Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow KENTLER arrow Nepal Güncesi
Nepal Güncesi PDF Yazdır E-posta
Sema Öğünlü   

13 Temmuz 2007

ImageMusona  yakalandık işte. Pilgrims’te ettiğimiz bir kahvaltı sonrası. Katmandu ahalisi, esnaf, tentelerden akan suları biriktiriyorlar. Dünyanın en fazla suyu olan ülkesi Nepal, ancak belirgin bir su sıkıntısı çekiliyor.Ülkedeki  altyapı çalışmaları hükümetlerin çalma çırpmalarıyla  kesintilere uğruyor. Bu nedenle su dağıtılamıyor evlere. Halk, sokaklardaki toplu banyolarda çamaşır yıkıyor ya da yıkanıyor.
Kathmandu Post gazetesi yine isyan etmiş. 42 yıl geçti, Bhanu-Kalimati  arasındaki 40 km yol tamamlanamadı diye yazıyor. 1965’ te halk bağışıyla toplanan paralarla yapımına  başlanan yol yarım kalmış. Muson çiselemeye başladı mı  yol yapımına başlanıyormuş…Sonra da ‘hay allah, tam başlamıştık ki, muson nedeniyle çalışmalara ara vermek zorunda kaldık …’ diye sızıldanıyorlarmış…Göstermelik bir iki kazı yaptıktan sonra da ortadan yok oluyorlarmış…
Vallahi gazetenin yalanı varsa ben ne olayım…Biz Katmandu’dayken de aynen böyle oldu…
Thamel kazı diyarı. Her yer çamur içinde.
Ayağımdaki lastik ayakkabılar delik. Orada birkaç kez giyip atarım diye yanıma almıştım. Bir ayakkabıcı takılıyor peşime Katmandu sokaklarında. İlla ki ayakkabılarımı tamir edecek. ‘Ben mutluyum böyle’ diyorum. ‘Bayan, ayakkabınız yırtılmış, tamir edeyim’ diyor ısrarla. Baktı ki ben yanaşmıyorum, arkadaşıma , ‘onu ikna edin, siz arkadaşısınız, söyleyin ona….’ diye manevi baskı yapmaya başlıyor. Artık herkes bana bakıyor. Handiyse mecburum boyun eğmeye yoksa bütün Katmandu beni ve ayakkabılarımı tanıyacak. Bir köşeye yamuluyorum, kaç para diye soruyorum. 150 rupi diyor, boyun eğiyorum. O sırada esnaf toplanıyor, benim ayakkabı tamiratımı izliyor! Ben de  gösteriyorum ayakkabımın en son halini onlara, gülüyorlar.’Buranın en iyi ayakkabıcısıdır o’, diyorlar. ‘Siyah ayakkabıyı beyaz, beyazı siyah yapar.’ Ayakkabı tamircisiyse bir elinde ayakkabım, sürekli ‘para vermesen de olur bana biraz pirinç alsan…’ diyor ve yüreğimi dağlıyor!
Musondan kaçmak için sığındığımız bir kumaşçıda kumaş bakıyoruz! Katmandu’da kumaş bakmak! Dünyanın hiçbir kentinde kumaş bakmamıştım oysa! Adam hemen terzisini çağırıyor. Ölçü alalım, yarına dikilir, beğenmezseniz para vermezsiniz diyor. Hoş bir anlaşma. Ama muson bitiveriyor ve biz Swayambunat’a doğru yola çıkıyoruz. Yani maymun tapınağı. Katmandu’nun batısındaki tepelere yerleşmiş. Tüm ihtişamıyla gözleri tepeden tepeden bakıyor Budanın. Çocukluk rüyalarımın gözleri. İşte bu gözlerin peşinde dolaşmışım ben rüyalarımda. Nedense. Bir şey bildiğimden mi, yoksa Barjavel’in ‘Katmandu Yolları’ adlı kitabını okuyup, seyyahlığa özendiğim, ama ayak başparmağımı bile kıpırdatamadığım günlerden mi kalma bu büyülü gözler?  Gözlerim doluyor. Zaman kocaman bi tünel gibi. Gerilere savruluyorum,  eteklerimden telaş akıyor.
Bir takım yerbilimcilerin  öne sürdüğüne göre Katmandu vadisi bir gölmüş vaktiyle. Swayambunat ise bu gölde bir adacık. Budanın sizi gözetleyen gözleri ise stupanın tepesindeki kare blokta. Ortada sanki soru işaretine benzeyen şekil, Nepalcede bir numaraya tekabül ediyor ve ‘birlik’i   simgeliyor. İki gözün arasında , biraz yukarıda yer alan figür ise üçüncü göz.
Temeldeki beyaz kubbe ise  toprak, ateş, hava ve suyu temsil ediyor. Varoluş döngüsünden kaçıp Nirvanaya ereceğiniz 13 basamak da  burada yer alıyor.

