YAZARLAR
Seden SEZER
Moskova'da okullar bir defile havasında açıldı | Moskova'da okullar bir defile havasında açıldı |
|
|
|
| Seden Sezer | |
Bilindiği gibi Rusya’da Eylül ayının biri ne güne denk gelirse gelsin, ki buna Pazar da dahil okullar mutlaka açılır. Veliler ellerinde çiçekler, çocukları ile okulun yolunu tuttular yine bu Cumartesi.
Okul öncesi yaşanan bütün o telaş, alışveriş yorgunluğu unutulmuş gibiydi. Herkesin yüzünde kocaman bir gülümseme çocuklarını yılın ilk dersine uğurladı.Her sene dikkatimi çeken birşey vardır hep söyleyesim gelir de dilimin ucunda kalır, bir türlü ifade edemem. Ne olacak bu gençlerin hali? Hayır çok ciddiyim, ne olacak bu gençlerin hali? Bundan on yıl önceye bakıyorum, bir de şimdiye... Üzülmeden edemiyorum onları görünce. Aynı ben gençken büyüklerimin söyledikleri geldi aklıma, yaşlanıyor muyum ne... İlk geldiğimde Moskova’ya en çok dikketimi çeken şey sokaklarda çocuk görmememdi. Zaten soğuk kış günlerinde bu çok da anormal değildi. Ama kapalı yerlerde, metroda, alışveriş merkezlerinde, restoranlarda, hatta Mc.Donalds’da bile görmeyince beni bir merak saldı. Nerede bu gençler, nerde bu çocuklar? Merakım hemen geçti çünkü öğrendim ki bütün o okul çağı çocukları okuldan sonra ya spor ya da sanat okullarına devam etmektelermiş. Bu nedenle de ortalarda dolaşan çocuklar olmuyormuş. Hayran kalmış hatta kızımı böyle bir yerde yetiştireceğim için de mutlu olmuştum doğrusu. Geçen zaman içinde de kızım buz pateninden müzik okuluna, latin danslarından baleye, yer jimnastiğine kadar birçok kursa gitti. Hem de özellikle Türkiye ile karşılaştırılınca komik denecek fiyatlara. Haftada 2 defa gittiği latin dansları kursuna on dalar öderdik mesela. Belki bu fiyatlar şimdi biraz artmış olabilir ama hala çok ama çok ucuz devlet kursları devam etmekte. Hemen hemen her evde gördüğüm piyano ve bu evlerdeki çoğu kişilerin bu piyanoyu çalma yetileri de beni hep etkiledi, çünkü bir zamanlar Rusya’da her çocuk piyano dersi alırmış. Ne muhteşem diye düşünürdüm, hala da öyle düşünüyorum. Peki ne değişti? Artık çocuklar neden yaz kış park ve bahçelerde dudaklarında sigara, ellerinde bira şişeleri serserilik yapıyor? Hayat çocukların etrafında kılık kıyafet, marka, para şeklinde dönüyor. Artık bol bol çocuk ve genç görebilirsiniz, hem de her yerde. Ne oldu bütün o spor okullarına, sanat okullarına? Aslında hepsi yerli yerinde duruyor ve hala o okullara çocuklarını götüren aileler mevcut. Ama bazı ailelere ne oldu, ne değişti belirsiz. Parasızlık mı yoksa vurdumduymazlık mı vurdu bu ailelere, belki de genler mi değişti o sakin çocukların huyları ters düz oldu bilinmez. Aslında sadece gençlerde görülmüyor bu değişimler, halka yayılmış durumda. En basit örnek ise şu; bundan on yıl önce metroda her on kişiden sekizi kitap okurdu. Genelde kitapları klasikler ya da romanlar, ciddi eserlerdi. Artık bu oran her on kişiden üçe kadar düştü ve bunların da çoğu bayansa beyaz dizi tarzı, erkekse polisiye kitaplar okuyor. Kimisi bulmaca çözüyor, kimisi haftalık dedikodu dergisi ya da televizyon dergisi okuyor. Oysa ben onların ellerindeki gazete ile kaplanmış, kimbilir kaçıncı el romanları okudukları günleri özlüyorum. İçimde kanayan bir başka konu ise gençlerde gördüğüm şu marka merakı... Şimdi diyeceksiniz ki hepimizde bir dönem oldu markacılık. Haklısınız hepimizde oldu, ayakkabıda adidas ya