| TANRILARIN SUSADIĞI ADA: SİMİ |
|
|
|
| ÜMİT OTAN | |
Dünyanın ne kadar güzelliği varsa gelip buraya özenle yerleştirmişler. 68 kilometre karelik bu küçük ada, sabah güneşiyle sanki ressamın yeni bitirdiği bir tablo gibi. Birbirinin ışığını kesmeyen evler bizim Kayaköy’ün kopyası. Tek fark Kayaköy kimsesizliği, Simi turizmi yaşıyor.
Prehistorik dönemden beri yaşama hiç ara verilmeyen adaya, Lelegler, Rodoslular, Romalılar, Bizanslılar, St. John şovalyeleri ve en sonunda 1522’de Osmanlılar konuk olmuşlar. 1912-1945 yılları arasında İtalyan işgali yaşayan Simililer, sonuçta Yunanistan’a bağlanıyor. Ege’de sürekli yaşanan depremler sonrası yıkılan evler, 1800 yılından sonra yeniden yapılmaya başlanmış ve bugünkü kiremit çatılı, pastel renkli “güzelim dünya” yaratılmış…Simi çorak bir ada, suyu yok. Bu nedenle “Tanrıların susadığı yer” olarak biliniyor. Su Rodos’tan geliyor. İdari bakımdan da Rodos’a bağlı Simi. Turizm gelirlerinden bir bölümünü de doğal olarak Rodos’la paylaşıyor. Adını Paseidon’un eşi Simi’den alan bu küçük kara parçasına Osmanlılar Sömbeki adını vermiş. Bunun nedeni de yörede sünger avcılığında kullanılan “sümbek” denilen küçük kayıklar. Neo klasik evler arasında gezinirken çok sayıda kilise ve manastır da dikkat çekiyor. Eğer komşu kent Horio’ya ulaşmak isterseniz 375 basamağı tırmanmayı göze almalısınız. Önemli ticaret yollarının üzerinde olması ekonomik bakımdan güçlenmesini sağlarken, Simi’nin yüzyıllarca en önemli geliri süngercilikten olmuş. 1866 yılından sonra adaya özel dalma elbisesi ve dalma başlığının gelmesiyle sünger avcılığı iyice gelişiyor. Yöre geçmişten gelen geleneksel tahta oymacılığı ile de ünlü. On iki Adalar’ın en küçüklerinden bir Simi. Burada bir yanlış anlamaya da açıklık getirmek gerekiyor: “Oniki Ada”, Osmanlıların adalarda uyguladığı özel bir yönetim şekliyle ilgili, yani adaların sayısıyla ilgili değil. 12’li denen bu sisteme göre her “on hane” birer temsilci çıkarıyor, bu temsilciler de aralarından bölgeyi yönetecek “12 kişilik bir ihtiyar heyeti” seçiyor. “On ki ada” adı önce Türkçe’den Yunanca’ya ardından tüm batı dillerine aynen çevriliyor.Simi Datça’nın hemen önünde. İki komşu taraf her yıl 1 Eylül’de birbirlerine konuk oluyorlar ve Dünya Barış Gününü’ birlikte kutluyorlar. Yine sormadan edemeyeceğim: Sahi, iki adım yakınlıktaki iki komşu arasındaki şu vize sorunu ne zaman çözümlenecek? Hiç olmazsa adalara bir günlük gidişler için şu vize engeli ve yurt dışı harcı kaldırılamaz mı? Karşılıklı gidiş gelişlerin artması iki komşunun da çıkarına değil mi? Limanda her ülkeden yatlar dizili. Kıyıdaki küçük dükkanlarda yöresel el işleri, sünger, tahta oymalar pazarlanıyor. Labirent sokaklarda, dik mermer merdivenlerde gezmekten yorgun düşenler kafelerde “huzur”u yaşıyor. Tersaneleriyle, ürettiği gemileriyle, tüm Avrupa’ya sattığı süngerleriyle adından hep söz ettiren Simi, bugünlerde gelirinin büyük bölümünü turizmden elde ediyor. Barışın ve sessizliğin yeri olarak tanımlanan Simi, doğrusu bunu hak ediyor… Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.