Kurallar Ülkesi İsviçre

Serra GÜRÇAY – İsviçre’ye gitmeyi düşünenlerin okumasında fayda gördüğüm ve sadece orada belli bir süre yaşamış birinden alabileceğiniz, rehber niteliğinde bir yazı… İsviçre’ye gitmeden önce İsviçrelilerin hayat anlayışları konusunda...

Serra GÜRÇAY – İsviçre’ye gitmeyi düşünenlerin okumasında fayda gördüğüm ve sadece orada belli bir süre yaşamış birinden alabileceğiniz, rehber niteliğinde bir yazı…

İsviçre’ye gitmeden önce İsviçrelilerin hayat anlayışları konusunda biraz bilgi edinmekte yarar var. Bir ülkeyi ziyaret etmeden önce o ülke ile ilgili araştırma yapmak aslında her aklı başında gezginin düşündüğü bir şey. Fakat ne yazık ki genelde, bu tür araştırmalar sonucu, o ülkenin en iyi otelleri, görülecek yerleri, yemekleri gibi aslında önemli olmasına önemli… fakat allandırılıp pullandırılmış, bir reklam kampanyasını andıran bulgular çıkıyor karşımıza.

Aslında çoğumuz, gittiğimiz yere, sadece iyi yemek içmek ve eğlenmek için gitmiyoruz, diye varsayıyorum. Biz belli bir zaman süreci içinde o ülkede yaşamaya ve bir nevi kimlik değiştirip o ülkenin insanı olmaya gidiyoruz. Bu yüzdendir ki, çoğu gezi kitapları veya ülke tanıtan kataloglar, broşürler bana kifayetsiz geliyor. Ben aslında o iklimin, o kültürün insanını neyin farklı kıldığını görmeye gidiyorum ….Başka coğrafyalarda yaşamanın farklılığını veya benzerliğini öğrenmeye gidiyorum. Aslında benim yolculuklarım, neyi kaçırdığımı veya hangi yönlerle şanslı olduğumu görmekle ilgili.

Eğer seyahatlerle ilgili benim gibi düşünenler varsa, İsviçre’yi bir de benim gözümden tanısınlar…

Zengin ekonomisi, doğal güzelliğine rağmen İsviçreliler, intihar, alkol tüketimi ve uyuşturucu bağımlılığı açısından İskandinav ülkeleri ile başa baş gidiyor. Peki neden ? Ülkedeki tüm olumlu yaşam koşullarına rağmen insanları mutsuz eden ne ?

Yine insanlar…Eğer İsviçreliyi özetlemek gerekirse: dürüst, dar görüşlü, karamsar, sıkıcı, titiz, suskun, sağlıklı, sportif, tertipli, tutumlu, ağırbaşlı, bencil, çalışkan, eğitimli, içine kapanık, ukala, mükemmel, dindar, otoriter, resmi, kuru, kurallara sadık, yabancı düşmanı, milliyetçi, çok iyi kayakçı….diye devam eden birbiriyle çelişen özellikler çıkıyor karşımıza.

Özünde, İsviçreliler dağ kültürüyle yoğruldukları için “yeni” ve “yabancı” onlar için ürkütücü sözcükler. Sahip oldukları değerlere bu kadar sıkı sıkıya sarılan bir başka toplum daha bulmak çok zor. Zaten bu yüzdendir ki, Avrupa Birliğine girmeyi reddedip Avrupa’nın ortasında bağımsız küçük bir adacık olarak kalmayı tercih etmişler.

İsviçre’ye parlak, modern, gösterişli, sıra dışı, eğlenceli gibi kelimelere anlam bulmak için gidiyorsanız yanlış adrestesiniz, yol kısayken geri dönün. Bazı kaynaklara göre hava kararınca İsviçreliler yaşamayıp sadece nefes almaya başlıyorlar (gündüz de tek eğlenceleri kayak yapmak). Belki biraz acımasız bir yargı, sonuçta tüm İsviçrelileri aynı kefeye koymamak gerek, aralarında az da olsa yaşamdan zevk alan esprilileri de çıkıyor fakat bu son vasıflara sahip olanlar nedense yaşamlarının belli bir kısmını ülkesi dışında geçirmiş olanlar.

Diyelim ki İsviçre’ye gitmeye karar verdiniz. Bulabildiğiniz her Post-it’in üstüne

” Altın kural: Kurallara Uy ” yazıp görebildiğiniz her yere yapıştırın .Günlük hayatın her aşamasında, konulan kurallara uyarsanız en azından normal bir gün geçirebilirsiniz.