da nike, kotta levi’s gibi bir takım takıntıları ergenlik çağında çoğu genç yaşamıştır. Ama kimsenin D&G ya da Versace yada Chanel gibi takıntıları olduğunu sanmıyorum. Belki de buradaki özel okullarda forma anlayışı olmadığı için çok gözümüze batıyor ama bazen okulların önündeki genç grupları görünce şaşırmadan kendimi alamıyorum. En lüks ve pahalı markalar, arabalar, ellerinde çoğu iş adamında bile göremeyeceğimiz türden telefonlar. Hayır birilerinin bu çocuklara cep telefonlarının zararını anlatması lazım. Gördüğüm kadarıyla ailelerin bundan haberi yok sanırım... Bir de kızların şu erken büyüme çabaları... Bizim okulun girişinden size bir manzara; Okulun bulunduğu dar sokak lüks arabalar ve bazılarının korumalarının bulunduğu diğer arabalar sayesinde zaten tıklım tıklım, değil arabayla girmek yürümek bile çok zor. Gençler toplanmışlar okul kapısının önünde hasret gideriyorlar. Birkaç kız ve bir kaç delikanlı ellerinde telefon bir yandan sarılıp bir yandan gelmeyen arkadaşlarına ulaşmaya çalışıyorlar. Sms’ler resmen havada uçuşuyor. Kızlarda bir altın rengi merakı var ki sormayın. File çoraplar, üzerlerinde altın rengi parlak pantolonlar ya da etekler, dekolte bluzlar, kocaman takılar. Ah bir de tırnaklar... bir öğrenci o tırnaklarla nasıl kalem tutar, nasıl yazar? Belki onun için de parayla tuttukları birileri vardır yanlarında. Makyaj her zaman en yoğun şekilde ve o topuklu sivri burunlu ayakkabılar. Bir an insan okula mı geldim yoksa bir partiye mi diye düşünmeden kendini alamıyor. Hepsinin hareketlerinde bir kendini beğenmişlik, bir küçümseme. Yanındaki en samimi arkadaşına bile tepeden bakma. Hani ilk geldiğimde ilkokula giden çocukların kafasındaki o kocaman tülden tokalar pek bir garibime gitmişti, hatta komik gelmişti. Bu ne abartı diye düşünmüştüm içimden, meğer ne kadar da masumaneymiş o tokalar... Kızım ilk detski sad yani anaokuluna başladığında, hava da soğuk ya ona kalın pantalonlar, kazaklar giydirir okula yollardım. O da etek diye tuttururdu ama ben üşürsün diye reddederdim. Sonra birgün okula onu almaya biraz erken gittim, kareografi dersleri vardı. Gizlice kapınınm aralığından seyretmeye başladım. Bütün kız çocuklar eteklerinin ucundan tutmuş bir o tarafa bir bu tarafa koşturuyorlar, bizimkisi kazağının ucunu tutmuş çekiştirip duruyor, etek yok ya... Çok üzülmüş ve ondan sonra hergün yanımda etek götürmüştüm, okulda değiştirirdim üstünü. Bir yandan da bu feminen yanları çok hoşuma gitmişti Rus kız çocuklarının. Hoşuma gitmişti ama bu da biraz fazla değil mi yani? Daha 14-15 yaşında, yüzünde bir yetişkinin ancak özel gecelerde kullanacağı tarzdan bir makyaj, tırnaklar takma ve upuzun, kıyafet deseniz... herşeyi tadında ve kıvamında yapmak, yaşamak gerekmez mi? Çocukluğa ne oldu, nedir bu büyüme ve bir an önce kadın olma telaşı? Elbette işi kıvamında bırakanlar, hatta spor giyinenelr de yok değil ama sayıları o kadar az ki... Hayat kıyafet markalarından, lüks arabalardan, bin dolarlık telefonlardan ya da kim daha rüküş çabalarından ibaret olmamalı. Bir araya geldiğinde yazın hangi ülkeden hangi ünlü markanın nesini aldıklarını konuşan değil, hangi ülkenin hangi kültürünü gördüklerini anlatan gençler diliyorum Moskova’ya ve umuyorum ki bu dileklerimi en başta kendi çocuklarım için gerçekleştirebilirim bir anne olarak... |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.