Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow YOLDAN NOTLAR arrow Afrika'nın Güneyine Doğru
Afrika'nın Güneyine Doğru PDF Yazdır E-posta
Ömer Altunçanak   
 


03.08.2007 Cuma: Saat 09:45te Masaru dolmuşuna bindim. Ali de benimle birlikte. Yaklaşık 35 dakika sonra Masaru’ya vardık. Önce helal tavuk satan bir yer bulup karnımızı tavuk, patates ile doyurduk. Sonra tepedeki Sun İnn Gazino ve oteline çıkarak tepeden başkenti seyrettim. Otelin gecelik fiyatı 1.300. Rand imiş. Cuma saatine kadar şehri gezdim. Cuma namazını Afrikalılarla birlikte bir camide kıldım. Sonra hudut kapısına Masaru Bridge’ye bugün dolacak vizemi uzatmak için gittik. Bir anda vizemi uzatmak için gittiğim yerde kendimi çıkışta buldum. Bindiğim Joburg dolmuşu 16:45 te hareket etti. Yolda iri beyaz bir tavşan ezdi arabamız çok üzüldüm. Saat 21:30’da Joburg’a vardık. Yolcuları tek tek inecekleri yerde bıraktığı için iyi bir gece gezisi oldu benim için. Çünkü Mustafa dindar bir insan ve her yere gitmiyor. Halbuki ben gezdiğim yerleri tüm yüzleriyle görmek isterim. Barların önüne birikmiş kalabalıklar, sokak aralarında ateş yakıp ısınmaya çalışan evsizler, müşteri bekleyen fahişeler. Burada otel kalitesi fena değil ama kalitesine göre çok pahalı ve daha ucuzu da yok veya ben bulamadım. Ortalama 264-420 Rand arasında değişiyor. Formula1 otelinde indim ve orada geceledim.

{josquote}Internetleri çok yavaş olmakla birlikte Internet cafeler, helal gıda satan restaurant ve marketler vardı.{/josquote}

04.08.2007 Cumartesi: Mustafa saat 12:30 da geldi beni almaya. O saate kadar çatladım sıkıntıdan. Hem sıkıntım geçsin hem de atıştıracak bir şeyler bulabilmek için biraz dolaşayım diye otelden dışarı bir çıktım ki anında uyuşturucu ve kadın satıcıları, serseriler, ne dediklerini anlayamadığım ve benle konuşmaya çalışan yapışkan tipi bozuklar neredeyse beni arabaya atıp götüreceklerdi. Hemen kaçar gibi otele geri döndüm. Neyse Mustafa geldi ve önce Mandela Suare’ye gidip gezdik. Sonra Müslüman mahallesinde bulunan The Orient oteline yerleştim. Bu muhit Müslümanların çoğunlukta olduğu, dışarı çıkıp rahatça gezilebilecek vakit geçirilebilecek bir yerdi. Internetleri çok yavaş olmakla birlikte Internet cafeler, helal gıda satan restaurant ve marketler vardı. Ayrıca dönerden ev kurabiyelerine, Hindistan cevizinden kuruyemişe kadar her şey vardı. Epey abur cubur yedim, epeyce de stokladım hazır bulmuşken. Mustafa Kruger Park için benim adıma ödeme yapmış ama günleri bana uymadığından iptal ettireceğim mümkün olursa. Bugün iptal için gittik ama kapalılarmış. Görüşemedik.
05.08.2007 Pazar: Sabah otel odamda süt ve kurabiyeden müteşekkil kahvaltımı yapıp dışarı  çıktım. Bugün free gün. Akşama kadar aylak aylak gezindim, internete takıldım biraz. Akşam İnternetteki radyodan Beşiktaş-Fenerbahçe Süper Kupa finalini dinledim. Rüyamda 2-0 yenmiştik ama gerçekte 2-1 yenildik. Hintli bir berbere sakal tıraşı oldum. Otele gelip bir duş alıp yattım.


06.08.2007 Pazartesi: Mustafa sabah 09:30da gelip beni aldı. Kruger park turuna benim için 3200 Rand ödemişti. Ama ben tur gününe daha birkaç gün zaman olduğunu, bekleyemeyeceğimi söyleyince ödediği parayı kesintisiz iade alabilmiş. Malavi büyükelçiliğine gittik vize için. İşimiz uzadı. 490 Rand aldılar üç aylık tek girişli vize için. Zimbabwe büyükelçiliğine gecikmiştik. Yine de bir umut diye gittik ama ısrarlarımız işe yaramadı. “Vize departmanı kapandı. Yarın gelin.” Dediler. Mustafa beni otele bırakarak yarın sabah 08:15te almak üzere gitti. Otelimin yakınında bulunan Oriantal Plaza’yı gezdim. Dün de gelmiştim ama Pazar günleri kapalı olduğundan gezememiştim. Biraz internete takıldım. Oğlum Hasan ve arkadaşım Ersin’le biraz chatlaştık. Sonra otele geldim.

