| Mozart'ın Evinde |
|
| ÜMİT OTAN | |
| Cumartesi, 08 Kasım 2008 | |
Tüm Avusturya’ya Mozart’ın kokusu sinse de Salzburg’un ayrı bir yeri var. Ne de olsa Mozart’ın doğduğu kent burası. Müzeye dönüştürülen yaşama “merhaba” dediği ev, dünyanın çeşitli yerlerinden gelenlerle her zaman dolum taşım.
Tren istasyonunu merkeze bağlayan yol, gelip Salzach ırmağına dayanıyor. Karşıya geçebilmek için sıra sıra köprüler var, ama biri hepsinden çok daha kalabalık. Onca yoldan gelip Mozart’ın adını taşıyan köprüden geçmemek olur mu? Köprüyü geçtikten sonra bu kez Mozart caddesi. Artık kendinizi salıyorsunuz. Kalabalık nasıl olsa sizi sürükleyip götürüyor, oraya. Küçücük meydanda kafeler tıklım tıklım. Hemen karşıdaki sarı binanın önünde klasik müziğin “dahi çocuğu”nun yaşama gözlerini açtığı evi görebilmek için sabırsızlıkla bekleşenler. Bütün mağazaların, dükkânların, kafelerin vitrinlerinden binlerce Mozart bizi izliyor. Köşe başlarını paylaşmış müzisyenler, Mozart’ı kulaklarımıza taşıyor.
Adam başı 5.5 Euro verip 1756 yılının 27 Ocak gününde heyecanla ikinci çocuğunu bekleyen Salzburg Başpiskoposluk Sarayı Müzisyeni Leopold Mozart'ın evine konuk oluyoruz. Geniş salonda tüm aile sanki bizi bekliyor. Anne Maria Pertl, baba Leopold, abla Nannerl. Bir köşeye yatağını koymuşlar Wolfgang Amadeus Mozart’ın. Yatağın hemen altında tuvaletini yaptığı lazımlık. O meşhur sarı peruğu, siyah şapkası. Bir üst katta kemanları, piyanoları. Dokunmak kesinlikle yasak. Konservatuarın piyano bölümünde okuyan kızım, Mozart’ın parmaklarının gezindiği tuşlara çaktırmadan dokunuyor. Fotoğraf çekmek de kesinlikle yasak. “Bir kare bile çekerseniz buradan çıkamazsınız.” diye uyarıyor görevliler.
Yalnız doğduğu evde değil, bütün mağazaların, dükkânların, kafelerin vitrinlerinden Mozart bizi tebessümle izliyor. Bu kentte hiçbir şey Mozart damgası olmadan alınıp satılamıyor. Çikolatalar, bardaklar, vazolar, kalemler, parfümler, likörler, şaraplar, kravatlar, eşarplar... Saymakla bitecek gibi değil. Her yer kırmızı ve her yer Mozart. |
Kimi sokaklar var ki içinde bir tarih gizlidir işte bunlardan biride Moskovadaki Arbat sokağıdır.
Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Bir California günü daha başlamıştı. Mavi gökyüzü ve enerjisini eksik etmeyen güneş. Bir de garip bir gürültü.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.