Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow YOLDAN NOTLAR arrow Afrika'nın Güneyine Doğru
Afrika'nın Güneyine Doğru PDF Yazdır E-posta
Ömer Altunçanak   
 

{josquote} Açtım çantayı çekildim geriye. İçindekileri meraklı bakışlar arasında epeyce mıncıklayıp kurcaladıktan sonra kapat dedi.{/josquote}

10.08.2007 Cuma: Sabah 06:45’te zamanında havalanan 30 kişilik bir uçakla Chimoio hava alanına indim. Hava alnı şehir merkezine 12 km. mesafedeydi. Şehre gidecek değil servis ücreti mukabili bir taxi bile yoktu. Burası şehir değil kasaba idi sanki. Bir kargo firmasının şehre dönmekte olan aracının şoförüne rica ettim beni şehir merkezinde Mutare’ye giden dolmuşların olduğu yere kadar götürüp epeyce bir ücret aldı. Birden etrafımı seyyar satıcılar, döviz işi yapanlar, meraklılar çevirdi. Beni bir çembere aldılar, iyice bunaldım. Baktım bana doğru bir polis geliyor sevindim şimdi kurtarır beni bu yapışkanlardan diye. Polis pasaportumu istedi. Evire çevire dikkatle ve uzun uzadıya baktıktan sonra iade edip aç çantanı dedi. Bu kalabalıkta mı dedim ters bir ifadeyle. İğne atılsa yere düşmez. O da aynı terslikte elbette dedi. Açtım çantayı çekildim geriye. İçindekileri meraklı bakışlar arasında epeyce mıncıklayıp kurcaladıktan sonra kapat dedi. Sinirlerim gerilmişti. Toparlayıp çantamı bindim Mutare’ye giden bir minibüse ama nasıl tıklım tıkış. İçeride çürümüş et ve kan kokusuna benzer ağır ve iğrenç bir koku var. Yanımdakilerin ellerindeki poşet ve paketlerin uçları kulağıma gözüme sürtünüyor. Arabaya değil çuvala girdim sanki. Şoför 55 senin için 20 de çantan için toplam 75Mzl. alırım dedi. Tamam dedim. Yolda birkaç yerde çevirme oldu. Yaklaşık 1,5 saatlik yolculuktan sonra Zimbabwe/Mutare hududuna geldik. 100 Rand verip 2.500.000Zimbabwe Doları aldım. Bu hesaba göre 1.000.000.Zimbabwe doları bizim paramızla 7,11YTL. ediyordu. Fazla bir zorluk yaşamadan işlemleri tamamlayıp içeri girdim. Külüstür bir  taxi dolmuşa atlayıp 200.000Zimbabwe dolarına zaten hududa çok yakın olan Mutare şehir merkezine geldim. Faruk Balcı’nın netteki hatıratında bahsettiği Mrs. Ann’s Palace’yi epeyce soruşturdum ama kimse bilemedi. Gözüme İslamic Center çarptı. Cuma vakti yakındı ve üstelik bu gece Miraç Kandili idi. Girdim içeri. Ali isimli 60 yaşlarında dinç biriyle tanıştım. Benle yakından ilgilendi. Beni şehir merkezindeki Border Lodge’ye getirdi. Receptionda Grace isimli sıcakkanlı bir bayan görevli vardı.10$ veya 60 Rand dediler. Eğer resmi döviz bozdurma dekontu yoksa Zimbabwe doları kabul etmiyorlarmış turistlerden. Çift yatağı ve cadde manzaralı birinci katta bir odaya yerleştim. Banyo ve tuvaleti kattaki tüm odalar müşterek kullanıyorlardı.  Çantamı bırakıp Cuma namazına gittim. Epeyce cemaat vardı. Namazdan sonra şehri gezmeye başladım. Karnımı doyuracak dişe dokunur bir şey bulamadım. Ekmek kuyruğu vardı. Sebze meyve haline gidip bir poşet dolusu sebze, meyve aldım. Hepsine bizim paramızla 2 YTL. verdim. Yatıncaya kadar balkondan şehri seyrettim.

