| CAPRİ'DE LİMON KOKUSU |
|
|
|
| ÜMİT OTAN | |
Bir zamanlar imparatorların, şimdilerde "ünlülerin", varsılların mekânı; o zamanların Capreae'sı bugünün Capri'si. Büyülü, limon kokulu, küçük masal adası...
Napoli Körfezi'ne gün doğmasına daha epeyce var. Kent uyanmaya hazırlanırken, limanda Capri'ye gidecek deniz jetlerinin bulunduğu bölge, bir bilet bulabilme telaşında koşuşturan çeşitli ülkelerden insanlarla dolup taşıyor. Bilet kuyruğundaki insanlar sözleşmişçesine çantalarını göğüslerinde sıkı sıkı tutuyorlar. Napoli'de çanta hırsızlığının en çok toplu taşım araçlarına inip binerken yaşandığını demek ki herkes biliyor.Bizim biletimiz cebimizde ve kısa bir Napoli turu için epeyce zamanımız var. Napoli koca bir sanayiinin sanki beyni gibi. Gelişmişlikle geri kalmışlığın en çarpıcı örnekleri bu kentte iç içe yaşanıyor. Castel Nuovo'nun (Yeni Kale) etrafında bir tur atıp yokuşu tırmanmaya başlıyoruz. Önce trafik sıkışıklığı, son model güzelim arabaların sanki savaştan çıkmış halleri, korna sesleri, bağırış çağırışlar. Görkemli villalarla, derme çatma kulübelerin beraberliği. Sanki İstanbul'dayız. Mafya'nın yıllardır Sicilya'dan İtalya'ya atlama taşı olarak kullandığı Napoli'nin, eski "gücünden" bir şey kaybetmediği, Temiz Eller Operasyonu'nun daha henüz Napoli'nin arka sokaklarına ulaşmadığı belirtiliyor. Kaçakçılık, yankesicilik, araba hırsızlığı Napoli'nin en "gözde" mesleklerinden sayılıyor. Vezüv Yanardağı'nın eteklerindeki bu çok hareketli kenti arkamızda bırakıp Capri'ye doğru yol alma zamanı geliyor.Deniz jetlerinin önü insan yığını. İğne atsan yere düşmez cinsinden etten bir kale oluşmuş sanki. Gemi görevlilerinin işaretiyle büyük "savaş" başlıyor. İşte ne oluyorsa o zaman oluyor. İçeriye girme başarısını gösterenlerin bir çoğu ne yazık ki içinde pasaportlarının da bulunduğu çantalarını da yanlarında getirebilmeyi başaramıyor. Feryatlar başlıyor, bazıları gözyaşlarını tutamıyor. Deniz jetimiz hareket ediyor. Vezüv Yanardağı'na yaklaştıkça heyecan artıyor. Herkes fotoğraf makinelerini ve kameralarını hazırlıyor ve bu asabi dağla birlikte aynı karede buluşmanın keyfi yaşanıyor... Yaklaşık 50 dakikalık bir yolculuk sonrası, Capri'nin yeşille bezeli yüksek sarp kayalıklı görkemli yüzüyle karşı karşıyayız. Adanın en yüksek yerindeki kartal yuvası görünümündeki "malikane"nin Sophia Loren'in yazlık konutu olduğu söyleniyor. Roma Kralı Tiberius'un en sevdiği yermiş Capri. Tiberius'un adada 12 villası bulunuyormuş. Yapılan kazılarda bunlardan ikisi gün ışığına çıkarılmış. Bir çok imparator da Capri'yi kendilerine dinlenme yeri olarak seçmişler. Ta ki 79 yılında Vezüv "uyanıp" da lavlarını püskürtmeye başlayıncaya dek. Vezüv'ün "şiddetinden" sonra imparatorlar bir daha adaya uğramamışlar. Şimdilerde, Vezüv'ün sakin zamanında, Capri'nin konukları çok zenginler ve şöhretli sanatçılar... Ada, liman bölgesi, şehir merkezi ve ana Capri olmak üzere üç bölümden oluşuyor. Limanı çevreleyen dar bölge şehir merkezi. Burada küçük kafeler, balık restoranları, turistik alışveriş dükkanları yer alıyor. İnsanlar restoranların kafelerin hemen önünden denize giriyor, daha doğrusu girmeye çalışıyor. Çünkü soyunma yerleri