| Nepal Güncesi |
|
|
|
| Sema Öğünlü | |
|
Sayfa: 5 / 5 18 Temmuz 2007 Katmandu’da dinlenmece. Artık sokaklarda hiçbir satıcı bize sataşmıyor. Biraz oralı gibi mi olduk ne? Sabahki tembellik bize yetiyor bile. Akşamüstü Bouddhana’ya gidiyoruz. Burası daha çok Çin’in Tibet’i işgaliyle Nepal’e iltica eden Tibetlilerin ikamet alanı. Kadınlar özgün giysileriyle Bunda etrafında dönüyorlar. Bir yandan …döndürüyorlar. Arada bir birdenbire durup, kendilerini yere fırlatıyorlar, sonra yavaş yavaş, adeta yerde sürünerek kalkıyorlar ve yollarına devam ediyorlar. Bu böyle devam ediyor, defalarca tekrarlanıyor. Akşama doğru tapınağın girişinde bir halı üzerine adaklar toplanmaya başlıyor. Paket paket pirinçler, bisküviler, mangolar, muzlar….. Bir dolu yiyecek bırakılıyor. Daha sonra paket pirinçlerden bazıları açılıyor, halıya serpiştiriliyor. Kocaman bir tepecik oluşuyor tapınağın önünde. Daha sonra rahipler tayfası geliyor ve halının etrafında bağdaş kuruyorlar. İşte ayin başlıyor. Çevrelerinde bir dolu turist ve meraklı arasında chantlar söyleniyor. Ayinin sonunda adaklar rahipler arasında paylaştırılıyor. Heybeleri doluyor rahiplerin. Akşama şenlik var anlaşılan. 19 Temmuz 2007 Bikiş ile gidiyoruz yine Pokara’ya. Gözümüz yemedi lokal otobüslerle gitmeyi. Uzun bir yol. Bikiş’e güvendik mi ne? Himalayanın eteklerinde inip çıkıyoruz. Bikiş inerken vitesi boşa alıyor ve benim aklım başımdan gidiyor! Araba en az yirmi yıllık! Maruti’ye benzer bir Maruti! Ancak, doğa bizi koruyor ve kolluyor! Pokara’ya vardığımızda Bikiş bize yer ayarlamış bile. Orada kalıyoruz. Kendisi de orada bir odada kalıyor. Sanki akraba oteli. Ya da anlaştığı bir yer en azından. Ama fiyatı muhteşem uygun. İki gece 8 dolar filan gibi! Sıcaktan ve nemden bunalıyoruz! Kendimizi göl kenarında Newari restorana atıyoruz. Mel mel göle bakıyoruz. Kwali çorba içiyoruz. İçerisinde kuru fasulye, kırmızı fasulye, siyah börülce, beyaz börülce, yeşil mercimek, sarı mercimek, kişniş, zencefil…. gibi şeyler var. Nam-ı diğer ‘binlerce mücevher’ çorbası. İşte gece saat 10 ve en hakikisinden ve gerçeğinden musona tanık oluyoruz! On dakika içerisinde sokakları diz boyu sel almış! Nasıl da yağıyor, hiç durmamacasına. Restoran sahibi dünyanın en büyük şemsiyesiyle bizi otele bırakıyor. 20 Temmuz 2007 Sıcaktan kendimizi oradan oraya atıyoruz… Phewa Tal’da bir sandal gezisi yapıyoruz önce. Öyle saatler süren trekking yapıp tapınaklara çıkmacayla filan işimiz olmaz bu sıcakta. Bir arabayla iki önemli tapınak bakıp, yine cam arkasından eski Pazar yeri gezip dönüyoruz. Kendimizi Newari restorana atıyoruz yine. Pek sevmiştik bir gün önce orayı. Newari restoranda zaman tıpkı Picasso’nun saati gibi havada asılı kalmış, sıcaktan eriyor! Biz yine mel mel göle bakıyoruz ve bu kez başka bir çorba deniyoruz. Akşam hava biraz serinleyince, bu kez camı düşen gözlüklerimi tamir için kıpırdıyoruz. Dönüşte çok güzel bir çatı restorandan güneş batışı izliyoruz. Tabii ki Gorkalarımızın eşliğinde yine. Mutluyuz. Otele dönüşte bir lokal pub’a takılıyoruz. Tek turist biziz. Ne iyi. Biz Nepal birası Everest içiyoruz. Onlarsa Tuborg. Pokara’da restoran isimleri çok hoş: ‘Don’t Pass Me By’ restoran, ‘Be Happy’ restoran, ‘Sweet Dreams’ restoran. Bizse geceyi otelin karşısındaki ‘My Beautiful Restaurant’ ta noktalıyoruz. Yine muson başladı. Delicesine bastırdı. Sabah biz otelden çıkarken burada konuşlanan tipler hala aynı yerlerinde oturuyorlar. Sanki zaman burada durmuş. İki İtalyan, bir İsveçli, bir Fransız. Takıla kalmışlar burada. Sigaralar sarılıyor ve muhabbet hayat üzerine. Fransız olan karısıyla iki kez evlenmiş boşanmış, şimdi burada yaşıyor, karısı ona bir miktar para yolluyor her ay. Parmalı İtalyan gözü beyaz cinsinden. Tatile gelmiş takılmış. İsveçli 4 yıl önce Hindistan’da geçirdiği kaza sırasında tanıdığı dünya tatlısı köpeğiyle yaşıyor. İçerideki odada restoran sahibi ya da sorumlusu kişinin ailesi yatak döşek. Musonda sekerekten karşıdaki otelimize attığımızda kendimizi, geceyi kazasız belasız atlattığımız için yine mutluyuz.
Kendimi oldukça aptal bir Batılı gibi hissediyorum. Bu aptal halimle de elalemin işine karışmak daha da vahim bir durum yaratıyor! Çok dikkatli olmaya çalışıyoruz, çünkü kendi kültürümüzden o kadar farklı bir kültür ki, ve o kadar tanımadığımız bir kültür ki, yanlış bir şey yaparız diye çekiniyoruz. Uzaktan çekilmiş birkaç fotoğrafla yetinip, o anı, orada yaşamaya çalışıyoruz. Ve o an kelimelerle anlatılamayacak kadar derin. Bizi sürüklüyor, belki de Bagmati nehrinin derinliklerine. Uçağa biniyorum ve bu dünyanın en tevekkül sahibi insanlarına içimden bir öpücük ve bin teşekkür yolluyorum. Ben zamanı Katmandu’da da yavaşlatamadım. Sizi bilemem. |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.