YAZARLAR
Çelik SÜZEN
Semerkant'a doğru | Semerkant'a doğru |
|
|
|
| Çelik SÜZEN | |
|
Sayfa: 3 / 7 Pamuk tarlasındaki develer Cemal'in dili çözülmüştü, Türkçe ve Rusça karışık, bana gideceğim yerle ilgili bilgiler vermeye çalışıyordu. Yolun sağında ve solunda ilginç bir şey yoktu. Uçsuz bucaksız pamuk tarlaları. Adana'dan hatırladığım pamuk tarlalarından tek farkları bakımsız olmalarıydı. Bir an uzakta bir takım karaltılar gördüm. Yaklaştıkça bu develerin burada ne işi var demek geldi içimden. Bodrum'da gördüklerimden tek farkları bunların çift hörgüçlü olmalarıydı. Ben onlara bakarken, Cemal eskiden pamuk taşımasında kullanılan develerin artık başıboş olarak dolaştıkları bilgisini çarçabucak aktarıverdi. Serbest bırakılmışlardı. Develeri geride bıraktık ama bir çok başıboş otlanan sürü ile karşılaştık daha sonra. Cemal'e Türkistan'da neden yaşamadığını sorduğumda, orada kışın elektrik ve su olmaz cevabını aldım. Hemen kışların ne kadar soğuk geçtiğini öğrenmek istedim. Bazen eksi 40 olurmuş. Kendi kendime, elektrik ve su olmadığına göre ısınma sorunumuz da olmayacak dedim. Zaten hazırlıklı gelmiştim. Her zamanki gibi günlük kıyafetlerinizi çıkarmadan 3 battaniye ve 2 yorganla yatmak eğlenceli olacaktı. Aklımdan geçenleri hemen Cemal'e söyledim. O da güldü ve ekledi. " Abi sen orada kalmayacaksın, senin ev Kentau'da". O an ne sevindim ne de üzüldüm. Yerle gökün birleştiği çizgide Pamuk tarlaları bitmişti. Şimdi son derece kıraç bir toprak örtüsü yolun iki tarafını kaplıyordu. Aslında çöl desem daha doğru olacak. Her iki tarafa baktığımda gökyüzü ile yeryüzünün birbirlerine kavuştuğu çizgiyi görebiliyordum. Biraz sonra, küçük bir vahaya yaklaştık. Cemal durup dinlenmek istediğini söyledi. "Tamam duralım sen yoruldun" dedim. Ufak bir su birikintisinin hemen yanında, bodur yeşilliklerin ve bir kaç ağacın arasında bir yük konteynerı gördüm. Penceresi ve kapısı sonradan kaynak makinası kullanılarak yapılmıştı. Çekinmeden içeri girdim. Bu sefer Kazakça konuşmam gerekecekti, çünkü konteynardan bozma bu dükkanın sahibi olduğunu sandığım yaşlı Kazak, Rusça soruma cevap vermemişti. Yarı Türkçe ve Kazakça iletişime başladım. Bunu bundan sonra çok sık yapacağımı anlamıştım, çünkü Güney Kazakistan'da Rusça konuşmak istemeyen Kazakların olduğunu daha önce duymuştum. |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.