| Rio Grande Vadisi |
|
|
|
| Yelda Horozoğlu & Remzi Gökdağ | |
New Mexico gezimizi planlarken haritada ilginç bir kasaba gözümüze çarptı. Adı Las Vegas’tı bu kasabanın. Bildiğimiz Las Vegas’ın bir adaşını New Mexico’da görmenin ilginç olacağını düşündük.
Günün ilk ışıklarıyla yola koyulduk. Fanta Fe’yi Las Vegas’a bağlayan Hwy-25’e çıktığımızda saat 7’yi gösteriyordu. Hafif yağmurlu bir gündü ve yolda azsayıda araç göze çarpıyordu. Las Vegas’a girdiğimizde bu sessizliğin kasabada da hakim olduğunu gördük. Günlerden cumaydı ve kasabanın sokakları bomboştu. Kasabanın merkezine doğru yolaldık. Old Town olarak bilinen bölgeye girdiğimizde Amerika’nın kowboy kültürüne hakim olan bir manzarayla karşı karşıyaydık. Meydanda yer alan beş katlı bir otel dışında diğer yapılar kendi halinde mütevazi ahşap binalardı. ![]() New mexico'da bir Las Vegas daha varmış. Bildiğimiz Las Vegas’tan eser yoktu bu kasabada. Vahşi batıyı vahşi yapan detaylar bu tarihi kasabanın sokakları arasındayı. Bir zamanlar kovboyların silah çektiği, posta arabalarının ve bankaların soyulduğu meydanda dolaşıp kasabanın tarihi ana caddesine yöneldik.
![]() Kasabanın ana caddesinde geçmişin sesleri yankılanıyor Las Vegas’ın Center Caddesinde tarihi binaların fotoğrafını çekerek dolaşmaya başladık. Binaların tamamı ticari işlevlerine devam ediyor, kiminde giyim eşyaları, kiminde avukat büroları faaliyet gösteriyor. Sabahın ilk saatlerinde girdiğimiz bu kasabanın her adımında kulaklarımızda eski kovboyların şarkıları, çizmelerindeki demir yıldızların ahşap kaldırımlarda çıkarttığı sesi duyar gibiydik. Caddenin bir ucundan gelen at arabaları hayalden öte birşeydi, barın içinden gelen müziğin ritmiyle arabamıza ilerledik, anahtarı kontağa koyup motoru çalıştırdığımızda sesler ve görüntüler kaybolmuş, New Mexico’nun bir kasabasında verdiğimiz mola son bulmuş ve biz yolda yavaş yavaş hızımızı arttırmaya başlamıştık. 518 nolu karayolu ile kuzeye yöneldik. 25 mil sonra Mora kasabasındaydık. Buradan 434 nolu bir başka yola girip kuzeye olan yolculuğumuza devam ettik. Santa Fe’ye oranla daha yeşil bitki örtüsüne sahip bu bölgede karşılaştığımız manzara şaşırtıcı bir güzelliğe sahipti. Yemyeşil vadilerden, çam ormanlarının gökyüzünü kapladığı yamaçlardan, göl kıyılarından geçip tam karşımızda yükselen doruklarında hala karların olduğu dağlara doğru yol aldık. 64 nolu yol ayrımından batıya yönelip Taos istikametine saptık.
![]() Las Vegas sokaklarından Taos’tayız ![]() Yol Güzergahımız Bu güzelliği arabayla dolaşmanın haksızlık olacağına karar verip arabamızı park ettik ve yürüyerek Taos’u keşfetmeye karar verdik. Yolumuza çıkan ilk durak Kit Carson’un eviydi. Amerikan tarihine ‘Dağların Adamı’ olarak geçen Kit Carson’un yolu 1826 yılında Taos’a düşmüş. Doğayı yakından tanıyan ve yaşamını doğanın br parçası olarak dağlarda sürdüren Carson, bölgede yapılan keşiflerin vazgeçilmez ismi olmuş. Amerika’nın batıyı keşfinde Carson’un efsanevi adı da büyük rol oynamış. Bölgedeki yerlilerle ilişkisi olan tek beyaz adam ünvanını taşıyan Carson, ünlü kaşif John C. Freemont’un California keşfinde öncü rehber olarak görev almış. İç Savaş yıllarında New Mexico’nun askeri hatlarında da önemli rol oynayan Carson sonraki yıllarında Navajo yerlilerinin en çok korktuğu isim olmuş. Kabile ile arasında süren uzun savaş dönemi sonunda Carson’un birlikleri yerlileri esir almayı başarmış ve Amerikan tarihine geçen 300 millik ‘Long Walk’ sonrası Navajo yerlileri Arizona’daki topraklarından sürülüp New Mexico’da kendileri için belirlenen alanlarda yaşamaya zorlanmışlar. Bu sürgünün başrolü de Kit Carson’muş. ![]() Kıt Carson'un evi Carson’un evinden