yok, deniz kenarı neredeyse çöplüğe dönmüş. Ama her yer kalabalık. Denize girilen asıl yerler adanın arka tarafında, merkezdeki kalabalığın büyük çoğunluğu günübirlikçi turistler... Ana Capri adanın tepelerine yükseğe kurulmuş. Kıyıdan yukarıya teleferikle ya da küçük minibüslerle çıkılabiliyor. Daracık yollara büyük araçların girmesi mümkün değil. Kıvrıla kıvrıla limon bahçelerinin arasından yukarıya uzanan yol, bazı yerlerde bir araç geçecek kadar daralıyor. Bunun çaresi de bulunmuş. Minibüslere iletişim araçları kurulmuş. Dar yerlere yaklaşmakta olan sürücü uyarısını yapıyor ve genelde yukarı çıkmakta olan minibüsler dağlara oyulmuş girintilerde karşıdan geleni bekliyor. Araçların birbirini sıyırırcasına geçtiği bu tehlikeli, bir tarafı uçurum olan yolda, ufak tefek çarpışmaların dışında hiç yaralanmayla ya da ölümle sonuçlanan kaza olmamış. Ana Capri'nin küçük meydanına üç-dört araç anca sığabiliyor. İtalyan şarabıyla balık sunulan restoranlar ve ünlü İtalyan dondurmasının satıldığı küçük ama şirin pastanelerin yer aldığı meydandan daracık bir yolla Capri'nin "terasına" çıkıyorsunuz. Her yer kuşbakışı ve limon kokusu. Her yer limon bahçesi. Yer yer üzüm bağları. Deniz binlerce mavi olmuş. Yamaçlarda yeşilin tüm tonları. Capri, limonun "Limonçello" içkisine dönüştüğü yer. Limon kokusunu duyumsadığınız her yerde sizi "Limonçello" satan, vitrinleri eczaneler gibi temiz ve bakımlı dükkânlar karşılıyor. Çok değişik şişelerde satılan bu içkinin özel ve çok özenle üretildiği anlatılınca, merak edip bir üretim yerine girmek istiyoruz. Önce izin verilmiyor. Sonra bir-kaç dakikalığına izin kopartıyoruz. Bembeyaz önlükleriyle genç kızlar bizi karşılıyor. Bir araştırma laboratuarını andıran üretim yeri pırıl pırıl. En küçük kirlilik izine rastlamak mümkün değil. Üretim merkezinin yetkilisi, "Burası limonun özel bir yöntemle alkolle buluştuğu yerdir" diyor. Değişik esansların da eklenmesiyle Capri'ye özgü Limonçello'nun üretildiğini belirten yetkili, "Bu içkiyi ancak Capri'de yetişen limonlarla yapabilirsiniz. Başka türlüsü olmaz" diye eklemeden de edemiyor. Capri, İtalya'nın ve Avrupa'nın diğer kentlerine göre epeyce pahalı. Orta gelirli turistler adaya genellikle günübirlik gelip ve dönüyorlar. Aslına bakarsanız her yerini görmek için Capri'ye bir gün yetiyor. Uzun süre kalınıp keyifli bir tatil geçirecek yer havası vermiyor. Küçücük adaya her gün binlerce kişi geliyor. Bütün mekânlar tıklım tıklım dolu. En tepelerdeki şöhretliler, villalarına havuzlarını da yaptırmışlar ve aşağıdaki dünyayla pek ilgileri yok. Üstelik onların denize girdikleri özel koyları da varmış. Yani ada aslında zenginlerin ve şöhretlilerin. Bizim Gökova'da, Dalyan'da, Kekova'da, inanın yüzlerce Capri var. Peki fark nerede? Tabii ki tanıtımda. Yıllardır Capri bütün turizm dergilerinde, reklamlarda en önemli yeri aldı. İnsanlar "Bir de ben göreyim" diye her gün adaya koşuyor. Biz hem tanıtamıyoruz hem de gelmeye can atan turiste bu kez uçak bulamıyoruz. Ben de Capri'yi gördüm şükür... Capri'den bana kalanı sorarsanız; limon kokusu ve buz gibi Limonçello'nun o buruk tadı, hepsi o kadar... |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.