Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color

 Vahşi batının Kalbine Doğru

New Mexico

Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.

Dört Mevsim California

California

 Bir California günü daha başlamıştı. Mavi gökyüzü ve enerjisini eksik etmeyen güneş. Bir de garip bir gürültü.

Yasak Şehir

Cin

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...

Uzaklar.com:ANA SAYFA
Düşler ve Şiirler Ülkesi İran PDF Yazdır E-posta
Sema Öğünlü   
Imageİşte nihayet  Pierre Loti’nin ‘başının altında bir bavul, üstünde bir yorgan’ develerle, atlar ve katırlarla  günler, haftalar ve  aylar boyu yollara düştüğü topraklara gidiyorum. İçimde garip bir duygu.

Sanki daha önce hiç aklıma gelmeyen, hiç düşünmediğim, düşlemediğim bir şey kopup fırlayacak içimden. Sanki ben İran’ın bana gösterilmeyen yüzünü göreceğim Hayyam’ın, Sadi’nin ve Hafız’ın topraklarında.

20 Ekim 2006

Uçak inişe geçtiğinde  Shirin başını bağlıyor. Bu benim için bir uyarı. Ben de başımı bağlamalıyım. Arkama bakıyorum. Çaresiz.Geri dönmek mümkün mü? Nasıl birden bire çarpıyor insanı başını bağlamak zorunda olmak? Sanki İran’a gitmeyi seçerken hiç düşünmemişim bunu.

21 Ekim 2006 Tahran

Shirin’in evine geliyoruz. Annesi durup durup bana teşekkür ediyor. Geldiğim için. Sadece geldiğim için. Öğle yemeğine teyzesine davetliyiz. Teyze, yeğeninin en çok sevdiği yemekleri yapmış bizi bekliyor. Yemeklerin ve misafirperverliğin haddi hesabı yok. İran’da bir deyiş var:  Sanki teyzesinin evi gibi. Mesela: ‘Teyzesinin eviymiş gibi her gün bize damlıyor.’ Ya da ‘Burasını teyzesinin evi sanıyor.’ veyahut  ‘Teyzenin eviymiş gibi istediğin zaman gelebilirsin.’ demek gibi.

Image21 Ekim 2006 Tahran

Artık bir an önce sokaklardaki hayatı tanımaya başlamalıyım. Tahran sokaklarına dalıyorum.
Kadınlara bakıyorum. Başlarını bağlamışlar. Uyduruktan. Kaydırtıvermişler şalları, eşarpları omuzlarına. Saçları nerdeyse hepten  meydanda. Kiminde kollar, kiminde bacaklar frikik vermiş. Ayaklar çıplak. Sandaletlerin içinden fırlayan tırnaklar istisnasız ojeli. Yüz, güzellikte oldukça önem kazanmış. Belki de burun estetik cerrahisi bu nedenle bu kadar yaygın İran’da. Belirgin bir makyaj düşkünlüğü var. Kirpikler ok, kocaman gözler vuruyor:Yüzyıl önceden fırlayıp geliyor  Şirazyen  ozan Hafız:

‘Seni kirpiklerimle öldürürüm diyen yar,
Aman, sakın caymasın, öldürürse öldürsün!’
Tıpkı Hafız’ın isyanı gibi kadınlarda da bir yeter artık duygusu hakim sanki: O omuzlara düşen eşarplar, o pantolon altından çıkan bakımlı ayaklar, ‘aman ne olursa olsun!’ diye okunabilir mi acaba?
Dışarıda saçı, bacağı gözükmemesi gereken İranlı kadın, evlerde olabildiğince açık saçık giysiler giyiyor. Vitrinlerde bolca miktarda seksi kadın giysileri yer almakta.Ben hafiften bir direniş seziyorum bu görüntülerde. Sanki çok kısa bir zaman sonra gün ağaracak.
Oysa Hala beni yıldırıyor. ‘Bize de öyle gelmişti’ diyor. ‘Geçer biter bunlar, İran aşar bunları sanmıştık, ama 27 yıl oldu’. Halanın anlamadığı bir şey var, soruyor: Bizim başımızı zorla bağlatıyorlar. Siz kendiniz istiyorsunuz başınızı bağlamak. Nasıl oluyor bu iş?
Hava sıcak. Üstümdekileri fırlatıp atmak geliyor içimden.
Tajrish pazarı. Mısır Çarşısına benziyor ama çok daha küçük. Onca kalabalık varken hiç kimsenin omuz atmaması ilginç. Hani hazır bir turist bulmuşken yakasına paçasına yapışmamaları, bakışlarını kaçırmaları.Hello diye peşine takılmamaları. Yardım istemedikçe  rahatsız etmemeleri  öyle rahatlatıyor ki beni. Daracık sokaklarında Tajrish pazarının,  baharatlar, kuru meyveler, üzümler… Kumaşlar, çaydanlıklar. Ve garip bir huzur var, tüm yoksulluğa karşın.

22 Ekim 2006 Tahran

Şehir Merkezi. İbret Müzesine geliyorum, tamamen tesadüfen. Bugünkü rejimin Şah zamanında Savak’ın yaptığı işkenceleri sergilediğini iddia ettiği müze. Girişinde bir dolu fotoğraf. İşkence anında mı  çekilmiş, stüdyoda  mı çekilmiş belli değil. Kan revan içinde bir takım insanlar işkence görüyorlar. Bir yandan da fotoğraflar çekiliyor. Gayet net ve mükemmel bir kadrajlama. İbret olsun  mis-en- page’ı. Sonradan konuştuğum İranlıların bu müzeden pek de haberdar olmadıklarını anlıyorum. Ciddiye alan pek yok gibi. Her rejimin kendi ibret müzesi vardır diyor Shirin’in dayısı.
Tahran’da sokak isimleri değişmiş ‘Devrim’den sonra. İmam Humeyni Caddesi en ana cadde.. Sırayla geliyor imam isimleri. İmam o. İmam bu. İmam şu. Onu Azadi meydanı izliyor. Bir de kocaman bir Azadi Oteli dikilmiş. ‘Biz Azad olmadığımız sürece her yer azadi ismiyle dolacak’ diyor Shirin’in annesi.
Sokaklarda insanlar Farsça konuşuyor, İngilizce anlamayanlar hemen Türkçe’ye başvuruyor. Bir umut doğuyor içimde. Anlaşabilme umudu.
Pierre Loti, ‘İlerleme safsatasından kurtulmuş gizli köşelerin en güzeli biz Avrupalıların gözünde İran’da bulunur.’ demiş.


 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.