|
Sayfa: 1 / 5 İstanbul- Doha- Katmandu uçacağız. Sanki hiçbir şey yokmuş gibi. Her şey sıradanmış gibi. Oysa gecikmiş bir 30 yıllık düş söz konusu. Doha’ya kadar normal her şey.
Doha havalimanında sabırla doldurulan iki saatin sonunda bizi Katmandu sokaklarına salıverecek olan uçağa binerken ise yüreğim ağzımda. Uçağa ilk binen ben olmak istercesine kalkıp yerimden koşuyorum kapıya. Yüreğimin telaşı. Uçak yolcularının çoğu Dubai’den memlekete dönen işçiler, ya da İngiltere’den dönen Gurkalar. Tek tük turist var, onlar da bugün 60’lı yaşlarda, kim bilir, belki de gençliklerini geçirdikleri bu yerlere tekrar bir göz atmak isteyenler. Yaş grubu göze alındığında nostaljik bir geziden söz edilebilir belki de. Hemen kulaklarıma Cat Stevens düşüyor, 70li yıllardan: Katmandu, yakında seni görüyor olacağım.…. Yanımda oturan gençten bir çocuk hayatımda tanıdığım ilk Nepalli. Hemen bol keseden tam not veriyorum. Ne olursa olsun. O benim düş ülkemin bir vatandaşı. Uçağın sol tarafında oturanlar çok şanslı. Katmandu’ya inerken Himalaya’ları bir kuş misali arşınlıyorlar. Doha’ya inmeden önce uçak penceresinden korkuyla gözetlediğimiz çöllerin yerini şimdi de Himalaya tepeleri aldı. Dünyanın gelecekte çölleşme ihtimalinin içimize saldığı korkuyu Himalayaların görkemli görüntülerinde dindirmeye çalışıyoruz.
10 Temmuz 2007
Thamel’de kalıyoruz. Hafif turistik bir bölge ama şimdilik şikayetçi değiliz. Cıngıl cıngıl bir yer. Siz İstiklal deyin, ben Ortaköy. Gümüşler, takılar, ipek eşarplar ve paşminalarıyla tabii ki Ortaköy. Ama hamhuma gelince İstiklal: Nepal mutfağı, Thai, Tibet, Hint, Kore, Japon mutfakları…Anatolia restoran bile var.Trafiğin solda olduğuna biraz şaşırdıktan sonra anlıyoruz ki aslında trafik her yerden. Duruma göre şoförler gerekirse soldan, gerekirse de sağdan gitmekte oldukça özgürler. Ohm Mani Padme Hum çalıyor her yerde. Daha ilk gün, sonradan ikinci evimiz olacak olan Pilgrims’i keşfediyoruz. İki katlı bir kitapçı Pilgrims. Bir örneğini İstanbul’da bile bulmak mümkün değil.. Arka tarafta açık bir bahçe içinde leziz hamhumlar sunan lokantası var.CD ve kitapların yanı sıra tütsülerden, sabunlara ve çaylara kadar ne isterseniz bulabilirsiniz. Thamel sokaklarında yeni yüz olduğumuz belli. Bütün satıcılar peşimizde. ‘Good Price’ nidalarıyla. Sonradan hepsi bizi tanıyacak ve biz ‘No buy’ olacağız! İlk hedefimiz tabii ki Durbar Meydanı. Nepal’deki her kentin bir Durbar Meydanı var. Bütün yolların çıktığı. Saray meydanı başka bir deyişle. Bizdeki Cumhuriyet Meydanı misali. Hindu tapınakları yoğun bir şekilde bu meydanlarda yer alıyor ama kral anlaşılan buradan kaçıp kendini daha sakin bir bölgesine atmış Katmandu’nun. Zaten şu sıralar 22 Kasımda yapılması planlanan seçimlere hazırlanıyor Nepal halkı. Daha önce de bir kez ertelenen seçimlerin yine ertelenme olasılığı var. Maocuların da uzun süren kavga ve dövüşten sonra girdiği sekiz ortaklı hükümetin mali işler bakanının hazırladığı bütçede kral ve ailesinin harcamaları için tek kuruş ayrılmamış. Kathmandu Post gazetesinden okuduğumuza göre, krallığın 250 yıl önce kurulmasından bu yana ilk kez devlet gelirinden yoksun bırakılıyormuş kral. Nasıl tepki vereceği merak ediliyormuş! Evet, kral sarayını Durbar Meydanından taşımış ama bunca tapınağı geride bırakmış. Hindu tapınaklarına Hindular dışında kimse giremediği için dışarıdan bakıyoruz birer birer hepsine. Şiva ile karısı Parvati ise bize tapınaklarının tepesinden göz kırpıyorlar. Şiva, bin bir suratlı tanrı. Hem yaradan hem yok eden. Hayvanların tanrısı. Bütün canlıların koruyucusu. İyi yüzünü Pashupati’de, kötü yüzünü ise Bhairab’ta gösteren tanrı. Şiva, uzun yolculuktan dönüşünde karısı Parvati’yi koynunda bir oğlan ile görür. Kıskanç Şiva, bir saniye bile tereddüt etmeden oğlanın kafasını gövdesinden ayırır. Ancak, Parvati’nin koynundaki oğlan, Şiva’nın kendi oğludur. Onun yokluğunda büyümüştür. Parvati, oğlunu geri getirmesi için Şiva’yı ikna eder.Şiva kabul eder Ganeşi geri getirmeyi. Ancak gördüğü ilk canlının kafasını oğluna geri verecektir. Böylece Ganeş, fil başlı bir tanrı olacaktır: Aklın ve zenginliğin tanrısı: engel koyan ve kaldıran. İlk gün için yeterli. Ayaklar çekmez bu yorgun ve aç gövdeleri diyerek, Taleju View restoranın çatısına çıkıyoruz. Tüm Durbar meydanına bir de yükseklerden bakıyoruz. Arkada Himalaya tepeleri bulutlara rağmen görkemli. İlk dhal yemeğimizi hüplüyoruz. (Mercimekle yapılan milli bir yemek neredeyse) İlk Gorkhalarımızla. Keyfimiz muhteşem. Artık yol yorgunluğu çökmeye başlıyor üzerimize. Geri dönüyoruz otele. Tibet Guest House’un bahçesinde konuşlanıyoruz . Yine Gorkhalarımızı içiyoruz. Başucumdaki ağacın yaprakları arasından muson çiseliyor. İklim değişikliklerinden Katmandu da etkilenmiş. Normalde muson mevsimi Temmuz ayı. Ancak gerçek anlamıyla muson olmaktan çok uzak şu çiseleyen şey. Bu otelde daha çok yazar, çizer, gazeteci, UN çalışanı takımından insanlar kalıyor. Ya da geçmişine yolculuk eden orta yaş grubundan seyyahlar.
|