{josquote}asvingo’daki harabelerin Hz. Süleyman’ın sarayının kalıntıları olduğu rivayet ediliyordu ve bu yüzden orayı görmeyi istiyordum.{/josquote}

11.08.2007 Cumartesi: Sabah çantamı alıp odamı boşalttım. Receptionda sordum Masvingo’ya nasıl gidebilirim diye. Onlar da hafta sonları otobüs yok. Otostopla da pek şansın olmaz, pazartesiyi beklemekten başka çaren yok dediler. Masvingo’daki harabelerin Hz. Süleyman’ın sarayının kalıntıları olduğu rivayet ediliyordu ve bu yüzden orayı görmeyi istiyordum. Pazartesiye kadar beklemeyi göze alamadım. Fikir değiştirip Masvingo’ya gitmekten vazgeçtim. 08:30’da hareket eden başkent Harare otobüsüne bindim. 60 kişilik oturacak yer vardı. 20 kişi kadar da ayakta yolcu vardı. Otobüs çok eski ve bakımsızdı. Tek beyaz yolcu bendim. Özellikle çocuklar bana merakla bakıyor, bazıları gelip tenimi dürtüyorlardı. 12:30’da Harare’ye varıp otobüsten indim.  Son durak şehir dışında obüsleri kalktığı alanda idi. Şehir merkezine giden dolmuşların bulunduğu yere gelip sordum birine. O da bin gidiyor deyince atladım. Tam bir saatlik indi, bindilerle geçen yolculuktan sonra tekrar beni aldığı yere getirip şoför ver para demez mi çıldırmıştım.İngilizce ilk kez orada avazım çıktığı kadar küfür ettim şoföre. Neyse, şehir merkezine bir başka dolmuşla geldim. Faruk bey’in anılarında bahsettiği Lodge’ler tarih olmuştu. Boş yere taxi parası ödemiş oldum. Mazoe Street üzerinde bulunan Palm Lodge’ye gelip geceliği 30$ karşılığında yerleştim. Hoşça bir yerdi ve merkeze yakındı. Açlıktan ölüyordum. İki gündür sebze, meyve haricinde bir şey yiyememiştim. Helal gıda tüketimi husundaki hassasiyetimden dolayı burada da pizza dışında yiyecek bir şey bulamadım. “Ekmek yoksa pasta yesinler” deyişi aklıma geldi ama marketlerde ne süt ne de bisküvi yoktu. Johannesburg’u nasıl aramazdım. Bir İnternet cafeye girip e-maillerime baktıktan sonra çıktım.  Hava kararıyordu. Lodge’ye döndüm.

{josquote}Erkekler genellikle zayıf veya normal görünümlü olmakla birlikte kadınların çoğu şişman.{/josquote}

12.08.2007 Pazar: Bugün aylak, aylak dolaşarak geçirdim günümü. Çünkü Victoria Falls’a gitmenin iki yolu vardı. Birincisi çok ucuza direkt uçaklarla. İkincisi direkt araç olmadığı için önce buradan Bulawayo şehrine ki yaklaşık 500 km. Oradan da Victoria Falls’a ki bir 500km. de orası. Pazar olduğu için her yer kapalı. Receptiondaki görevli sağ olsun benim için tüm uçak acentelerini aradı ama hepsi kapalıydı. Dolayısıyla uçak için yarını bekleyecektim. Bu arada bazı tespitlerimi aktarmak istiyorum.
*Zimbabwe’de erkeklerin %80’i, bayanların da %50’sinin saçları ustura ile kazınmış halde. Geriye kalan kesimin de bazıları kaynak yaptırmış, bazıları da kıvırcık olduğundan mecburen kısa tutuyorlar.
*Ben sıcaktan bunalıyorum fakat yerlilerin pek çoğu kaban ve montlarını sırtlarından çıkarmıyorlar.
*Çantalarında veya ellerinde sağlıksız üretildiğinden emin olduğum muhtelif cipsler, içecekler, bisküviler veya değişik türden meyveler hiç eksik olmuyor biteviye bir şeyler atıştırıyorlar.
*Erkekler genellikle zayıf veya normal görünümlü olmakla birlikte kadınların çoğu şişman.
*Erkekler asla çanta, valiz, poşet v.s taşımıyorlar. Kadınların sırtında özel kumaş veya battaniye ile sardıkları çocukları, ellerinde birkaç parça eşya oluyor ve taşımakta güçlük çekiyorlar ama sanki yardım etmek ayıpmış gibi yanlarındaki yakınları olan erkeklerinin elleri bomboş yan yana gidiyorlar. Bu kadarına da pes doğrusu. Neredesiniz ey feministler.
*Ayrıca insanlar kol saati kullanmıyorlar. Acaba yoksulluktan mı diye düşündüm. Ama cep telefonu olanların kolunda da saat yoktu.
*Yoksulluğun diz boyunda olduğu toplumlarda kibarlık ve temizlik konusunda fazla beklenti içinde olunmamalı.
*İnsanların dişleri genellikle beyaz ve sağlıklı görünüyor.
*Su bataryaları ahmakça ve kullanışsız. Suyu ılışlamak mümkün değil. Çünkü sıcak ve soğuk su için iki ayrı açma kapama başlığının yanı sıra suyun aktığı iki ayrı kanal var. Sıcak ayrı yerden soğuk ayrı yerden akıyor. Çok sıcaksa veya çok soğuksa sıcaklığı ayarlayamıyorsun.
*Türkiye’de de bazen şahit oluyoruz buna ama Afrika’da tarla (anız) yakma hadisesi çok fazla.
*Özellikle yolcu taşıyan otobüs ve minibüslerde anormal derecede yüksek sesle müzik çalıyorlar. Buradaki araçların en kuvvetli aksamı müzik cihazları galiba. Kimse de rahatsız olup itiraz etmiyor.
* Polislere sordum birkaç defa “nerede döviz bozdurabilirim” diye. Derhal beni karaborsaya götürmeye yeltendiler. Çünkü komisyon alacaklardı. Tabii kabul etmedim.
*Gezdiğim ülkeler içinde en yoksulu Zimbabwe idi.
*Birine bir adres sorsam veya bir şey danışsam, hemen peşinden “bana bir şey vermeyecek misin” diye sorup bahşiş bekliyorlar.


