| Artabel serüveni |
|
|
|
| gezginlerclub | |
Artabel Gümüşhane ili Torul ilçesi sınırlarında 2600 metre yüksekliğinde dağların eteklerinde beş tane krater gölü olan şirin bir yayla. Genelde yıl boyunca eteklerinden kar kalkmayan buz gibi suyu olan Geceleri insanı sessizliği ile korkutan adrenali yüksek bir zirve.
Bu dağa ilk yolculuğumuz 2001 yılı temmuzunda olmuştu. 4 arkadaş ( Turan, Coşkun, serkan ve ben) gidecektik. Yol arkadaşlarımızdan 2 si fire verince yolculuğu serkan la beraber yapmak zorunda kaldık. Cuma günü yol hazırlıklarımızı bitirdik Yiyecek, Yakacak, Uyku tulumlarımız ve çadırlarımızı arabaya attıktan sonra Öğleden sonra yola çıktık. Zigana dağındaki tesislerde çay molası verdikten sonra İki saatlik bir yolculuktan sonra Torul un Gül açar köyüne vardık. Akşam olmuştu hava iyiden iyiye kararmaya başlamıştı. Köyden sonra çok bozuk ve rampa olan 5 kilometrelik dağ yoluna tırmanmaya başladık. Zaman zaman durup yoldaki taşları temizleyerek yolumuza devam ettik. Sonunda konaklayacağımız yere gelmiştik Hava sisli ve çok hafifte yağmurluydu. Karanlıkta çadırımızı kurduk, ateş yaktık ve yemek hazırlıklarına başladık. Çevresini bilmediğim bir mekandaydım. Havanın karanlık ve sisli olması beni korkutuyordu. Yaban hayvanları istemediğin kadar (kurt, Ayı, dağ keçisi,vb..)Vardı. Yemeklerimiz yedikten sonra çayımızı demledik. Çaydan sonra çadırda uyku tulumlarımıza girip uyumaya başladık. İlk defa gece dışarı çıkmaya korkuyordum. Gerçi yanımızda her türlü silah ( Otomatik tüfek ve tabanca) vardı ama yinede çadırdan dışarı çıkmaya korkuyorduk. Çadırımızın zemini biraz eğimliydi karanlıkta zemine dikkat etmemiştik. Gece boyunca zemindeki eğim ve taşlarla mücadele ettik. Tam uyuyoruz bir bakıyorsun eğimden çadırın bir köşesine sıkışıp kalmışız. Sabaha kadar dışarıda ateş yandı tabii çadırda da kamp lambamız. Sabahın ilk ışıkları vurduğunda uyanmıştık. Çadırdan dışarı çıktığımda mükemmel bir manzara vardı, Bütün bulutlar ayaklarımızın altındaydı. Kahvaltı için çay demledik kahvaltıyı yaptıktan sonra Serkan balık oltalarıyla dereye indi.. tabi bende ardından bir olta onun elinde bir olta benim elimde, hakiki kırmızı benekli dere alası vardı ben bir tane tuttuktan sonra oltayı kayaya taktım onu kurtarayım derken ayağım kaydı pat suya balıklama daldım. Ee nede olsa pantolon ıslanmadan balık tutulmuyordu. Serkan 35 tane benekli alabalık yakaladı öğlen yemeğimiz çıkmıştı. Saat 9 da tekrar çadıra döndük. Üstümüzü çıkararak güneş altında bronzlaşmaya başladık. Öğlen üzeri tekrar dereye indik buz gibi dere suyunda yıkanmaya başladık. İlk defa o kadar soğuk suya giriyordum resmen kar suyuydu. Derede biraz yıkandıktan sonra tekrar çadıra döndük tuttuğumuz balıkları temizleyip pişirmeye başladık. Balıklar harikaydı bir güzel afiyetle onları yedikten sonra, dağa tırmanıp 2600 metredeki göllere çıkmaya karar verdik. Yaklaşık 1 saat kadar yürüdük göllere çıkmadan tekrar geri döndük. İkinci gece gündüz çevreyi gördüğümüzden korkusuz bir uyku geçirdik ve Pazar günü eve döndük. Bu gezimde yanımda profesyonel fotoğraf makinem olmadığından sadece amatör kompak makine ile fotoğraf çekebilmiştim. Yukarıdaki kamp tan bir yıl sonra tekrar artabele gitmeye karar verdik.Bu kez 5 arkadaştık. Serkan, Cengiz, Ercan, Coşkun