|
Sayfa: 2 / 4
23 Ekim 2006
A sa majeste l’imperatrice Farah Pahlavi. Jahannema müzesi, Niavaran, Tahran. Farah Pahlavi’nin resim koleksiyonu bu müzede sergileniyor. Özel bir Chagall bölümü var. Yanı sıra ,Giacometti’den tutun da Miro, Picasso, Jenkins, Dali, Klee… Ve de sıkı durun, Andy Warhol’un Mick Jagger portresi burada. Aman tanrım. Ne gusto sahibiymiş Farah hanım! Mick Jagger portresinin bir kraliçenin özel koleksiyonunda bulunması oldukça etkileyici.Gerçi bazılarımız ‘Aman ne var bunda, ben de yaparım bunu!’ diyebilir ve hatta ufak tefekten bu konuda çaba da gösterip Sibel Can poportreleri yapabilir ama ben bayağı takdir ettim Farah Pahlavi’nin gustosunu.
24 Ekim 2006 İsfahan Pierre Loti Şiraz üzerinden İsfahan’a varmış: ‘Kim benimle birlikte artık bir harabeye dönmüş olan bu esrarengiz şehri, bu kadar zaman geçmesine rağmen bozulmamış olan mineli mavi kubbeleri, mavi minareleri, beyaz haşhaş tarlaları ve kırmızı gül bahçeleriyle görmek, benimle birlikte Mayıs ayının güzel gökyüzü altında ve soğuk rüzgarların önünde dünyanın en yüksek ve en geniş ovaları olan ve vaktiyle beşeriyetin beşiği iken bugün çöle dönmüş Asya’nın bu yaylalarında uzun uzadıya, zahmetli ve bir o kadar da güzel bir yolculuğa hazır olsun……Kim benimle gül mevsiminde gül kokan İsfahan’a gelmek isterse tenhalık, sıkıntı ve seraplar içinde geçecek pek çok güne katlansın’ demiş. Biz ise Tahran’dan İsfahan’a uçakla 45 dakikada geçiyoruz. İsfahan, diğer bir deyişle Nesf-e Jahan, yani Cihanın Yarısı. Tarihte Atina ve Roma neyse, İsfahan da o olmalı sanki. Sanki Atina ve Roma arasında bir yerde durmalı İafahan. Sanki zaman durmalı ve cihan buraya nefes almaya gelmeli. Geceleri ışıl ışıl parlayan köprülerinde düş insanları salınmalı yine. Köprünün bu yakasındaki aslan heykelinin gözündeki ışıklar nasıl köprünün karşı yakasındaki aslanın gözlerinde yankılanıyorsa, öyle yankı buluyor insanların yüreklerindeki sesler bu kentte. İsfahan’ın gecesi gündüzlerinden çok farklı. Geceyle gündüzün, gerçeklerle düşlerin birbirini kovaladığı kent İsfahan. İsfahan da Tahran gibi ‘İslam Cumhuriyeti’ olmanın gereklerinden payını almış. Bütün sokaklar, meydanlar ve binalar mollalaşmış. Yüzyıllık Nakş-i Cihan meydanı olmuş mu İmam Meydanı! Her yerde Humeyni resimleri asılı. Tıpkı 90lı yıllarda Moskova sokaklarında dolaşıp da Leninsiz bir hayatı düşlemenin imkansızlığı gibi. Bir yıl sonra duvarların yıkılmasıyla, Moskova’da Lenin heykellerini kiliselerin arka bahçelerinde paramparça görmek hayli ürkütücü ve düşündürücüydü oysa. Yoksulluk artmıştı, evsizler türemişti, dolar dilenenlerin sayısı bir hayli kabarıktı ama ikonlaştırma son bulmuştu. Halbuki Mao’ya sadece Tien an Men meydanında rastlamıştık aynı sene. Bir de taksilerin dikiz aynalarından sallanan Mao’yu tanımıştık. İkisi de aynı Mao’ydu. İsfahan’ın düşsel gecelerine inat gerçeklerinden kaçamadığınız gündüzleri yolunuzu kesiyor adım başı. İmam meydanı nerede sorusunu yanıtlayan bir İranlı bayan, önce baş örtüsünü daha da geriye atıyor ve sonra uzun uzun anlatıyor nereden gideceğimizi. Tam uzaklaşmışken biz, arkamızdan sesleniyor: ‘Ha, unutmadan söyleyeyim, orası İmam Meydanı değil Şah Meydanı!’ Meydana ulaştığımızda çarpılıyoruz. Bir eşi daha nerede var bu meydanın? St Marco mu? Hayır. St Petersburgh meydanı mı? Hayır. Peki ya neresi? Ali Kapu Sarayının üzerinden bizi dikizliyor bu kez Humeyni.Tarihe kazılmak isteği açık. Ama hiç de iyi bir izlenim bırakmıyor tarihi eserlere olan saygısızlık. Tarihsel sürece güveniyoruz biz de. Tek tesellimiz bu. Hayatımın ilk abguştunu bu meydanda tahtlarla bezeli tipik bir İran restoranında yiyorum.