14 Temmuz 2007

Dhulikel’ e gideceğiz sabahtan Scott ve Naoko ile. Himalaya eteklerinde. Bir gece kalacağız orada ve sabah güneşin doğuşunu seyredeceğiz. Ancak sabah kalkıyoruz, ne görelim:banda olduğu için, kepenkler kapalı ve taksiler işlemiyor. Kulaktan kulağa yayılan haberlere göre havaalanında bir taksi şoförü dövülmüş, banda onun içinmiş. Ama kim kimi dövmüş, neden dövmüş bilene aşk olsun! Biz Patan’a giderken de bir öğretmen öldürülmüştü ve kepenkler inmişti. Yollar lastik yanıklarıyla doluydu. İkinci bir emre kadar Dhulikel seyahatimiz iptal.
Boynumuz bükük, Scott’ların Pig Alley’deki evlerine gidiyoruz öğle yemeğine. İki minder bir sofa. Minimal düzen. Scott bu sene burada yeni kitabını yazmak için kapatmış kendini anlaşılan. Etrafta et mezbahaları ve kesif bir çiğ et kokusu. Karşı balkondan kadınlar yıkadıkları sarilerini asmışlar metreler boyu, rengarenk. Naoko bize patates pişirmiş Nepal usulü. Ev sahibi geliyor bir ara. Sevecen ve gülecen bir adam. Akşam saat 3e doğru  artık hiçbir kesin haber alamayacağımız belli oluyor. Naoko ve Scott ‘hadi yürüyün’ diyorlar…’Şansımızı deneyelim. En kötü ihtimalle yarı yoldan geri döneriz.’
Her şey yolunda gidiyor. Thamel’in turistik kargaşasından uzaklaşabildiğimiz için mutluyuz. Ancak Katmandu’da hava kirliliği rahatsız edici boyutta. Daha çok eski arabaların egzozlarının yol açtığı bir kirlilik bu. Bikiş’in dediğine göre  havayı esas kirleten şey, Hindistan’dan alınan ucuz petrolmüş.Yoksa Nepal bir endüstri ülkesi hiç değil. Dhulikel’e giderken yolda en fazla beş altı tane fabrika bacası görüyoruz. Onlar da kiremit fabrikası. Pek ağır sanayilik bir şehir değil anlayacağınız.
Yine de şehir dışına çıkmak ve Himalaya eteklerine gidiyor olmak bizi çok heyecanlandırıyor.
Dhulikel’e varıyoruz bin bir yeşillikten geçip. Dhulikel gerçek bir Newari kenti. Katmandu’dan sadece 3 km uzakta..
Akşam oluyor Himalayalarda. Bizim ellerin begonvillerini, ortancalarını ve Japon güllerini buralarda görmek beni öyle şaşırtıyor ki…Sürekli çığlıklar atıyorum… Yıllar önce Sibirya’nın taygaları karşısında da böyle çığlıklar atmıştım.
Yine ve tabii ki Gorkhalarımızı içiyoruz. Mutluluk bu.
Sabah 5.15’te güneş doğuyormuş. İçsel saatimi kuruyorum hemen.



 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.