

Japonya’yı düşündüğünüz zaman aklınıza Tokyo’nun gösterişli neonları, Kyoto’nun tarihi sokakları ya da belki Osaka’nın kiraz çiçekleri gelebilir. Bunlar göz kamaştırıcı bir karizmanın yansımaları gibidir. Ama burada dağların derinliklerine gizlenmiş büyülü yerler de oldukça fazla ve her biri rüyadan fırlamış manzarasıyla dikkat çekiyor.

Tokyo’da iş çıkış saatlerinde bir metro istasyonundaysanız dünyanın en yoğun kalabalığına tanık olacaksınız. Bunca insanın sağa sola koşturduğu istasyonlarda ve vagonlarda rahatsız edici bir sessizlikle de başbaşasınız. Takım elbiseli iş adamları, şık giyimli kadınlar çıt çıkarmadan yolculuk ediyorlar. Arkadaş grupları da bu kurala uyuyor. Birkaç gencin sessiz fısıldaşması ve turistler dışında konuşan yok. Yolcuların elinde telefon, hepsi bir şeyler okuyor ve bunu telefon ekranlarını yüzlerine iyice yaklaştırıp yapıyorlar. Meraklı bir yolcu kimin ne okuduğunu anlamıyor. Şehirlerarası trenlerde de durum aynı. Yanımızdaki koltukta oturan 60 yaşlarında bir Japonun manga roman okuduğunu gördüm. Tuvalet ihtiyacı için yerimden kalkıp koridorda yürürken yolcuların tamamına yakınının cep telefonu ekranlarında ya çizgi film ya da çizgi romanların sayfaları açıktı. 

Japonya’da hiç yaşamayan, buraya hiç gelmeyen birkaç arkadaşımdan Japonlar hakkındaki önyargılarını dinlemiştim. Oysa madalyonun öbür yüzünü farklı ve tek bir kalıba sığabilecek toplumsal özellikler Japonları tanımakta yetersiz kalıyor.

Sen bir yabancısın hep öyle kalacaksın

Japonya’nın geleneklerine bağlı muhafazakar bir ülke olduğunu kabul edersek yabancıların burada yaşamasının zor olacağı sonucuna varmak gayet kolay. Japonya’da seyahat eden bir turistseniz basit hoşlukların ötesinde toplum tarafından kabul görünmediğiniz kuşkusuna varabilirsiniz ve bu konuda haksız da sayılmazsınız. Çünkü siz Japonlarla aynı standartlarda değilsiniz, bir yabancısınız. Bu kimileri için iyi, kimileri için kötü olabilir. Japonlar kendilerini en doğru kararı verebilen, kişisel ilişkilerinde nazik, duygularını yansıtmayan bireyler olarak görüyor. Bir başka ifadeyle Japon hiyerarşisine göre toplumdaki yerlerini hep kontrol ediyorlar. Sürekli güleryüz göstermekten içlerinde yaşadıkları fırtınaları yansıtmaya fırsat kalmıyor. Böyle anları yaşamak için iş çıkışını beklemeleri ve yalnız olmaları gerekiyor. İşte o anlarda değişim yavaş yavaş ortaya çıkıyor. İçkinin oranına göre bu hızlı değişim göze çarpıyor. Sokaklar, karaoke barlar, pachinko salonları bastırılmış dürtülerine engel olamayan insanlarla dolu. Japonya, hem anime hem de ninja ülkesi olabiliyor. Bir yanda geleneklerine bağlı samurayların torunları var diğer yanda fantazilerinde sınır tanımayan garip davranışlı bireyler. Yurt dışından gelenler, sistemin farkını kolaylıkla görebiliyor, insanların etkileşimindeki seviyeyi kavrayabiliyor. Hayal ettiğiniz Japonya ile gördüğünüz Japonya birbirine benzemiyor. 