{josquote}Yanımda oturan ve Manzini şehrinde ikamet eden Richard ile tanışıp pat çat sohbet ettim. Ülke çıkış girişlerinde formları doldurmam hususunda bana yardımcı oldu.{/josquote}


07.08.2007 Salı: Her sabah randevusuna geç gelip beni epeyce bekleten ve bir defasında sabredemeyip çıkıştığım Mustafa, bu sabah ta 30 dakika gecikmeli beni aldı. Zimbabwe büyükelçiliğine gittik. 30 dakika bekledikten sonra vizemi alıp çıktık. Bir kitapçıya uğrayıp 100 Rand vererek Soutern and East Africa Road Atlas isimli içinde gezeceğim ülkeler hakkında doyurucu harita ve krokiler bulunan bir kitap aldım. Bir kafeye oturup Mustafa ile gezi güzergah ve planı hakkında istişare ettik. Sonra vedalaşıp ayrıldık. İlk durak Sweziland olacaktı. Ama otobüsle yolculuk mümkün olmadığından taxi dedikleri dolmuşa 150 Rand verip, saat 14:55te, Sweziland’ın başkenti Mbabane’ye doğru yola çıktım. Yolculuk rahat geçti. Yanımda oturan ve Manzini şehrinde ikamet eden Richard ile tanışıp pat çat sohbet ettim. Ülke çıkış girişlerinde formları doldurmam hususunda bana yardımcı oldu. Ben ona cips ikram ettim, o da bana közde pişmiş mısır alıp ikram etti. Saat 19:00 sularında Mbabane’ye vardım. Bir taksiye 15 Rand verip zaten yakın olan şehir merkezindeki bir otele geldim. Euro nasıl Avrupa’nın pek çok ülkesinde müşterek para birimi ise, Güney Afrika’da da Rand öyle. Oda ücreti 310 Rand dediler. “Valizim burada kalsın, ben biraz dolaşıp geleyim, kalıp kalmayacağımı o zaman söyleyeceğim” dedim. Tamam dediler. Alternatif konaklayabileceğim daha iyi ve ucuz yer bulmak ve şehri biraz tanımak üzere çıktım. Peşime ayağı yalın, irikıyım, genç bir deli takıldı. Var gücüyle “myfreeend” diye bağırıp sonra kahkahalar atarak peşimden geliyordu. Herkesin dikkatini bana çekiyordu. Ne yaptımsa kurtulamadım. Eline bir 10 Rand sıkıştırdım anında bir markete girip beni bıraktı. Şehir merkezi büyük değildi ama akşam saati olmasına rağmen son derece güven ve huzur telkin ediciydi. Daha iyi bir alternatif otel bulamayınca valizimi bıraktığım ilk otele geri geldim. Reseptiondaki kızla pazarlık yapmaya başladım. İndirim yapmıyordu. Bu sırada kızdan daha yetkili olduğunu düşündüğüm genç bir adam geldi ve tamam 310 değil 250 Rand ver dedi. Anahtarı alıp odama geçtim. Akşam yemeği olarak biraz bisküvi ve meyve yedim. Bir duş alıp günün hikayesini yazıp yattım. Genellikle günlüğümü akşamları yazıyordum. Hem unutmayayım hem karıştırmayayım diye.

{josquote}Epeyce fotoğraf çektim. Çarşı Pazar dolaşıp bir dükkandan ekmek, peynir, meyve suyu alarak karnımı doyurdum. Bir Internet cafeden e-maillerimi kontrol edip haberlere göz attım.{/josquote}

