Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow YAZARLAR arrow Çiğdem ÜLKER arrow Dağlar Dağlar
Dağlar Dağlar PDF Yazdır E-posta
Çiğdem ÜLKER   
Her ne kadar “Dağlar dağlar yol ver geçem” dese de, Barış Manço’nun o eski şarkısı, dağlar pek öyle laftan anlayan, söze giden yumuşak başlı canlılar değildir elbet.Çok nadiren  eteklerindeki bir mavi gölü öper dağın yamaçları.  Binlerce km.lik bir gurur, suya dokunur, başını eğer bir sakin koyda dinlenir.  Gölün yumuşak suları, dağın deli başını okşar.  Onlar, kendi keskin kaderlerini yaşayan, boyun eğmeyen, herkese tepeden bakan uzun boylu, ve isyankâr oğullarıdır, evrenin.
Bazen, tek bir  sözcük bile bir dilin  tüm zenginliğinin, geçmişinin geleceğinin  anahtarı oluveriyor. Tek bir sözcüğe sinmiş anlamlar, bir dilin öyküsünü, bir ulusun düşünce biçimini özetleyiveriyor insana.
Haydi gelin, bakalım şu “dağ” sözünün ardındaki, dağ gibi yüceliğine Türkçenin.

Başka dillerde de öyle midir bilmem, ama  bu  “dağ”  sözcüğü, Türkçenin hem  en görkemli, hem de en şakacı, en sevimli sözcüklerinden biri.
Eğer Türkçe sözlüğe bakarsanız  “dağ” la ilgili sayfalar dolusu kavramlar, mecazlar, deyimler, atasözleri bulacaksınız.

Bilirsiniz; Türkçe’de  “Dağ dağa kavuşmaz ama insan insana kavuşur” der atasözleri.

“Dağdan inenin bağdakini kovması” da, dilimizin hoş deyimlerinden biridir ve  eminim, çoğumuz bu tatsız durumu yaşamışızdır. İşi bilmeyenin bir cahil cesareti ile, sizin alanınızı işgale çalışmasıdır söz konusu olan, ya da aile içinde, dostlar arasında haksız bir el koyma durumudur ki, Allah hepimizi korusun derim ben, bu “dağdan inmelerden.”

Bakın, Türkçenin, dağla ilgili bir diğer deyimi de “dağ fare doğurdu” diyor.

Eh, bu da az karşılaştığımız bir şey değildir doğrusu. Neler umarız, neler bekleriz, oysa ki sonuç hayallerimize öylesine uzaktır ki. Ya da uzaktan pek olanaklı  görünen işin sonuçları bizi tatmin etmekten öylesine ötelerdedir ki. 

Oysa, dağ dediğin dağ gibi olmalıdır elbet. 

Dağ deyince aklıma, Ağrı gelir, Şar dağı gelir, Toroslar gelir. Öyle ufak tefek  tepeler doldurmaz sözün içini.

Dağ, tepeden bakan, herşeyi gören, binlerce yaşında bir ululukla, yücelikle seyretmelidir âlemi.

Dağ dediğin, Doğu Anadolu’nun Nemrut’u gibi, biraz nemrut suratlı, azıcık asık yüzlü de olabilir. Sevinirim.

Bolu dağı gibi, onun  Köroğlu Beli gibi zorlu mu zorlu tırmanışlarla soluk kesebilir. Yorulmam. 

Toroslar gibi, olmadık yerde bir harami gibi bir yol keser. Yakışır açıkçası.
Balkan coğrafyasının acımasız Rodop Dağları da dağa benzer dağlardır doğrusu. Zordur Rodopları aşmak, onları aşıp Vardar ovasına inmek öyle her baba yiğidin harcı da değildir. Kar keser yolunuzu, tipi, fırtına, soğuk, yorgunluk keser.

