|
Sayfa: 1 / 4 İşte nihayet Pierre Loti’nin ‘başının altında bir bavul, üstünde bir yorgan’ develerle, atlar ve katırlarla günler, haftalar ve aylar boyu yollara düştüğü topraklara gidiyorum. İçimde garip bir duygu.
Sanki daha önce hiç aklıma gelmeyen, hiç düşünmediğim, düşlemediğim bir şey kopup fırlayacak içimden. Sanki ben İran’ın bana gösterilmeyen yüzünü göreceğim Hayyam’ın, Sadi’nin ve Hafız’ın topraklarında.
20 Ekim 2006
Uçak inişe geçtiğinde Shirin başını bağlıyor. Bu benim için bir uyarı. Ben de başımı bağlamalıyım. Arkama bakıyorum. Çaresiz.Geri dönmek mümkün mü? Nasıl birden bire çarpıyor insanı başını bağlamak zorunda olmak? Sanki İran’a gitmeyi seçerken hiç düşünmemişim bunu.
21 Ekim 2006 Tahran
Shirin’in evine geliyoruz. Annesi durup durup bana teşekkür ediyor. Geldiğim için. Sadece geldiğim için. Öğle yemeğine teyzesine davetliyiz. Teyze, yeğeninin en çok sevdiği yemekleri yapmış bizi bekliyor. Yemeklerin ve misafirperverliğin haddi hesabı yok. İran’da bir deyiş var: Sanki teyzesinin evi gibi. Mesela: ‘Teyzesinin eviymiş gibi her gün bize damlıyor.’ Ya da ‘Burasını teyzesinin evi sanıyor.’ veyahut ‘Teyzenin eviymiş gibi istediğin zaman gelebilirsin.’ demek gibi.
21 Ekim 2006 Tahran
Artık bir an önce sokaklardaki hayatı tanımaya başlamalıyım. Tahran sokaklarına dalıyorum. Kadınlara bakıyorum. Başlarını bağlamışlar. Uyduruktan. Kaydırtıvermişler şalları, eşarpları omuzlarına. Saçları nerdeyse hepten meydanda. Kiminde kollar, kiminde bacaklar frikik vermiş. Ayaklar çıplak. Sandaletlerin içinden fırlayan tırnaklar istisnasız ojeli. Yüz, güzellikte oldukça önem kazanmış. Belki de burun estetik cerrahisi bu nedenle bu kadar yaygın İran’da. Belirgin bir makyaj düşkünlüğü var. Kirpikler ok, kocaman gözler vuruyor:Yüzyıl önceden fırlayıp geliyor Şirazyen ozan Hafız:
‘Seni kirpiklerimle öldürürüm diyen yar, Aman, sakın caymasın, öldürürse öldürsün!’ Tıpkı Hafız’ın isyanı gibi kadınlarda da bir yeter artık duygusu hakim sanki: O omuzlara düşen eşarplar, o pantolon altından çıkan bakımlı ayaklar, ‘aman ne olursa olsun!’ diye okunabilir mi acaba? Dışarıda saçı, bacağı gözükmemesi gereken İranlı kadın, evlerde olabildiğince açık saçık giysiler giyiyor. Vitrinlerde bolca miktarda seksi kadın giysileri yer almakta.Ben hafiften bir direniş seziyorum bu görüntülerde. Sanki çok kısa bir zaman sonra gün ağaracak. Oysa Hala beni yıldırıyor. ‘Bize de öyle gelmişti’ diyor. ‘Geçer biter bunlar, İran aşar bunları sanmıştık, ama 27 yıl oldu’. Halanın anlamadığı bir şey var, soruyor: Bizim başımızı zorla bağlatıyorlar. Siz kendiniz istiyorsunuz başınızı bağlamak. Nasıl oluyor bu iş? Hava sıcak. Üstümdekileri fırlatıp atmak geliyor içimden. Tajrish pazarı. Mısır Çarşısına benziyor ama çok daha küçük. Onca kalabalık varken hiç kimsenin omuz atmaması ilginç. Hani hazır bir turist bulmuşken yakasına paçasına yapışmamaları, bakışlarını kaçırmaları.Hello diye peşine takılmamaları. Yardım istemedikçe rahatsız etmemeleri öyle rahatlatıyor ki beni. Daracık sokaklarında Tajrish pazarının, baharatlar, kuru meyveler, üzümler… Kumaşlar, çaydanlıklar. Ve garip bir huzur var, tüm yoksulluğa karşın.
22 Ekim 2006 Tahran
Şehir Merkezi. İbret Müzesine geliyorum, tamamen tesadüfen. Bugünkü rejimin Şah zamanında Savak’ın yaptığı işkenceleri sergilediğini iddia ettiği müze. Girişinde bir dolu fotoğraf. İşkence anında mı çekilmiş, stüdyoda mı çekilmiş belli değil. Kan revan içinde bir takım insanlar işkence görüyorlar. Bir yandan da fotoğraflar çekiliyor. Gayet net ve mükemmel bir kadrajlama. İbret olsun mis-en- page’ı. Sonradan konuştuğum İranlıların bu müzeden pek de haberdar olmadıklarını anlıyorum. Ciddiye alan pek yok gibi. Her rejimin kendi ibret müzesi vardır diyor Shirin’in dayısı. Tahran’da sokak isimleri değişmiş ‘Devrim’den sonra. İmam Humeyni Caddesi en ana cadde.. Sırayla geliyor imam isimleri. İmam o. İmam bu. İmam şu. Onu Azadi meydanı izliyor. Bir de kocaman bir Azadi Oteli dikilmiş. ‘Biz Azad olmadığımız sürece her yer azadi ismiyle dolacak’ diyor Shirin’in annesi. Sokaklarda insanlar Farsça konuşuyor, İngilizce anlamayanlar hemen Türkçe’ye başvuruyor. Bir umut doğuyor içimde. Anlaşabilme umudu. Pierre Loti, ‘İlerleme safsatasından kurtulmuş gizli köşelerin en güzeli biz Avrupalıların gözünde İran’da bulunur.’ demiş.
|