Süpermarket adabı

Süpermarkete gitmeden önce küçük çocuğunuzun en sakin anını kollayın veya en güzeli, o pusetinde uyurken siz de alışveriş yapın, çünkü gürültücü çocuklar hiç de hoş karşılanmıyor.

Eğer çocuğunuz illaki, şeker paketini açıp yemek istiyorsa, bir çok göz sizi incelemeye alacak ve bunlar ancak kasada açık şeker paketini de öderseniz rahatlayacak.

Eğer konuşulan dili çok iyi bilmiyorsanız, yakasında Frau Yildiz yazan kasiyer, size Türkçe yardım etmeyecek, aksine Türk olduğunuzu anlayınca sizin veya çocuğunuzun eline, çantasına daha bir dikkatli bakacak (bu konudaki teorim İsviçre’de Türk delikanlılar tarafından terk edilen çok sayıda İsviçreli kadın var ve öçlerini ancak böyle alıyorlar!!!).

Ev gezmesi ve komşuluğun oldukça zayıf olduğu İsviçre’de, bu sosyal açığı süpermarketler kapatmaya çalışır. İsviçreliler her gün alışverişe çıkar ve adet hesabı alışveriş yapar ; 1 maydanoz, 2 domates gibi…Bunun ana nedenlerinden biri her gün evden çıkmak, kasiyer veya komşuyla iki laf etmektir. Hatta eğer Migros’a süslenip püslenip gitmeye başladıysanız İsviçre’li olmaya başladınız diye de bir inanış vardır.

İsviçre’de eve birini davet etmek adetten değil, herkes kapı aralığında, market köşesinde, parkta sohbet eder. Bu sohbetlerin süresi, yaşla bağlantılı olarak artar, eğer yaşlı bir komşunuz varsa bir merhabayla yetineceğini zannetmeyin, sizin onu anlamadığınızı bilse de konuşur, konuşur ve konuşur… zaten önemli olan iletişim değil onun o günkü konuşma kapasitesini kullanmasıdır.

Otopark adabı: Kadınlar, sakatlar ve yaşlılar ayrıcalıklı !!!

İsviçre’de otoparklar birkaç bölüme ayrılır, en çarpıcı olanı da sakat park yerlerinin yanında yaşlı ve kadın park yerlerinin bulunmasıdır. Bu yerler tahmin edileceği gibi daha geniş park alanlarıdır .Kadınların ve yaşlıların iyi araba kullanmadığı İsviçre’de onaylanmıştır.İşin garibi, bu hiçbir İsviçreli kadını da rahatsız etmez, hatta kendilerine daha geniş park yeri ayrılmasının bir ayrıcalık olduğunu düşünürler.

Özellikle kapalı otoparklarda, arabanız çalışır durumda bekleme yapmak kesinlikle yasaktır. Yerine gireceğiniz arabayı beklerken kontağı kapatmanız gerekir, eğer kapatmazsanız birden bire hışımla bir İsviçreli gelir arabanızın içine dalar ve kontağınızı sizin yerinize kapatır, tabii yarım saatlik hava kirliliği, patlama riski, sorumsuzluk konusunda azar işitmekte cabası.

Eğer otopark ödeme kartını bir şekilde kaybettiyseniz işiniz çok zor !!! İsviçre, insan gücünün en pahalı olduğu yerlerden biri olduğu için otoparklarda çalışan insan yoktur. Her şey otomatik olduğundan, arabanızı dışarı çıkartmak için çok uğraşmak ve yetkili birini bulmak zorundasınız. Tavsiyem otopark kartınızı sağlam bir yerde muhafaza etmeniz.

Trafik

İsviçre’de araba kullanmak hem çok kolay, hem de çok zor. Her şey yine araba kullanma kurallarını bilmenize bağlı, zaten eğer AT’ye ait bir ülkeden gelmiyorsanız (büyük ihtimalle gelmiyorsunuz) İsviçre’de Türk ehliyetiyle en fazla bir sene dolaşabiliyorsunuz, 1 senenin sonunda sizi ehliyet sınavına sokuyorlar hem de sıfırdan (İstediğiniz kadar yahu ben 10 sene koca İstanbul’da kullanmışım şu avuç içi kadar şehirde mi kullanamayacağım deyin işe yaramaz).

İsviçre’de araba kullanmanın en kolay yöntemi yayalar ve bisikletlileri kral, kendini köle gibi görmek.Yayalar son anda önünüze atlar veya bisikletliler hiç bakmadan önünüze dalıverir. Tüm yayaların ve bisikletlilerin hayat sorumluluğu sizin omuzlarınızdadır. Kendileri çok meşgul oldukları için, gözlerini arabalara ve yollara değil, sadece doğal güzelliklere dikerler, nasıl olsa arabayı kullanan enayiler yola bakıyordur.

