| ARRIVEDERCI MILANO |
|
|
|
| Ayşen Tavukçu | |
Türk Hava Yolları ile 2 saatlik bir uçuşla şehre yaklaşık 45 dakika uzaklıktaki Malpensa havaalanına indik. Biz turla gittiğimiz için tur otobüsüyle şehir merkezine ulaştık.
Ama buradan Milano'ya 20 dakikada bir kalkan otobüslerle 1 saat içinde Centrale tren istasyonuna ya da Malpensa Express ile 40 dakikada Cadorna metro istasyonuna ulaşmanız mümkün. Havaalanı yönlendirmeleri ile her iki araca varmak da oldukça kolay. Şehir içinde metro, tramvay ve otobüslerde kullanmak için bir günlük bilet almak çok uygun (€3.00). Biletleri metro istasyonlarındaki gazetecilerden ya da makinelerden alabilirsiniz. İtalya ekonomisinin merkezi olan Milano, moda, sanat ve kültürün de başkenti sayılıyor. Kendilerini Avrupalı, güneydekileri köylü sayan Milanolular ekonomiyi sırtlanmışlar. Sokaklarında dolaşırken sıklıkla gördüğünüz saatler zamanın burada ne kadar değerli olduğunu düşündürüyor.
Bir başka tarihi mekan olan Galleria Vittorio Emanuelle dünyanın en eski alışveriş merkezlerinden biri. Bu galeri Mengoni'nin son eseriymiş, galerinin yapımı sırasında iskeleden düşerek hayatını kaybetmiş. İçerisinde kitapevleri, tanınmış markalar, kafe ve restoranları da barındıran yapı, çelik ve camdan yapılmış muhteşem bir kubbeyle örtülü. Galleria’nın Duomo tarafındaki kapısından girip karşısındaki kapıdan çıkınca küçük bir meydana ulaşıyorsunuz. Burada büyük usta Leonardo’nun heykeline selam verdiğinizde onun da La Scala Opera binasına baktığını görürsünüz. Bir karnaval galası sırasında yanan ilk opera binasının yerine 18. yüzyılda ikincisi inşa edilmiş.
1. gün
Pazar olduğu için günü Milanoluların hafta sonunu geçirmek için tercih ettikleri yer olan Como’ya giderek değerlendirdik. Cadorna tren istasyonundan bindiğimiz trenle 1 saat içinde Como Nord Lago istasyonuna ulaştık. (Bilet fiyatı gidiş-dönüş €5.60.) İstasyondan çıkar çıkmaz yeşil tepeciklerle çevrilmiş gölün manzarasıyla karşılaştık. Sahilden içeriye doğru ilerleyip meydanları çevreleyen kafelerin arasından geçip daracık sokaklarında kaybolduk. Derken pazar ayininden çıkmış insanların kilise önünde sohbet ettikleri bir meydandaki kafede espresso molası verdik. Sonra tekrar sahile dönüp tepeden Como manzarası seyretmek üzere teleferiğe doğru ilerledik. Bu arada tepeye çıkan teleferik-tramvay diyebileceğimiz bu araca tren istasyonundan çıkınca sağa doğru 1-2 dakika yürüyerek ulaşılıyor. 15 dakikada bir kalkan araçla etrafı seyrederek birkaç dakikada Brunate’ye ulaştık. Manzara seyrinden sonra minik teraslı bir lokantada buraya özgü, bizim taskebabına benzer bir et yemeği ve yanında polenta(mısırunuyla yapılan bir bulamaç), bir kadeh şarap, bir sodadan oluşan bir öğlen yemeği yedik.( Bu iki kişilik yemek €40)
Şehirde müzeler kapalı olduğu için Verona’ya gitmeye karar verdik. Centrale tren istasyonundan Milano-Venedik hattındaki trenle yaptığımız yolculuğumuzda , yol boyunca gelincikler ve üzüm bağları eşlik etti bize. 1,5 saat sonra Verona Porta Nuova istasyonuna ulaştık. (Fiyat tek yön 2.sınıf €11.00).
1 Mayıs nedeniyle bir takım yolların kapalı olduğu, bazı toplu taşıma araçlarının gecikmeli çalışacağını öğrendiğimiz için merkezde dolaşmaya karar verdik. Milano’daki en büyük pazarın Ticinese’de Via Papiniano’da salı sabah 08.00-13.00, kurulduğunu öğrenmiştim(Metro: Sant'Agostino). Bir heyecanla ulaştığımızda gördük ki Çin malları bu tekstil devi şehri de istila etmiş. Tekrar Navigli’ye gidiyoruz ve kanal kenarındaki sevimli kafede uzunca bir mola veriyoruz. 24 Mayıs meydanında yerleşmiş tırlardan yapılan müzik yayınları, meydanı doldurmaya başlayan çoğu gençlerin oluşturduğu kalabalığı ve asayişi korumak için yerlerini almış polisleri geride bırakarak Duomo’ya doğru ilerliyoruz. Ve sonra Milano’yu şehrin sahiplerine ve de San Siro stadyumunda bir gün sonra oynanacak Milan-Liverpol maçı için gelen gürültücü İngilizlere bırakarak ayrılıyoruz.. |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.