Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow YAZARLAR arrow Çelik SÜZEN arrow Semerkant'a doğru
Semerkant'a doğru PDF Yazdır E-posta
Çelik SÜZEN   

‘Bu evi biliyorum'

 

Eve doğru devam ettik. Türkistan'ın aksine burası tam anlamıyla bir Rus şehriydi. Eve yaklaşırken piyano seslerinin yükseldiği bir binanın önünden yavaşca geçtik. Haritanın unuttuğu, 15 bin kişilik şehirde bir Konservatuar vardı. Sola döndük parka benzer bir yeri arkamızda bıraktık. Yolun sonunda sola sonra da sağa döndük. Bir sağ daha yaptık. Bir binanın önünde durduk. Cemal kalacağım eve geldiğimizi el işaretiyle anlatmaya çalışırken arabayı park etmeye çalışıyordu. Apartmana girdik, hemen sağdan ilk kapının önünde durduk. Birinci demir kapı, arkasından ikincisini açtık. Rus tarzı ev güvenliği. İlk kapı her zaman dışarı açılır, diğeri içeri. Eve girdik. Karanlıktan bir şey göremiyordum ama içimden bir ses bu evde daha önce yaşadığımı söylüyordu. Deja Vu. Cemal ışığı açtı. Antreden evi anlamaya çalıştım. Evet ben bu evde daha önce yaşamıştım, ama Beyaz Rusya'nın başkenti Minsk'de. Oradaki ev ile buradaki yaşayacağım ev aynıydı. Sovyetler zamanında ev tipleri birkaç plandan oluşuyordu. Yani aynı tip evlere birçok yerde rastlayabilirsiniz. Bu benim ilk tecrübem oldu.

Evde kalan diğer iki kişi yıllık izinlerinde olduklarından 15 gün boyunca yalnız yaşayacaktım. Cemal yiyecek bir şeyler almak için dışarı çıktı. Ben de odama yerleşmeye çalışıyordum. Ertesi gün Pazar olduğu için, bu küçük şehri dolaşmaya karar vermiştim. Kapı çalındı. Cemal bu kadar çabuk gelmiş olamaz diye düşündüm. Kapıyı açtığımda karşımda yaşlı bir kadın gördüm. Bozuk bir İngilizce ile, "Merhaba, ben karşı komşunuzum, aynı zamanda bu evin sahibi ve temizlikcisiyim" dedi, ve "İstediğiniz bir şey var mı?" diye sordu. Evlerini kiraya veren Rusların bazıları temizlik işlerini başkalarına bırakmak istemezler. Herhalde bir takım eşyalar çalınmasın diye. Hem de ek gelir. Adımı söyledim, ve onun adını sordum. "Ludmila" diye yanıt verdi. İstediğim bir şey yoktu. O sırada Cemal geldi ve kendi aralarında bir şeyler konuştular. Onları dinlemedim. Daha sonra Ludmila bir şey söylemeden evine döndü. Cemal paketleri elime tutuşturdu ve gitti.

O kitap yine karşıma çıktı!

Salonun bir köşesinde piyano duruyordu. Yanına gittim. Tuşlara şöyle bir dokundum. Akord gerekiyordu. Uzun zamandan beri çalınmadığı belliydi. Piyanonun arkasında büyük bir kitaplık vardı. Biraz yaklaşıp kitaplara göz atmaya çalıştım. Kitaplığın solunda Rusça, sağında ise İngilizce kitaplar duruyordu. Eski Sovyet'te yabancı yayınların bulundurulmasının yasak olduğunu düşününce, İngilizce kitaplara yakından bakmaya karar verdim. Önce mutfağa gidip kendime kahve yaptım. Tekrar kitapların yanına geldim. Sanırım 10 kadarını yerinden alarak masanın üzerine yığdım, sonra bir 10 daha. Çoğu İngilizce öğrenimi ile ilgili kitaplardı. Geri kalanlar ise tarih kitaplarıydı. Okumak istediğim tür kitaplardan değillerdi. Şansımı tekrar denemeye karar verdim. Bu sefer kitapları çıkartmadım, çünkü tekrar yerlerine koymaya üşeniyordum. Hemen hemen hepsi birbirlerine benziyorlardı. Köşeye doğru, boyut olarak diğerlerinden daha küçük ve ince kitaplar vardı. Onlara bakabilmem için bir sandalye buldum, ve üzerine çıktım. En köşede duranı biraz yıpranmıştı ve cilt sırtında yazılanlar okunmuyordu. Kitabı yerinden aldım. Kapağına baktığımda gördüğüm başlığı hemen hatırladım. Rubaiyats of Omar Khayyam, translated by Edward J. Fitzgerald.  

Tekrar karşılaşmıştık işte. Üniversite yıllarında bir matematik öğrencisi olarak, iki hafta devam ettikten sonra bıraktığım matematik tarihi dersinde Ömer Hayyam ile ilgili yeterli olabilecek seviyede bilgi edinmiştim. Denklem çözümleri, geometri ile ilgili düşünceleri ve katsayılar ile ilgili buluşları. Fakat, bir şekilde dörtlükleri ile ilgili bir kitap bulamamıştım, ya da bir arkadaşımın, iyi çevirisi yok sözüne inanmıştım herhalde. Sonra da onu unutmuştum başka nedenlerden dolayı. Sadece o değildi unuttuğum. Diğer İslam Bilginleri ve onların yapıtları da aklımın bir yerlerinde kilitli kalmışlardı. Zamanında bilimin merkezleri sayılabilecek Semerkand, Buhara, İsfahan şehirleri ile ilgili bilgiler için de aynı şeyi söyleyebilirim. Arşive kaldırmıştım onları ve içinde yaşayanları.

Elimde kitapla beraber kanapeye doğru yollandım. Oturdum, hemen tekrar kalktım. Kahve bardağı ile birlikte, kültablasını masanın üzerinde unutmuştum. Tekrar kanapeye döndüm. Önündeki sehpayı ayaklarımı rahatça uzatabilmek için ayarladım. Organizasyon bitmişti. Bir sigara yaktım, ve kitabın ön bilgilerini okumadan, içerik kısmına geçtim. Sırayla okumak yerine, sayfalar arasında göz gezdirmeye karar verdim. Yorgunluk yavaş yavaş kendini hissettirirken, kitabı kapattım ve bir kenara koydum. Bir şey okuyamamıştım. Daha sonra zamanım olacak diye düşünürken, uyuyakalmışım.


 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.