yaklaşık 10 dakikalık yürüme mesafesinde bölgenin tarihinde önemli bir yere sahip bir başka binayla karşılaştık. Eyalet Valisi Charles Bent’in bir zamanlar yaşadığı ve öldüğü Bent House’tu bu. Amerikan yönetiminin vali olarak Taos’a atadığı Bent, bölgede uygulamaya çalıştığı katı kurallara uymayan yerliler bir gece bu evi basıyor ve valiyi öldürüyor. Kaçmayı başarabilen eşi ve çocukları yerlilerce yakalanıp eve getiriliyor ancak hayatları bağışlanıyor. Bu olay New Mexico’da uzun bir dönem devam edecek kanlı olayların başlangıcını oluşturuyor. Valinin ölümünden yine en zararlı çıkan taraf Taos’un yerlileri oluyor. Çoğu Amerikan askerlerince öldürülüyor ya da evlerinden başka topraklara sürgün ediliyor. ![]() Kovboyların bir zamanlar çatıştığı kasabanın ahşap kaldırımlarında bugün sanat galerileri yer alıyor. Taos’un bugün Amerikanın genelinde tanınmasına neden olan en büyük etken sanat galerileri. Amerikanın en ünlü sanat galerilerini barındıran bu küçük kasaba bir zamanlar ressamların, heykeltraşların, mimarların başkentiymiş. Büyük kentlerden Taos’a başlayan sanat göçünde Ernest L. Blumenschein, Van Vechten-Linebbery, Maria Martinez, Nicholai Fechin isimleri önemli rol oynamış. ![]() Taosa yüzyılın başında başlayan sanat göçü bugün de devam ediyor Taos’taki yürüyüşümüzü kasabanın merkezindeki World Cup adlı sevimli bir cafede noktaladık. Burada içtiğimiz nefis kahve bütün yorgunluğumuzu aldı ve bizi bir sonraki durağımıza hazırladı. ![]() Burada içtiğimiz nefis kahvelerinin tadı damağımızda kaldı ABD’nin en eski yerleşim birimi: Taos Pueblo Taos kasabasının 2 mil kadar kuzeyinde bu kasabaya da adını veren Taos Pueblo (Yerlilerin Köyü) bulunuyor. Bugün açıkhava müzesi konumundaki pueblo aynı zamanda Amerika’nın bilinen en eski yerleşim birimlerinden biri. Tiwa dilini konuşan Taos kabilesi, bu bölgedeki Pueblo yerlilerinin günümüzdeki devamı. Kendileriyle birlikte Acoma ve Hopi kabilelerinin atalarının Ancestral Puebloans olarak bilinen kıtanın ilk insanlarına uzandığı yapılan araştırmalarca kanıtlanmış. ![]() Amerika'nın en eski yerleşim birimlerinden Taos Pueblo Amerikanın en eski yerleşim birimlerinden olan Taos’un geçmişi bin yıl öncesine dayanıyor. Hwy-68 ile ulaştığımız köy tamamen yerlilerin denetiminde. Amerikan kanunlarının girmediği özerk bölgelerden biri. Bu yüzden genelde alışık olduğumuz kurallar bu köy sınırları içinde geçerli değil. Kuralları yerli polisler uyguluyor ve bölge yine yerliler tarafından belirlenen bir komite tarafından denetleniyor. Saat 08:00 ile 17:00 arasında köyü ziyaret etmek serbest. Bunun için 20 dolarlık bir ücret ödemek yeterli. ![]() Pueblo girişindeki kızılderili mezarlığı Biletlerimizi alıp köy alanına adımımızı attığımızda yüzyıllar öncesine giden bir zaman yolculuğu da başlıyor. Hemen solumuzda yerlilerin mezarlığı bulunuyor. Fotoğraf çekmek ve yaklaşmak yasak. Kutsal bölge konumunda. Dar yolun her iki tarafında tek katlı toprak binalar bulunuyor. Genellikle her cepheye bir küçük pencere düşüyor. Bazı binaların içinde hediyelik eşyalar satılıyor, içeri girip binaların iç yapılarını incelemek serbest. Dikkat etmemz gereken en önemli kuralların başında izinsiz fotoğraf konusu geliyor. Hiçbir yerli fotoğrafının çekilmesini istemiyor, kendi inançlarına göre bir tür uğursuzluk anlamı taşıyor fotoğraf. Köyün belirlenen bir yürüyüş hattı olduğunu öğreniyoruz. Bu hattın dışına çıkıp sokak aralarına girmemiz de yasak. Ayrıca yazılı kural olmasa da yerliler sanki kendileriyle konuşulmasını da istemiyor gibiler. Rio Pueblo de Taos deresi köyü Hlaauma ve Hlaukkwima olarak ikiye ayırıyor. Evlerin tamamının 18 yüzyılın başlangıcındaki ünlü Pueblo Ayaklanması’ndan