Osaka’ya ilk gelişimizde trenle şehir merkezine giderken dar sokaklar dikkatimi çekmişti. Hiçbirinde kaldırım yoktu. Hepsinde şehir manzarasını yerle bir eden elektrik direkleri ve telleri uzanıyordu. Yolculuk boyunca benzer manzarayla sık sık karşılaştım. İlk zamanlar bu kadar kalabalığın kaldırımsız sokaklarda trafiği etkilemeden nasıl yürüyebildiğini merak ettim. Sonra benzer sokaklara girip dolaşınca bunun sandığım kadar zor olmadığını gördüm.

Yemeğimizi yedikten sonra kasaya giderken bütün çalışanları hepbir ağızdan yüksek sesle teşekkür etmesine zamanla alışmıştık. İster istemez eğilip teşekkürle karşılık verdiğimizde bu faslın böyle devam edeceğini de anladık. Japonların kibar ve arkadaş canlısı ama bir o kadar da çekingen olduklarını okumuştum. Kibarlıklarına birşey diyemem ama sıcak kanlı insanlar olduklarını da söyleyemem. Tamam, her konuda yardımcı oluyorlar. Turistleri düştükleri zor durumdan kurtarmayı kendilerine görev edinmişler. İnsanların hayatını kolaylaştırmak için çabalıyorlar. Asansörden çıkarken ‘kapıyı kapat’ düğmesine basmak gibi küçük detayları sıradan davranışlar olarak görüyorlar ama mesafeleriyle de ünlüler. Konu yabancılar olunca kırmızı çizgileri var. Eğer turistseniz ve ülkeye geçici bir süreliğine geliyorsanız sorun yok ama uzun süreli misafirliklerde davranışları değişebiliyor, size yabancı olduğunuz her fırsatta hatırlatılıyor. 

Hoşça kal

Japonya’da o kadar çok sürpriz var ki şaşırmaktan fırsat bulup gezinin nasıl sona erdiğini anlayamadık. Zamanla tuhaflıkları takdir etmeye başladık. Geleneksel davranışlarıyla modern yaşamın bir arada huzur içinde harmanlandığı bu ülkede İmparatorluk Sarayı’nın biraz ötesinde ülkenin dev şirketlerinin cam kuleleri yükseliyor. Çılgın festivaller, inanılmaz yemekler, çarpıcı manzaralar, baştan çıkaran tarih… Geleneklerle teknoloji, dinle modern yaşam yani zıtlıklar ve uyum her fırsatta göze çarpıyor. 

Aşılamaz görgü kuralları, karmaşık gelenekleri ve modern pop kültürüyle tanıştık. Nazik insanlarıyla sohbet etme imkanı bulduk. Karşılaştığımız sinir bozucu anların bile zamanla sevimli hale geldiğini öğrendik. Kısaca Japonya bize her fırsatta Japonya’da olduğumuzu hissettirdi. Japonya’yı düşündükçe sevgiyle hatırlayacağım. Yakından tanıyamasam da onu özleyeceğim…


Hello and Farewell to Japan

Avatar photo

Remzi Gökdağ, 1968 Beşiktaş doğumlu gazeteci, yazar ve yayıncıdır. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden 1992 yılında mezun olmuş, gazetecilik kariyerine 1989 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde muhabir olarak başlamıştır. İstanbul konulu haberleriyle çeşitli gazetecilik ödülleri kazanmış, özellikle Park Otel’in mühürlenmesine ve kaçak katlarının yıkılmasına dair haberleriyle tanınmıştır. İzlenim, gezi, inceleme türündeki yazıları çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmıştır. 1998 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşen Remzi Gökdağ, Kaliforniya’nın ilk Türkçe gazetesi USA Turkish Times’ın kuruluşunda yer almıştır. Yazarlık kariyerinde, “Başka Şehirler”, “Sevgili İstanbul”, “Amerikan Medyasında 11 Eylül” ve “Park Otel Olayı” gibi eserleriyle tanınmaktadır. “Başka Şehirler” adlı gezi, anı, tarih türündeki kitabı 2019 yılında yayınlanmıştır. Bu kitapta, 22 yıl boyunca üç kıtada beş farklı kentte yaşayarak ve yüzlercesine seyahat ederek edindiği deneyimleri paylaşmaktadır.

OKUMA ÖNERİSİ