| SİENA'NIN BÜYÜSÜ |
|
|
|
| ÜMİT OTAN | |
Yalnızca Campo Meydanı’nı görmek için bile gitmeye değer bir kent Siena. Ortaçağdan alıp bugüne taşımışlar gibi. Hani derler ya, kılına bile zarar verilmemiş…
Hem varmış hem yokmuş gibi. Sanki biraz önce terk edilmiş ya da buraya insanoğlu hiç uğramamış gibi. “Dünyada benzeri bir kent daha var mı acaba” sorusu hiç aklınızdan çıkmıyor. Toscana bölgesinde genelde tepelerin üzerine kurulmuş ortaçağ kentlerinden en önemlisi Siena. Romalılardan çareyi kaçmakta bulan Etrüskler, kayaları oyarak korunaklı, en önemlisi de Romalıların kolay bulamayacakları yerleşimler yapmışlar. Siena da o gizli mağaraların, yapıların üzerine kurulmuş. Yöre halkı atalarından kalan evlerin mimarisine sadık kalırken, geleneklerini de sürdürmüşler. Bir kentin nasıl korunacağının dersini veriyorlar sanki. Her mahallenin kendine özgü flaması ve adı var. Panter, kaplumbağa, salyangoz mahalleleri gibi. Renkli taşlarla örülü katedral, kentin başına taç olmuş. Etrüsklerden sonra Roma askeri kolonisine dönüşmüş, 8. yüzyılda da piskoposluk merkezi olmuş. 13 ve 14. yüzyıllara kadar ticaretin bankacılığın en gözde kenti olan Siena, Floransa’ya yenik düşmüş sonraları. Hele bir de büyük otoyol güzergahının biraz ötesinde kalınca dinlenceye çekilmiş. İyi de olmuş. Dar sokaklardan, üstünüze yıkılacakmış gibi duran yapıların arasından ilerleyip, hiç beklemediğiniz anda o büyük, belki biraz tuhaf, ama hiçbir yerde rastlayamayacağınız meydanda buluyorsunuz kendinizi: Burası Campo Meydanı. Kentin tam orta yeri, “kalbi” burası. Ters çevrilmiş bir midye kabuğu düşünün, aynen öyle. Kimilerinin bir kratere, kimilerinin açılmış bir yelpazeye benzettikleri meydanın bir bölümü kafelerle çevrili. Her yıl 16 Ağustos’ta düzenlenen Palio Festivali’nde gerçekleştirilen geleneksel at yarışları bu meydanda yapılıyor. At yarışlarının 700 yıldan buyana yapıldığı, kökeninin 1283 yılına kadar gittiği belirtiliyor. Toscana’nın tüm bölgelerinden gelen jokeyler eğersiz atlarla yarışarak yüzlerce yıl öncesini bugüne taşıyor.Meydanın bir yanında göğü delercesine yükselen kulesiyle Halk Sarayı. Kafelerde dinlenceyi kısa tutmalı ve bu sarayı mutlaka gezmelisiniz. Siena’yı 1287 ile 1355 yılları arasında yöneten dokuz halk temsilcisinin toplandığı Dokuzlar Salonu’nun duvarlarındaki Ambrogio Lorenzetti'nin dev freskleri karşısında büyüleniyor, “iyi yönetimin” nasıl olacağına dair “derin dersler” de alıyorsunuz. İtalya’nın en önemli katedrallerinden biri olarak gösterilen Duamo’yu da unutmamalısınız. Görkemli yapıyı oluşturan siyah-beyaz taşlar, kentin dışından yöre halkı tarafından taşınmış. Bazı kentler vardır, elinizde harita gezersiniz. O kentlerde siz dilediğinizi yaparsınız. İstediğinizi arar ve bulursunuz. Siena öyle değil. Kendinizi salıyorsunuz, labirent sokaklar sizi elinizden tutup götürüyor. O daracık sokaklarda yüzyılların kokusu sanki genzinizi yakıyor. Sarı ve turuncunun sarmalında başka dünyaları, başka hayatları yaşıyormuş gibi oluyorsunuz. Bütün yollar meydana çıkıyor, boşuna değil. Orası soluk alma, bugünü yaşama alanı. Bir kahve içimlik zamanınız var. Sonra tekrar Ortaçağ’ın gizemli, büyülü ve de korkulu dünyasına çekiyor sizi bir el… Toskana bölgesinin zeytinlikleri, üzüm bağları arasında toprak rengi labirent sokakları, kiremit çatılı sarı-turuncu evleri, görkemli kuleleri ve kubbeleriyle sarıp, sarmalayan ve size “zamanda yolculuk” yaptıran büyülü bir kent Siena. Ta “oralara” gitmişken, Roma’nın, Floransa’nın büyüsüne kapılıp Siena’yı unutursanız, yazık olur. Siena’dan yakınlarınıza özgün ahşap ve porselen hediyeler alabilirsiniz. Yörenin acı bademlerinden yapılan ünlü kurabiyesi için bavulunuzda küçük bir yer ayırsanız fena olmaz… Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.