sonra yapıldığı tahmin ediliyor. Binaların çoğunda kare biçimindeki ikinci katlar bulunuyor ve bu katlara duvarlara dayanan merdivenlerle erişiliyor. Hlaauma adı verilen kuzey bölgesinde 4 – 5 kata varan yükseklikte yapılar gözümüze ilişiyor. Bu yapıların köyün savunmasında savaşçılar tarafından kullanıldığını öğreniyoruz. Pueblo’nun tamamında elektrik ve su kullanılmıyor. Bu binalarda tuvalet bulunmadığını da öğreniyorz. Pueblo su ihtiyacını Rio Pueblo de Taos deresinde sağlıyor. Bir zamanlar 3 bin yerlinin barındığı Pueblo da bugün yaklaşık 10 ailenin yaşadığını öğreniyoruz. Diğerleri Pueblo’yu çevreleyen alanlarda, yeni evlerinde yaşamlarını sürdürüyor. ![]() Köy ortasından geçen dere Pueblo’nun güneyinde bulunan San Geronimo kilisesi, ‘beyaz adamın’ köy mimarisine ilk ve son katkısı olarak yükseliyor. Fotoğraf çekilmesine izin verilmeyen kilisede yerliler pazar ayinlerini sürdürüyor. Pueblo’nun etkileyici mimarisi ve doğal güzelliği ne kadar etkileyiciyse tarihinde yaşanan olaylar da o kadar derin ve unutulmaz nitelikte. 1600’lerde Meksika’dan bölgeye ulaşan İspanyolların yıkamadığı ender yerleşim birimlerinde biri olan Taos’ın geçmişi savaşla, kanla yazılmış. Herşey İspanyolların Meksika’nın kuzeyini keşfetmesiyle başlıyor.
![]() Taos'un geçmişinde savaş ve gözyaşı var Yolları Taos’a kadar uzanan savaşçılar (bir anlamda küçük haçlı ordusu) bir yandan yerlileri hıristiyanlaştırıyor bir yandan da topraklarını ellerinden alıp onları köle olarak çalıştırmaya başlıyor. 1630 yılında bir İspanyol rahibin öldürülmesiyle başlayan olaylar sonucu yerliler Taos’u iki yıl boyunca terkediyor. Hemen ardından başlayan Pueblo ayaklanmasında Taos merkez olarak kullanılıyor ve topraklarındaki işgalcilere karşı mücadele kendilerine 13 yıllık bir özgürlük kazandırıyor. Ayaklanmaya Acoma, Zuni, Hopi pueplo yerlilerinin dışında Apache ve Navajo kabileleri de katılıyor.
![]() Kızılderililer zorla hıristiyanlığı seçmek zorunda kalmış. O tarihlerde köyün ortasına inşa edilen kilise bugün de ayakta 1837 de tekrar ayaklanan yerliler bu sefer de Amerikan yönetimine başkaldırıyor ve Vali Charles Bent’i öldürüyor. Bu olayın ardından Taos’a giren Amerikan ordusu binaları yerle bir etmekle kalmayıp 150 kadar yaşlı çocuk ve kadını bu binalarla birlikte ateşe veriyor. Bütün bu kanlı çatışmalarda Taos merkez konumunda yer alıyor, tabi beyaz adamın intikamı yine burada Taos’ta yoğunlaşıyor. ![]() Kızılderililer hazırladıkları elişlerinden örnekleri turistlere satıyor Rio Grande Puebloları Taos’taki gezimizi tamamlayıp tekrar yola koyulduk. 68 nolu freewaydan güneye doğru ilerlerken fırtına başladı. Ufuktaki yıldırımlara doğru yol alırken Pilar, Enbudo, Alcalde, San Juan pueblolarını geride bırakıp Espanola’ya vardık. Rio Grande puebloları olarak anılan bu bölgede yol boyunca çok sayıda yerli yerleşim birimi bulunuyor. 500 yıldan bu yana bu pueblolarda yaşayan yerlilerin ortak özelliği hepsinin Tewa dilini konuşuyor olması. Tarihi Puye kalıntıları, Nambe Şelalesi, Pojoaque’siyle ünlübu bölge aynı zamanda yerlilerin yüzyıllarca yaşadığı bir vadi. ![]() Ünlü Rio Grande nehri. Bir zamanlar kovboyların atlarını dinlendirdikleri kıyılarda çok uzaklardan gelen iki turist fotoğraf çekiyordu. Rio Grande pueblolarını geöip güneye olan yolculuğumuza devam ettik. Hedefimiz Los Alamos’tu. Espanola’yı Los Alamos’a bağlayan yol ayrımını yağmur nedeniyle kaçırdık ve yolumuzu 20 mil kadar uzatmak durumunda kaldıktan sonra Saat 5 gibi ünlü Los Alamos kasabasına ulaştık.
Önceki Bölüm: Vahşi batının Kalbine Doğru Sonraki Bölüm: Ölümün keşfedildiği kasaba: Los Alamos
|
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.