Dağa meydan okumaya da gelmez zaten. Usta ve yavaş bir temkinlilikle aşabilirsiniz, Rodop dağlarını ve onun tüm kardeşlerini. Karadağları, Galicitza’yı, Kitka’yı, Vodno’yu. Balkanlar’ın dizim dizim sıra dağlarını.
Dağ dediğin ölümlü fanilerle, biz insan kullarla pek yüz göz olmaz, içli dışlı takılmaz açıkçası. Başkadır dağın yoldaşları, yolcuları. Olimpos gibi, hani Türkçesiyle Kaz dağı gibi.

Ululuğunu, yüceliğini, ulaşılmazlığını, iki otele, birkaç kafeye iki üç lokantaya da değişmez doğrusu. 

Gerçek dağ, küçümseyerek bakar, şımarık dağ otellerine. Uludağ’ın yeni zengin, sonradan görme kalabalığına. Kayak yapacağız diye gösteriş yapanlara.

Dağ başı dediğin, dağ başı gibi olmalıdır. Zirvenin yoldaşı rüzgâr ve kar ve tipi olmalıdır bana kalırsa.  Bir de belki bazen, dağ sevdalıları, dağcılar. Birkaç asi dağcı. Özgürlüğe ve dağa aşık.

Yunan mitolojisindeki Sisyphos  örneği, her gece  kayayı dağın zirvesine çıkaranları sever dağ.  Ertesi sabah ve her sabah, kaya tekrar yuvarlanır yamaçlara.  Emekler boşa gider,ama olsun. Önemli olan uğraşmak ve hiç yılmamak değil midir.  Çaresizliği bilerek kabul etmek ve asla şikayet etmemektir yazgıdan. Özgürlük, biraz da kendi  iradenizle ondan vazgeçebilmek değil midir ?  

Dağ tabii ki gerçek yalnızlığın, diğer adıdır. Ulaşılamayacak kadar yalnız, ötekilere dokunamayacak kadar uzakta olmaktır dağın kaderi.
Atasözündeki gibi, “Dağ dağa kavuşmaz” ama “İnsan insana kavuşur”.
İnsan, aşar dağları, tepeleri, dorukları. “Dağ ne kadar dik olsa, yol üstünden aşar”. İnsan, aşar.

Bizim toprakların  Ferhat’ı, hani Şirin’in Ferhat’ı, şu demirci ustası,  ciddi mi ciddi dağ savaşçıdır doğrusu.

Aşk için dağı deler, dağın ardındaki suyu nehre akıtır. Gerçi  eminim dağ da  yardım eder bu deli yürekli çocuğa. Yol gösterir, seve seve bağrını deldirir bu sevdalı âşığa.

Ya da bir ulusun özgürlüğünün simgesi olan  o efsanevi demir dağ. Ergenekon’da tutsak Türk kavmi, deldiği demir dağın saygısını da kazanmıştır elbet.

Almanların ünlü filozofu, Nietzsche de dağın doğası ile insanoğlunun eylemini yan yana  koymaya, ikisini birlikte değerlendirmeye bayılır.
Bakın, “Zerdüşt Böyle Buyurdu”da nasıl birbirine çarpar, toplar, çıkarır insanoğlunun yapısı  ile dağın karakterini.

Ona  göre, “En yüce dağlara çıkan güler, bütün acıklı oyunlara ve acıklı yalnızlığa”.

Ya da...

“Dağlarda en kısa yol doruklardır ama bunun için uzun bacakları olmalıdır insanın”.

Tabii ki, Nietzsche’nin dağları sembolik dağlardır. O,  “dağ” benzetmesiyle, ulaşılabilecek içsel zirveleri, derin olgunlukları, saf bilgelikleri kasteder.

Zaten  insanın içsel doruklara ulaşması da, kendi başına bir dağı devirmek değil midir?

Dağın  gölgesi yansılanır gölün derin suyunda.
İşte sanırım “aşk” dediğimiz de odur.
Ama  çok az yerde komşudur, dağlar ve derin göller.
Benzer bir yazgıyı ve yalnızlığı yaşayan soyluluklar.
Dağ tek başına  gökyüzünün derinliğine bakar, göl tek başına yeryüzünün derinliklerine  dalar.

ÇİĞDEM ÜLKER'İN DİĞER YAZILARI


{modulebot module=İLGİLİ LİNKLER}

 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.