13.08.2007 Pazartesi: Resmi daireler sabah 08:30da açılır diye düşündüğümden çok daha erkenden kalkıp hazırlandığım halde odamda bekledim ve receptiona 08:30da gittim. Uçak için acenteleri arayabilir misiniz diye rica ettiğimde görevli” Bugün ve yarın resmi tatil. Acenteler ancak Çarşamba günü açılır” demez mi? Neden dün söylemedin o halde diye sorduğumda yılıştı sadece. Atladım bir taxiye airporta gittim. Victoria Falls’a sadece Air Zimbabwe uçak kaldırıyormuş.Sabah 7:00 akşam 19:00 olmak üzere günde iki kez. Önümüzdeki üç gün full, istersen Perşembe yedeğe yazalım dediler. İstemedim. Aman Allah’ım. Perşembeye kadar burada nasıl kalabilirim? Canım çok sıkıldı. Ama yapacak bir şey yok. Airportta post office ve change işlemleri yapan açık bir yer buldum. Dışarıda karaborsada 36.250Zimbabwe Dolarına bozdurabiliyorken sertifika (resmi belge) alabilmek için 1.450 Rand’ı sadece 3.026.730 Zimbabwe Dolarına bozdurdum. Resmi belge olmadan kendi paralarını kabul etmiyorlar hiçbir yerde. Lodgeye gelip eşyalarımı aldım ve bir taxi yakalayıp Bulawayo otobüslerinin kalktığı yere geldim. Yakınmış zaten. Taxi 135.000Zw.Doları tuttu. Otobüs hemen kalkıyordu. Atladım. Saat 12:00 idi. Yaklaşık altmış kişi oturan, en az yirmi kişi de ayakta olmak üzere seksen kadar yolcu vardı. Şoför 100-120km/saat ile sürüyordu. Bura standartlarına göre süratliydi. Fakat sık indi bindilerden ve her 30-40 kilometrede yapılan polis çevirmelerinden dolayı çok zaman kaybı oluyordu. Otobüsteki tek beyaz bendim. Özellikle küçük çocuklar merakla bana bakıyorlar, biraz cesur olanları gelip elime veya kollarıma dokunuyorlardı. Saat 16:25te otobüs bir dağ başında arıza yaptı. Ne yiyecek, ne içecek ne tuvalet vardı. Şehirde doğru dürüst bir şey bulamıyordum zaten kaldı ki dağ başında mı bulacaktım. Susuzluk ve açlıktan bitap düştüm. Elden ne gelir. 18:15 sularında arızayı giderdiler ve hareket ettik. Bulawayo’ya saat 21:00de vardık. Yolculuk dokuz saat sürmüştü. Yolculuk esnasında yanımda oturan gençle biraz sohbet etmiştik. Bana burası ucuz ve temiz bir otel diye bir oteli gösterdi. Son durağa gelmeden  Palace Otelin önünde indim. 2.500.000ZW.Doları oda ilaveten 250.000 de kahvaltı imiş. Odayı görüp beğendim. Fiyat da iyi. Ödedim. Açık market nerede bulabilirim diye soruşturdum ancak bu saatte açık market bulamayacağımı ama çeşmeden su içilebildiğini söylediler. Çantamda birkaç günlük biraz pizza vardı. Onunla kendime bir ziyafet çektim. Güzel bir duş alıp yatağa girdim.



 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.