08.08.2007 Çarşamba: Sabah 08:30 da receptiondan Maputu’ya nasıl gidebileceğime dair bilgi aldım. Maputu’ya Manzini şehrinden dolmuşla gidilebiliyormuş. Manzini dolmuşlarının kalktığı yere, otele yakın olduğu için yürüyerek geldim. 7 Rand vererek bindim dolmuşa. Yaklaşık 50 km. sonra Manzini’ye vardım. Maputu dolmuşlarının kalktığı yeri sorup öğrenerek durağa geldim. 50 Rand ödeyip dolmuşun dolması için 90 dakika bekledim. Saat 11:00 de hareket etti. Dolmuşta 28 yolcu vardı. Önceki dolmuş, otobüs yolculuklarımda genellikle benden başka beyaz olmazken bu kez benle birlikte 8 beyazdık. Kimi Usd, kimi Kanada, kimi England’dan idiler. Bir süre yolculuktan sonra Mozambik hududuna vardık. 182 Rand ödeyerek çok girişli bir aylık vize aldım. İstesem daha uzun süreli de veriyorlardı ama bana bu kadarı yetiyordu. Fazladan vize ücreti ödemenin icabı yoktu. Saat 15:00 sularında Maputu son durağa geldik. Bu ülke eskiden Portekiz sömürgesi olmasına rağmen trafik soldan seyrediyordu. Portekiz’de sağdan seyrettiğini biliyorum. Bu çelişkiye bir türlü akıl erdiremedim. Dolmuştan inen diğer tüm beyazlar Fatıma’s isimli bir hostele gidiyorlarmış. “Gelir misin sende?” diye sordular. Kısa bir tereddüdün ardından, macera olsun, bir de hostelde kalmış olayım diye düşünerek geliyorum dedim. Kişi başı 5 Rand ödeyerek hep birlikte bir pikaba doluştuk. Hostele vardık. 12 kişilik ranza usulü bir odada kızlı erkekli 12 kişiydik. 60 Rand verdim yatak ücreti olarak. Eğer istersem battaniye için ayrıca ücret ödeyecektim. Çantamı bırakıp çıktım. Sahile doğru yürümeye başladım. Hind Okyanusu tüm güzellik ve ihtişamıyla bana merhaba diyordu. Epeyce fotoğraf çektim. Çarşı Pazar dolaşıp bir dükkandan ekmek, peynir, meyve suyu alarak karnımı doyurdum. Bir Internet cafeden e-maillerimi kontrol edip haberlere göz attım. A.K.P. Köksal Toptan’ı T.B.M.M. başkanlığına aday göstermiş. Hostelime döndüm.
09.08.2007 Perşembe: Gece yarısından sonra horlayanlar, garip sesler çıkaranlar yüzünden uyandım ve sonrasında da pek uyuyamadım. Sabah saat 06:30 da kalkıp 07:00 de hosteli terk ettim. Necmi Toraman’ın internette okuduğum gezi notlarında bahsettiği ve memnun kaldığını anlattığı Santa Cruz hoteli buldum. Odalara bakıp öyle ücret ödemek istediğimi söyledim. Onlar da “henüz odalar boşalmadı, iki saat sonra gel bak” dediler. Çantamı otele bırakıp çıktım. Epeyce turladım. Bu arada Zimbabwe’ye nasıl gidebileceğimi soruşturdum. Harare’ye direkt uçuş olmayıp, çok aktarmalı uçuşlar varmış. Direkt olarak Mutare’ye 100 km. mesafede bulunan Chimoio’ya  yarın sabah 06:45 uçağı için 165 dolara bilet aldım. 04:45’te airportta olmam icap ettiğini söylediler. Otel Santa Cruz’a gelip oda istedim. 700 Mzn yerine 200 Rand verip 2. kattaki odaya çıktım ki banyo-tuvaletin yandaki başka bir odayla ortaklaşa kullanılacağını gördüm. Banyosu içinde bir oda istedim. 100 Mzn fark istediler, ödedim. Hizmetli önde ben arkada asansör bozuk olduğu için 8. kata kadar çıktık. Baktım halen çıkıyoruz bağırdım; “Ulan sizin de, otelinizin de…” çıkmayı bırakıp reseptiona döndüm. 2. veya 3. katta bir oda verin yoksa kalmıyorum dedim. Oda yok deyip paramı iade ettiler. Aldım çantayı sırtıma düştüm yola. Ara, sor ama yok uygun bir otel. Dört yıldızlı Pestana Revuma Hotel’e geldim. Single room 134$ dediler. İskonto istedim. Olmaz dediler. Gerisin geri gidiyorken tekrar çağırıp 85$ ver dediler. En fazla 50 verebilirim dedim. Sıkı bir pazarlıktan sonra 75 $ a anlaştık. İçim yandı ama dünkü hostele ödediğimle ile bugünkünün ortalaması normal diye kendime züğürt tesellisi yaptım. Otel ve balkon manzarası harika. Çamaşırlarımı yıkayıp bir kahve içtim ve dışarı attım kendimi. Necmi Toraman’ın hatıralarında bahsettiği Lübnanlıların lokantasını bulup karnımı doyurdum. Karşıdaki telefoncudan da memleketi arayıp görüştüm. Gece sabaha doğru hava alanında olacağımdan fazla oyalanmadan otele dönüp yattım.   



 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.