| Sizinle dans edemem |
|
|
|
| Suat TAŞPINAR | |
|
Moskova'nın belki de son güneşli hafta sonu. Sapsarı bir yaprak yağmuru, kışı haber veriyor. İzmailova Parkı'nın bir köşesinde onlarca çift, tangonun ritmiyle sallanıyor. İlk kez görenler için şaşırtıcı, hatta ürkütücü bir sahne. Ağaçların arasında, ahşap pistin üstünde, dev bir tentenin altında yorgun bir dansın ritmine ayak uydurmaya çalışanların yaş ortalaması, 60 civarında! Hafta sonu parklarda yapılan dans partileri sanırım bir Sovyet geleneği. Sovyetler yıkıldıktan bunca yıl sonra zaman tüneline girip küf kokulu geçmişe gitmek isterseniz Moskova'da bir parkta bu hüzünlü dans partilerinin birine denk düşmelisiniz. Kitlenin çoğunluğu, ömrü bir asra dayanmış 'eski tüfekler'dir. O gün herkes en temiz elbiselerini giyer. Tonton teyzeler özenle ve çoğu kez abartarak makyaj yaparlar. Asker kökenli olanlar göğsü madalyalarla dolu üniformalarıyla gelir. Hanımların genelde bir tane yüksek topuklu, 'bayramlık' ayakkabısı olduğu için bir naylon torbada getirir, pist kenarında giyerler. Hemen herkes birbirini tanır. Danstan önce ihtiyarlar hal hatır sorar, hastalıktan, yoksulluktan konuşur. Geçen hafta pistin kraliçesi olan Tatyana Eduvardovna bu hafta yoktur. Kim bilir belki hastadır, belki de, Allah korusun... Birkaç kişi eksilir dans pistinden, birkaç yaprak dökülür, birkaç gül solar. Ama yaşam devam ettikçe dans devam etmelidir. Muhtemelen Brejnev devrinden kalma cızırtlı hoparlörlerden ilk melodiler yayıldığında, piste çıkar yaşlı kurtlar. Çoğu çantasını, hatta pazar torbasını, saklayacak yer olmadığı için piste koyar. Sırayla yeryüzünün neredeyse tüm danslarına ayak uydurulur. Rumbadan tangoya, valsten salsaya... Bu yaşlı kurtların bu kadar enerjiyi nereden bulduğu benim için muammadır. Etrafta pek genç göremezsiniz. Varsa da en fazla, yaşlı ninesine mecburen refaket eden torunlar ya da çocuklardır ki, kenarda oturup sıkıntıyla bira içmeyi tercih ederler. Çünkü bu partide çalınan şarkılar ve dans pistini dolduranlar kanlarını kaynatmaz. Zaten bunda şaşılacak birşey de yoktur. Çünkü burada her şey düne aittir. Her şarkı yıllar öncesinden bir anıyı canlandırır. İlk öpücüğü, ilk aşkı, ilk dokunuşu... Mesela şu saçı sakalı pamuk topağına benzeyen emekli deniz subayı dede, her dansta bir başka yaşıtı hanıma kavalyelik yaparken gözlerindeki hınzır pırıltı, hızlı gençliğinin kırıntısıdır. Yalnız yataklarında ölümü beklemek yerine, hayata iki elleriyle sıkı sıkıya sarılan, "Nefes aldığım müddetçe hayat güzel" diyenlerin pistidir burası. Seyredenler için değil, kendileri için dans edenlerin vitrinidir. Hatırlar mısınız bilmem, 'Atları da Vururlar' filminde, 1930'ların başında bir avuç dolar için dans edip pistte ölen zavallı Amerikalıların pistini. Burası, mecbur oldukları için değil, içlerinden geldiği için dans eden, gözbebeklerinde 'Yaşıyoruz çok şükür' yazılı yaşlı Rusların pistidir. İşte müzik sustu. Bu senenin son dansı da bitti. Yağmur taneleri sarı yapraklarla düşmeye başladı. İnsanlar buğulu gözlerle vedalaşıyor. Bir dahaki mayıs bayramında, ilk dansta buluşmak üzere ayrılıyorlar. Son kış öğütleri veriliyor: Kaynak:Radikal Gazetesi SUAT TAŞPINAR'IN KİTABI ÇIKTI SUAT TAŞPINAR'IN DİĞER YAZILARI
{modulebot module=İLGİLİ LİNKLER} |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.