Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow YAZARLAR arrow Çiğdem ÜLKER arrow Nehir, River, Reka.
Nehir, River, Reka. PDF Yazdır E-posta
Çiğdem ÜLKER   

Nehir. River. Reka .

Bir yerden ansızın doğar nehir. Bir canlının doğumuna tanıklık etmek kadar heyecan vericidir doğuşunu görmek. Canlıdır çünkü nehir. Hayatın doğuşudur onun doğuşu.



Ve bütün canlılar gibi doğar, büyür ve yolunu bulur, yoluna devam eder sonra bir yerde kaybolur. Uzun bir yolun sonunda, kendinin de bilmediği bir denizde, doğanın büyük akışına karışır. Kaybolur.

Ölür mü?

Bilmem bu sorunun yanıtını. Belki bir büyük akışın içinde akmaya devam eder. O zaman , nehir değildir, ama asla yok olmaz, bitmez silinmez. Belki yağmur olur, dolu olur, deniz olur. Belki tekrar nehir olur.

Nehirler. Dünyanın bütün nehirleri.

Kıyısında durduğum, rengine vurulduğum, dilime şarkı yaptığım nehirler.

Yeryüzünün, bu müthiş mucizenin büyülü, kaygan, tutulmaz, ele geçirilemez uzun boylu kızlarıdır nehirler.

Hangisiyle tanışsam, diğerini unuttuğum, en son sevdiğimi, en çok sevdiğim nehirler.

Kızgın ve kara Afrika'nın içlerinden gelen ve İskenderiye'yi suya boğarak, Akdeniz'e karışan, mağrur Nil. Nefertiti'nin, Kleopatra'nın görkemiyle akan, cömert Nil.rn

Nildir , gizemli Kahire'nin sokaklarından su rengi kadife pelerinini sürüyerek geçen esmer kraliçe.

Ne ölümler onu anlayabilir, ne de o ölümlülerin hayatına karışır. Yalnızdır Nil. Bir Tanrıça kadar yalnız, tek başınadır.

Çok nadir mevsimlerde ve çok az yerde izin verir, üstünden fanilerin geçmesine, ona dokunmasına, onunla konuşmasına.

Nildir, Bir yılbaşı gecesi, elimden tutup bana Kahire'yi gezdiren Mısırlı soylu dostum. Az konuşan, benim de konuşmama izin vermeyen Tanrıça.

Oysaki, yaşadığı kentin Paris'in yaşamına karışan, kaderini Paris'in kaderine bağlayan yumuşacık ve sakin Sen, hep neşeli ve çocuksu çağrışımlarla gelir aklıma. Bir Paris şarkısı kadar kıvraktır. Dostluğu gelip geçicidir ve eminim çoktan unutmuştur beni. Dostları, pek çoktur Parisli Sen nehrinin. Biri gelir bini gider hayranlarının, Sen nehri herkese aynı çapkın, aynı uçarı, aynı sevinçli edasıyla elini uzatır.

Sonra bir şansonun canlı ezgisiyle kıvrılır gider başka kollara. Bir şarkı kadar kısadır dokunuşu onun. Masumiyetini ve gizemini çoktan yitirmiştir ama yine de güneş vurdu mu kirli griliğinin derinlerinde gümüşi dalgalar ve tuhaf bir elektrik mavisi gözlerinizi kamaştırır.

Nehirler, akar, geçer, gider gibi görünürler ya, her biri bir başka öyküyü kalbime kazırlar.

Vltava nehri, içinden aktığı kent kadar mağrur bakar dünyaya.

Praglılar, mücevher değerinde köprülerle bağlamışlardır onun iki kıyısını. Bir peri masalının içinden çıkmışa benzeyen Prag evlerini okşayarak mermer heykelleri selamlayarak Avrupa'nın bu en eski kentinin hayaletleriyle konuşarak akar Vltava. Giysileri kurşuni renklidir ve nedense hep çekinme duygusu verir ona yanaşanlara.

Tiber nehri , Roma'nın kutsal, nazlı, sessiz rahibesidir...Bu dünyayı görmeyen, başka bir âleme bakan mavi gözlü bir azizenin gözleriyle bakar size ve başkalarına.

Vatikanı kucaklar, gerisine karışmaz. Dünya işlerine hırslara, tutkulara çoktan boş verdiğini hissedersiniz Romalı Tiber'in. Uzun beyaz kuğu boynuna, solgun yüzüne sadece uzaktan bakarsınız, dokunamazsınız saçlarına.

Oysa ki az ötede neredeyse bütün Avrupa'yı hep aynı hızla dolaşan Tuna, Mavi Tuna nasıl da hırslıdır, acelecidir, kıpır kıpırdır. Viyana'da savaşçı bir amazon kadınıdır, Budapeşte'de zaferini kutlayan bir imparatoriçe.