Tabi öte yandan İsviçre’de yayanın hiçbir zaman sırtı yere gelmez, hele bir de çocuğunuz varsa… 3 yaşındaki kızınız sizin elinizi bırakıp yolun kenarından çiçek toplamaya giderse hiç kaygılanmanıza gerek yok, tüm arabalar zaten durmuştur !!! Yolun kenarında durmuş, ne tarafa gideyim diye düşünürken, trafik durmuş sabırla sizi bekliyordur. Siz de ayıp olmasın diye karşıya geçersiniz. İsviçre’de 3 yaşındaki çocuklar anaokullarına tek başına yürüyerek giderler (her mahallede okul var), yoldan geçen arabalar da dakikalarca o çocukların güle oynaya karşıdan karşıya geçmesini beklerler.

Burada araba kullanmanın bir başka adabı da, yolları önceden sular seller gibi bilmenin gerekliliği, çünkü sapacağınız yöndeki şeride önceden girmeniz gerek, son anda şerit değiştirmek Istanbul’a özgü. Bir başka ölümcül hataysa, inin cinin top oynadığı sokaklarda, ters yön gitmek.Bu konuda sizi gören her yaya, her araba ve hatta neredeyse her uçan kuş uyarır (daha önce bu konuda uyarıldığınızı bilseler de uyarmak bu memleketin milli sporu haline gelmiştir).

Çocuk Yetiştirme adabı

İsviçre’de kadınların en kutsal görevi çocuk yetiştirmek, çocuğu olup da tam gün çalışan annelere pek iyi gözle bakılmıyor.Çalışmaya devam edeceğini söyleyen hamile kadını psikoloğa yollayan bir ülke burası! Bu ülkede çocuğu ya anne ya da kreş öğretmeni yetiştirir, anneanne, babaanne, dadılara bu konuda ihtimas yoktur.

Kuaförlerin, postane, banka, restoran, araba tamirhanelerinin, spor klüplerinin, yani bir annenin gidebileceği her yerin çocuk oyun alanları vardır. Çocuk her yerde annesi ile birlikte hayatı paylaşır.

Paylaşmak deyince, evde ki işler sofra ve oda toplamak da buna dahildir..Bir İsviçre’li arkadaşımın dediği gibi “Sofraya paşa gibi kurulmuş benim ona hizmet etmemi bekleyeceğine, şimdiden 1 yaşındaki kızıma sofrayı toplatıyorum” demişti.

Genelde çocuklar otelde, restoranda veya gittikleri herhangi kamuya açık alanda pek gürültücü olmasalar da, diyelim ki gürültü yaptılar, oradaki yöneticinin gelip sizi hiçe sayarak çocuğunuzu azarlaması çok olası, çocuk ta olsa toplumsal kurallar çiğnenmemeli, yemekte uyuyakalmış İsviçreliler uyandırılmamalı !!!

Özellikle ilkokullar çocuğa daha şahsi ve nitelikli eğitim vermek amacıyla çok küçük sınıflarla eğitim veriyor, örneğin belli derslerde her sınıfta 5,6 kişiye yer veriliyor. Bunu sağlayabilmek için de günlük okul saatlerini bölüyorlar dersler arasında çocuk eve gidip geliyor ve öğlen yemeğini evde yiyor. Birden fazla çocuğu olan annenin işi çok zor, gün boyunca eve girip çıkan çocuklar ve boş vakti olmayan anneler. Hatta ortada dolaşan bir fıkraya göre: “Bir gün bir adam yaya kaldırımında yürüyen bir kadına çarpar ve mahkemeye çıkarlar, yargıç der ki: Ey kadın bu saatte mutfağında değil de sokaklarda dolaştığın için suçlu sen bulundun”.

Kara mizah gibi ama sanırım İsviçre’de kadınların ilk oy kullanma tarihini hatırlatmakta yarar var :1974

İsviçreliler ve Spor

İsviçre deyince ilk akla kayak geliyor. Gerçekten de İsviçreliler ana rahminden kayakla çıkıyorlar. 3 yaşında kayağa başlayan çocuklar, 4 yaşında sizin yanınızdan jet gibi geçip bir de üstelik, eğer iyi kayakçı değilseniz, sizi korkutup üstünüze kar topu atarlar. Hiç istifinizi bozmayıp, “ben sıcak ülkeden geliyorum, sizin gibi karlar içinde doğmadım” diyebilirsiniz ama sakın gaza gelip “sıkıysa gelin de denizde yarışalım”demeyin, çünkü büyük ihtimalle hepsi mahalle havuzlarında yüzme dersi almış, ve siz daha kolluklarla denize girme alıştırmaları yaptığınız yaşta onlar çoktan dalgıç kursuna başlamıştır.

