Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow YOLDAN NOTLAR arrow Goa ve Sonrası...
Goa ve Sonrası... PDF Yazdır E-posta
M. Şükrü Yaravlı   
ImageGüler yüzlü garsonumuz Sidney yanımıza gelip şezlongumuzu bir parça yana çekmemizi rica ederken bir yandan da üzerimize düşme ihtimali olan hindistancevizlerini gösteriyordu.

Gerçekten de o yükseklikten üzerinize düştüğünde size zarar verebilirdi. Ve biz ilk gün güneşte çok kalmamak adına şezlonglarımızı hindistancevizi ağaçlarının gölgesine kaydırmıştık. Bir buçuk gün önce ayak bileklerimi kaplayan ve artık buza dönüşmüş karın üstünde pantolonumun içindeki dağcı taytından bile dondurucu soğuğu hissederken, şimdi de tutmuş, gece omuzlarım ve göğsüm acımasın diye 30 kat korumalı Hint malı Sun Plus güneş kremini sürüp gölgeye kaçmaya uğraşıyordum. Neyse, artık Goa’daydım ve tadını çıkarmalıydım.

YOLCULUK

Yer: Almatı Sıcaklık: -14


Sebepsiz yere dışarıda dolaşmanın mazoşistlik sayılabileceği geçen kıştan sonra bu kışa “tatlı-sert” demek yanlış olmazdı. Ancak, yılbaşının hemen ertesi günü yılbaşı arifesi boyunca yağan kar kesilmiş, aniden soğuyan hava ağaçları buzdan kristaller haline getirmişti. Şehir, tatilin verdiği rehavetle kara ve buza teslim olmuş, terkedilmiş bir kale gibi bomboştu. Heyecan, her seyahat öncesi olduğu gibi bedenimi bacaklarımdan mideme doğru esir almaya başlasa da bavul hazırlama ve bir şeyler unutma konusunda hiç paniklememiştim. Yıllarca basketbol antrenörlüğü yapmış olman sebebiyle deplasmanlar bende bu tür bir alışkanlık yaratmıştı. Son anda hazırlanma durumu ise birçok erkekte olduğu üzere bende de mevcuttu. Bir şeyler unutmama konusundaki hassasiyetim ise evden çıkarken özenle yanıma aldığım ve eşime defalarca sorduğum pasaport, bilet ve üzerimizde birkaç yere dağıttığımız para dışına taşmazdı. Bir şeyler unutmuş olmayı hiç önemsemem. Gideceğiniz yerlerde unuttuklarınızı temin edebilir ya da edemezsiniz ama bunlar için üzülüp sıkılmaya hiç gerek yoktur. Çünkü asıl olan seyahatin keyfi ve heyecanıdır.

Kedimiz Sima’yı ikinci evi olan eşimin annesinin yanına bıraktıktan sonra artık havaalanına doğru yola koyulabilirdik. Lacivert A6 Quattro uzun süredir özlediği karı ve soğuğu bekleyen, şehirde yaşayan bir Husky gibi gözüktü gözüme. Tiptronik konuma getirerek buzları, karları sağa sola sıçratıp bir süre oynadık temizlenmiş yola çıkana kadar. Depeche Mode “try walking in my shooes” Bose sistemden arabayı doldururken içerdeki ısıyla tezat oluşturan ve dışarıdaki ısıyı gösteren ekrandaki -14ün bu tatili daha da cazip hale getirdiğini düşünmeden edemedim.

Air Astana’nın pilotu Almatı-Delhi uçuş bilgilerini anons ederken THY’nin güler yüzlü ve sonsuz isteklere cevap verebileceğine inandığım servisinden uzak da olsa yemek öncesi büyük bir duble Kazakistan konyağıyla baş başa buldum kendimi. İşte! Bir yılı biraz aşkın süredir Almatı’da eşimle birlikte yoğun çalışma ve koşturmalarımız ardından kucağına dev bir örsü alarak omuzlarımıza oturmuş yorgunluğu üzerimizden atmak için birkaç aydır planladığımız Goa tatili yaklaşık dört saat sürecek bir uçuşla başlamıştı. Ve tatilin bir aşka dönüşeceği, tekrar gelme planlarını daha Goa’ya adım atar atmaz yapmaya başlayacağımız aklımın uçundan bile geçmeden, eşimin omuzlarında ayların yorgunluğunu bir çırpıda alacak kısa uykuma dalmıştım bile.

Hosteslerin “peçete dağıtma” ruh haliyle uzattıkları pasaport kontrolü sırasında verilecek olan kayıt formlarını biz de “uçuş yorgunu” insan dikkatsizliğiyle doldurarak onların yanlışlarına habersizce ortak olmuştuk. Ve Delhi havaalanında pasaport kontrolü sırası bize geldiğinde görevli Hindistan vatandaşları için doldurmuş olduğumuz formları gerisin geri ama kendi için sık tekrarlanan bir edaya gülümsemesini de ekleyerek elimize tutuşturdu. Sıradan çıkarak kısa sürede doğru formları doldurup dolambaçlı sıra şeritlerini takip ettik ve önümüzdekilerin beş ayrı bankoya dağılmasıyla biraz önceki bankoda bulduk yine kendimizi. Artık tanışmıştık ne de olsa, hemen pasaportumu uzattım. Pasaportumun üzerine eğildiğinden kulaklarının üzerlerinde traşı gelmiş beyaz kıvrık bir miktar saçı kalmış orta yaşı gerilerde bırakmış kontrolörün sadece terden parlamış kafasını görebiliyordum. Ve heyecan krampları merak kıskaçlarına ve “neler oluyor?” iğnelerine dönüşüyordu. O ise dördüncü “Aman tanrım!” deyişindeydi. Ve plastik bardağın içindeki suya parmaklarını daldırarak sayfaları çevirmeye devam ediyordu. Kibarca “Bir şey mi var?”demek istedim ama boğazıma kaçmış bir şampanya mantarı öğürürcesine bir ses çıkardım. Çünkü sebepsiz yere pasaport kontrol noktalarında kendimi kurulu bir zıpkın gibi hissediyordum. “Yok bir şey” dedi. Ardından en sevdiğim sesler arasında bulunan mührün sayfaya değdiği andaki tok “Dump” sesi duyuldu. İki dakikayı geçmeyen bir süre içinde diğer bir “Dump” sesi de eşim için duyuldu ve Delhi onlarca dili ve diniyle karşımızdaydı.



 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.