Ah o Tuna, Mavi Tuna.

Ta Almanya'dan Stutgart'tan, Münih yakınlarından çıkar da yola, Viyana'dan, Budapeşte'den bir solukta geçer. Koşarak , uçarak, akarak Karadeniz'e gider.

Hudut kapılarını tanımadan, dikenli tellere takılmadan, sınır nöbetçilerine aldırmadan memleket memleket gezer, Tuna.

Başı buradaysa, elleri orada, saçları bilmem nerededir. Bizim dilimizde "Görmedin mi aslan Alişimi Tuna boyunda" diyen bir acılı türkü olur da, Strauss 'un kemanının tellerine uçan tüllerle, bir vals ezgisi olarak takılır kalır. Mavi Tuna.

Yıllarca Batıya akan, Batıya bakan bu ulusun , biz Türklerin, sınır boylarında son çizgi olan odur. Türk akıncıların akınına dur diyen de odur, akıncılara sevda olan da.

Nehirler elbet büyük sevdaların da öyküleridir. İşte Balkan toprağının nazlı kızı, küçük prensesi.

Meriç . . . Kız kardeşi Tuna'nın.

Rumeli'den Anadolu'ya göç eden, ama hep oraları özleyen Balkan göçmenlerinin çocuklarına isim olur. Meriç ve Tuna, bugün Anadolu'da pek çok mavi gözlü küçük kızın , sarışın delikanlıların isminde yaşar . Hasretin ismi olur.

Balkan coğrafyasının en hüzünlü nehri ise, benim kalbimde yaşar. Canım Üsküp'ü yorgun akışıyla geçen, Üsküp'ten Türkiye'ye Türkçe selamlar taşıyarak akan Vardar benim kalbimde akar.

Her geçen gün suyu azalan, zaman zaman kan rengine boyanan, berraklığını ve çoşkusunu yüz yıl önce yitiren Vardar. Makedonya'daki, Yunanistan'daki Türklerin kan kardeşi , can yoldaşı Vardar. Kendini Ege'nin sularına sevinçle teslim eder Vardar. Bir kıyıda, bir gün, Anadolu toprağına değeceğini bilmenin ümidiyle deniz olur, Vardar, Ege olur. Akdeniz olur. Anadolu olur.

Anadolu ki, asırlardır, Menderes ve Kızılırmak, Sakarya, Fırat ve Dicle tarafından sulanan, su kadar aziz, ekmek kadar mübarek toprağımızdır bizim.

Sakarya bir ölümcül direnişin, adıdır.

Gördüm, inanın gördüm , hâlâ kan rengi akar Eskişehir dolaylarında.

Az ötede Menderes ise, usamadan dostluk türküleri söyler karşı kıyıya.

Türkçenin en güzel sesiyle şiir olur Menderes, Aydın İdil dostumun şiirinde destan olur.

Komşu, " Meandros" der ona, ben Menderes derim.

"Ve bademler çiçek sürdüğünde Ege'de,

Menderes önce bir dedeme sonra denize varıp bir dedeme daha su verir.

Kim ne derse bu şiir,

Yorgo'nun da iki dedesine birden su verir.

Yorgo'yla ben bilmeden

Ege'de dünler çok eski

Ve Menderes adalarda ya da

Adalar Meandros'da iken

Dağla deniz güneşle üçleşerek

Toprakla sudan tanrılar yaparken,

Cömert geçmiş

Yorgo'yla bana kavga ve sevgi

Armağan etmiş." (Aydın İdil)

En eski uygarlıkların toprağıdır Anadolu. Bütün Mezopotamya'yı sulayan görkemli Fırat'ın ana vatanıdır Anadolu .

Türkülerin, öykülerin, söylencelerin kaynağıdır, Fırat'ın suyu.

Harran'ı, Urfa ovasını sular, bereketi getirir Anadolu toprağına.

Ve sonra çeker gider, Güney'e

Anadolu'nun kara yağız, isyankar, yiğit delikanlısı. Fırat.

Kızılırmak'la tanışmazlar, ama eminim Kuzey'e giden Kızılırmak'ın, en yakın dostudur o.

Bir tanışsalar, ah bir tanışsalar el ele akarlar, bilirim.

Anadolu'nun nehirleri, bazen çoşar,taşar,sel altında bırakırlar, Çarşambayı, Antalya'yı, Adana'yı, adı sanı bilinmez kasabaları.

Anadolu'nun nehirleri, bazen bir barajın dağına dayanırlar da,ışık olurlar, Anadolu köyüne bereket olurlar.

Nehirler, yeryüzünün uzun boylu, büyülü, kaygan kızlarıdır.

Nehirler, doğanın doğurgan, çalışkan, bereketli kızlarıdır.

 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.