ve ben yine temmuzun ilk haftasıydı Cuma günü kamp malzemelerimizi hazırlayarak uyku tulumu çadır yakacak ve yiyecek.. yola çıktık. Bu kez kalabalıktık artık korkuya hiç yer yoktu yola erken çıkmıştık. Hava kararmadan kamp yerimize varmayı planlamıştık. Ama yinede akşam olup hava kararmaya başlamıştı. Gülaçar dan dağ yoluna tırmanmaya başladık.yolun sonuna doğru ilk defa arabam hararet yaptı biraz motoru dinlendirdikten sonra tekrar yola devam ettik. Kalabalık olduğumuzdan hemen çadırları kurduk ateşleri yaktık yemeğimizi üzerine attık (saç kavurma) yemekten sonra çay ve kahvelerimizi yudumladık, hava mükemmeldi. Trabzon sıcaktan yanıyordu burada ise eşofman ve üzerine mont giymek zorunda kaldık. Geç vakitlerde uyku tulumlarına girerek yattık. Sabahın ilk ışıkları ile serkan uyandı ateşi yaktı çay demleyip kahvaltılarımız hazırladı ve bizi kaldırdı. Güneşin doğuşunu izleyerek kahvaltı yapmak harikaydı. Çaydan sonra dereye indik kendimize yetecek kadar balık avladıktan sonra tekrar kamp yerimize döndük. Öğlen yemeklerimizi yedikten sonra göllere çıkmak üzere dağa tırmanmaya başladık. Elimiz doluydu fotoğraf makinaları kamera ve yiyecek malzemeleri. Yaklaşık yürüme 1,5 saatlik çok dik ve rampa bir yolculuktan sonra gölün güzelliğiyle karşı karşıya kalmıştık. Gerçekten manzara harikaydı. Göl masmavi etraf renk renk çiçeklerle boyanmış dağ etekleri karla kaplı, gökyüzü mas mavi oradaki güzellik bizim bütün yorgunluğumuzu almış götürmüştü. Biraz dinlendikten sonra göle girmeye karar verdik. İlk defa serkan kendini suya kesti ve suya girmesiyle çıkması bir oldu, girdiğimiz su tamamen kar suyuydu. Göle atlama Sırası bana gelmişti şimdi gelde gir bakalım. Saatime baktım rakım 2635 Su sıcaklığı 8-9 derece derken bende kendimi suya attım, tek nefeste girmemle çıkmam bir oldu. Diğer arkadaşlar cesaret edip giremediler. Tabi daha sonra 3-4 defa daha suya atlayıp çıktık gölün derinliği 7-8 metre vardı.. Bizim orda göle girmemize gezmeye gelen başka gruplarda ( gül açarda yaşayan köylüler) hayretle izlemişlerdi, daha sonra tekrar kamp yerimize dönmek için aşağı inişe geçtik, çıkmak ayrı bir zorluk inmek ise başlı başına ayrı bir zorluktu. Cumartesi akşamı köyden gelen misafirlerimizle yaktığımız ateşin etrafında oturarak Sohbet ettik biraz tabanca ve tüfeklerle havaya ateş açtık ( Kurt ,ayı vb. hayvanları korkutmak için) yine gece geç vakitlere kadar oturduktan sonra çadırlara girerek uyumaya çalıştık. Bu arada bu gezimde çok güzel kareler yakalayarak arşivime attım onları, tabi yanımızda kamera olduğu için bu gezimizi baştan sona kayda almıştık, ayrıca Gümüşhane valiliğinin belgesel ekibi oraya gelmişti. İl için tanıtım amacıyla bir belgesel çekiyorlardı. Bu arada bol bol bizi o soğuk suda yüzerken çekmişti. Sanırım o kaset tüm Türkiye de ulusal tv lerde gösterilmişti. Kim bilir izleyenler bize deli damgasını vurmuşlardır. J) Pazar sabahı kahvaltıdan sonra kendimize bir hedef yaparak tabancayla nokta atışı yapmıştık. Bu iki gezinin bende unutamayacağım çok anıları var. Orda güneşlenip soğuk suda yıkanmanın bu yıl çok faydasını gördüm. Bu yıl hiç grip olmadım. Ayrıca dünyadan uzak ayrı bir gezegende kendimizi hissetmiştik. |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.