25 Ekim 2006 İsfahan
Culfa. Ermeni Mahallesi. Onca camiden sonra biraz da kilise. Vank Kilisesi. Kilisenin hemen başucunda Müze. Ermeni Müzesi. Ermeniler kuzeyde Culfa’da keyifli keyifli yaşarken Şah Abbas tarafından keşfediliyorlar. Batıyla iyi ilişkiler kurmak, ve ülkesinin çeşitli din ve milliyetlere karşı anlayış ve hoşgörü gösteren bir ülke olarak tanınmasını sağlamak isteyen Şah Abbas, Ermenileri İsfahan’ın orta yerine yerleştirmek istiyor. Ermeniler, Osmanlı Türklerine karşı bir denge unsuru olabilecekleri de göz önünde tutularak, İsfahan’da nehre yakın bir bölgeye yerleştiriliyorlar: Böylece doğuyor Yeni Culfa, İsfahan’ın göbeğinde. Şah Abbas döneminde, topraklarından koparılıp İsfahan’a getirilen Ermenilerin gönlünü almak için de onlara toprak, arazi ve ev veriliyor. Daha da önemlisi, bir takım ticari vergilerden muaf tutuluyorlar. Anlaşma ilk bakışta karlı gibi gözüküyor, ana toprağından koparılmanın duygusal yanı göz ardı edilirse. Ancak müzedeki eski belgelerden anlaşıldığına göre, Ermeniler zamanla ve aralıklarla çeşitli baskılarla yüz yüze geliyorlar. Örneğin, 1630 da yayınlanan bir fermanla Ermenilerin aldıkları borç karşılığında ellerindeki altın ve gümüş toplanıyor. Ancak, 1742 de Nadir Şah döneminde yayınlanan bir fermanla Ermenilere uygulanan ekstra gümrük vergileri kaldırılıyor. 1743te yapılan bir duyuruyla Ermeni tüccarların rahatsız edilmemeleri isteniyor. 1631 de Şah Safi fermanıyla yabancı topraklarda ölen Ermeni tüccarların mallarına el konulmasına son verilmesi isteniyor. 1668 de Şah Süleyman bir fermanla Ermenilerin dini inançlarına karışılmaması isteniyor. 1780 de Alimardan Han buğday toplanması için Ermenilerin evlerinin basılması ve aranmasına ve işkenceye son verilmesini emrediyor. Uzun lafın kısası, Ermenilere bazen bir takım ayrıcalıklar tanınmış, bazen de çeşitli nedenlerle korunmak zorunda kalmışlar. Müzenin bir kısmı da 1915 tehciri ile ilgili belgelerle bezeli. Örneğin, 29 Eylül 1915te yayımlanan bir fermanla şöyle buyrulmuş: ‘Those opposing the orders will not be considered government servants. Children, women and the sick are not to be spared. Without listening to the voice of conscious, remove them all and put an end to their existence.’ 5 Aralık 1915te Halep Valisinin yolladığı emir ise şöyle: ‘Select and care only for those orphans who will not remember the catastrophic plight their parents have been through.’ Bugünkü Culfa ise tüm bunlardan uzak gibi gözüküyor. İsfahan’ın en güzel kahveleri burada. Bu kahvelerde 70’li yılların müziklerini dinleyip kendinize gelebilirsiniz. Hani ben diyeyim Donovan, siz deyin Jefferson Aeroplane.. Biz de akşamüstü Şiraz’a geçiyoruz. Şiraz. Güller ve Şiirler kenti. Said ve Hafız’ın kenti. Loti Şiraz’a geldiği gün ‘Ben Şirazdayım…. Bu cümleyi kendi kendime defalarca tekrarlıyorum’ diye not düşer seyahatnamesine. Evet, ben Şiraz’dayım.
|