|
Sayfa: 2 / 5 11 Temmuz 2007
Yine Katmandu’nun dar yollarında kaybolmaya adıyoruz kendimizi. Yine tüm satıcılar peşimizde. Rengarenk sokakları Katmandu’nun. Bu kez iyi kayboluyoruz. Durbar’a vardığımızda önce Kumari’nin evine göz atıyoruz. Kumari, yaşayan tanrıça. Kumariler 2-4 yaş arası kız çocukları arasından zorlu bir sınav sonucu seçiliyorlar. Tenleri pürüzsüz, dişleri bembeyaz ve koca gözlü, yani, çok, çok güzel olmak zorundalar. Kumari seçilen çocuk ailesiyle birlikte kumarinin Durbardaki sarayına taşınıyor. Ancak kumarinin kumariliği regl olunca bitiyor. Saraydan nereye düşüyor, pek bilinmiyor. Biz oradayken kumari üzerine çekilen bir filmin tanıtım programı çevresinde yurt dışına çıkarılan kumarinin kumariliğinin sona erip ermemesi gerektiği tartışılıyordu. Neyse ki iş sonradan tatlıya bağlandı. Bir kumari affı çıktı anlayacağınız! Daha sonra, vaktiyle Jimmy ve Janis’in 45likleriyle inleyen Freak Street’e iniyoruz. Bilen bilir, 1970li yıllarda Sultanahmet’teki Pudding Shop’ın önünden kalkan Magic Bus’lar benim bol bol gıpta ettiğim gençleri buraya getiriyorlarmış! Aslında hippiler öncelikle ‘Pig Alley’ denilen bir bölgeye dadanmışlar. Genellikle kasapların ve dokunulamayanların ikamet ettiği bu bölgede hippiler kendi çörekleri ve haşhaşlarıyla takılırken bölgenin adı da ‘Pie Alley’e dönüşmüş. Galata semtinin 15 yıl önceki hali. Hippiler sonradan bugünkü Freak Street’e (Jochne) yönelmişler. Bugün Freak Street daha turistik, daha modern. Hiç olmazsa kaldırım taşları olan bir cadde. Pie Alley ise neredeyse hala Pig Alley. Ve daha özgün. Nasıl olduysa kendimizi New Road da buluyoruz. New Road, adı sizi aldatmasın, yeni yapılan caddelerin en eskisi. Tottenham Court Road adeta. Tüm elektronik malzemelerin satıldığı cadde. Oradan da Asan pazarına çıkıyoruz.. Asan pazarı ise tam bir Mısır çarşısı. Kalabalık. Her türlü yiyecek var . Bizim için maydanoz neyse burada kişniş o . Her yer kişniş… her yer mango…her yer ananas.. Bamyalarsa bizimkinin, hele Urla bamyasının, beş katı büyüklükte. Akşam Scott ve Naoko bizi tipik bir Newari restoranına götürüyor. Scott yıllarca İstanbul’da yaşadıktan sonra gençlik günlerinde önemli bir yeri olan Katmandu’ya yerleşiyor. Kumariler üzerine bir kitap yazmış. Şimdilerde yeni bir kitap hazırlığı içerisinde. Eşi Naoko ise İstanbul’da eski haritaları onarmış yıllarca. Şimdi de Katmandu’da kağıtlarla ilgili çalışmalarını sürdürüyor. Sohbet: Katmandu’nun eski hippi günlerindeki haliyle bugünkü halinin kıyaslanması. Yemek: Newari set menü. Scott, Nepal’in Newarileri ile Türkiye’nin Kürtleri arasında benzerlik kuruyor. Dil sorunu aynı neredeyse. Newariler de kendi dillerinde eğitim istiyorlar. Ayrı sayılabilecek bir mutfakları var.
12 Temmuz 2007
Patan’a gidiyoruz. Katmandu vadisinde yer alan üç kentten ‘güzellikler şehri’ olanı. Patan, nam-ı diğer Lalitpur, Bagmati nehrinin Katmandu’dan ayırdığı kent. Yine Durbar meydanı! Yine birbirinden görkemli tapınaklar. Yine işveli sokakları ve delici bakışlarıyla çocukları. Tara, bizi gördüğünde elinde Nepal işi çantalar, turistlere çanta satmaya çalışıyordu. Yanında iki erkek arkadaşı….İlkokul 4. sınıf öğrencisi. Son derece düzgün İngilizcesiyle bizi şaşkına çeviriyor. Sohbet biraz ilerleyince elindeki çantaları arkadaşının elindeki torbaya fırlatıveriyor. Çocuk değil mi işte, işini, yapması gerekenleri unutuyor hemen. Çene çalıyor boyna. O mu çok zeki, ben mi, çok aptal? Neydi diğerlerinden farkı bu yumurcakların? İşte saray meydanında bize rehberlik ediyorlardı sonuç olarak, tek farkları açık bir teklifle karşılaşmamıştık, ve dolayısıyla onları red etmemiştik! Birazdan erkek olan yumurcak, Krişna’yı anlatmaya başlıyor. Her cümlesine ‘Aslında,…’ diye başlıyor. Sonra sanki kaçırıveriyor ağzından, ‘Aslında Krişna bir playboydu, binlerce kız arkadaşı vardı’ deyiveriyor. Dinsel inançları bu denli kuvvetli, ibadeti hayatının her saniyesine yerleştirmiş bir toplumun bu afacanı, anında gönlümü fethediveriyor. Ancak o bunlardan habersiz… ‘Aslında…’, büyüyünce rehber olmak istiyor… Altın Tapınağa gidiyoruz birlikte. 12. yüzyıldan kalma bir Budist tapınağı. Budist tapınağı olduğu için içeri girebiliyoruz ama deri yasak. Ayakkabıları, kemerleri çıkarıyoruz mecburen. Ayağında tokyoları ya da lastik terlikleri olanlar kurtardı. Saat yönünde dönmek zorundasınız Budist tapınaklarında. Mahabuda (Bin Buda) tapınağı ise, Hindistan’da Budanın aydınlandığı yer olan Bodgayadaki tapınaktan esinlenmiş. Akşamı ediyoruz iki afacanın peşinde. Bizi bir ihtimal çalıştıkları ya da tanıdıkları olan bir mandala okuluna götürüyorlar. Orada da mandala satışı yapılıyor, bin bir pazarlıkla… sonunda herkes mutlu, bir ben hüzünlü bu afacanları orada, geride bıraktığımız için. Bir terasındayız yine, bu kez Patan’ın. Yine Gorkha birası içiyoruz. Keyfimiz gıcır. Bikiş biz her nasılsa buluyor. O da bir kola içiyor. Geri dönüyoruz Katmandu’ya. Katmandu dediğin zaten 10 dakikalık yol.
|