Evet… İsviçreliler spor konusunu kafalarına takmış ve dolayısıyla da bu konuda çok başarılılardır. Dağlar, kışın kayakçı, yazın trekkingcilerle dolup taşar. Hafta sonları tüm aileler çoluk çocuk, dağa çıkıp bayır aşağı bisiklet (mountain bike), scooter yapar, veya en azından yürür.

İsviçreliler açık hava sporlarına çok meraklıdır ama spor salonları da dolup taşar. İsviçre’deki spor salonlarını gördükten sonra başka ülkedekileri beğenmeniz çok zordur. İsviçreliler spora olduğu kadar temizliğe de çok önem verirler. İsviçre’de kullandığınız her jimnastik aletini işiniz bittikten sonra alkolle silip temizlersiniz. Böylece 1 saatlik jimnastiğin 15 dakikası da temizlikle geçmiş olur.

İsviçre’de iş adabı

İsviçrelilerin iş konusundaki en güzel kuralı iş ve özel hayatı tamamen ayırmaktır. İş, İsviçreliler için sadece daha iyi yaşamak için bir araçtır. Hiç birinin özel bir hırsı yoktur. İşimi yaparım, paramı alırım anlayışıyla çalışırlar. İşte fazla zaman harcamak, fazla çalışıp fazla yorulmak İsviçrelinin anlamadığı şeylerdir. Buna rağmen İsviçrelilere iş konusunda sonsuz güvenebilirsiniz, eğer yapacağım dediyse muhakkak yapar. İsviçreli hiçbir zaman tutamayacağı sözü vermez. Üçkağıtçılık, yalan, dolandırıcılık İsviçrelinin anlamını bilmediği sözcüklerdir.

Bir İsviçreliyi en fazla randevunuza geç gelerek kızdırabilirsiniz. Dakikliğe çok önem veren İsviçreliler bu yüzden saat yapımında da bu kadar başarılıdırlar.

Eğer hala, İsviçre’nin kayak merkezleri, alışveriş olanaklarını merak ediyorsanız…. yanıldınız bu yazıda bu bilgiler yok, en yakın turizm acentasından bu bilgileri alabilirsiniz.







Kategori
İzlenimler

Sitemizin içeriği tamamen okurlarımız tarafından bize gönderilen yazı ve fotoğraflardan oluşuyor. Siz de bu içeriğe yazı ve fotoğraflarınızla katkıda bulunabilirsiniz. Görüş ve önerileriniz bizim için çok önemli. Aklınıza gelen her konuda bize yazabilirsiniz.

Eski günlerin İstanbul’unu özleyenlere masal tadında bir kitap!

Unutulan İstanbul’un görgü tanıkları o günleri anlatıyor. Gerçek hayat hikayeleri eşliğinde bir İstanbul masalına ne dersiniz?
Detaylı bilgi...

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

  • Yosemite’nin Zirvesinden

    Yelda Horozoğlu – Yosemite, ABD’de uzun süredir gitmeyi planladığım bir mekandı. Pek çok kez hazırlık yapıp yola koyulmaktan son anda vazgeçmiştim. Ancak bu sefer bu geziyi gerçekleştirmeye kararlıydım. Bu...
  • Afrika’nın Derinliklerinde Kaybolmak

    Serra GÜRÇAY -Eğer terör, ekonomi … kısacası dünyanın son halinden sıkıldıysanız, kaçacak bir delik arıyor ve kimsenin sizi bulmasını istemiyorsanız….Biraz para biriktirdiyseniz….Ve en önemlisi cep telefonunuzdan bir süre ayrı...
  • Hutonglar: Pekin’in 700 Yıllık Mahalleleri

    Volkan ACAR – Bugünlerde Pekin’in her yerinde yoğun bir inşaat faaliyeti var. Hemen her semtte eski binalar yıkılıyor, yenileri ise büyük bir hızla yükseliyor. Bugünlerde dedik ama aslında bu...
  • İtalya turları denince ilk akla gelen İtalyan köyleri

    İtalya turları 2016 yılında da dünyada en çok insanın katıldığı yurtdışı turları arasında ilk sıradaki yerini korudu. İtalya gezisinin bu kadar popüler olmasının nedenleri arasında elbette ülkenin doğal güzellikleri,...