Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow KENTLER arrow Goa ve Sonrası...
Goa ve Sonrası... PDF Yazdır E-posta
M. Şükrü Yaravlı   

GOA'NIN SİZİ SARMALAYIŞI

Almatı’dakinin tersine yatakta hiç oyalanmadan kalkmış terlik, mayo, havlu ve bir tişörtten başka bir şeye ihtiyacımızın olmadığı tatilimizin ikinci gününe koşmaya başlamıştık. Yol boyunca süren “merhaba” ve “günaydın”lar sonrası saat sekizde kahvaltımızı sipariş etmiş Roza papaya ve ananas kokteylini ben ise tatlı limon denen bir narenciye suyunu yudumluyorduk.

Sidney bizi alacak teknenin geldiğini haber verdi. Kumsala doğru yürürken yengeçler ayaklarımızın altından kaçışıp kumlara saklanıveriyorlardı. Aksi yönden bir İngiliz çift de tekneye doğru yönelmişti. Tekneyi dalgalara karşı tutmaya çalışan dört genç gelen büyük dalgaya yenik düşseler de hemen toparlandılar ve binmemize yardımcı oldular. 

ısa bir süre de olsa açılırken dalgaları tam karşıdan aldık ve tekne öylesine yükselip tekrar suya vurdu ki Roza şok olmuşçasına bana baktı. Ben her ne kadar alışık olsam da bu dalgalar bile bana “Mükemmel Fırtına” filmindeki dalgalarla karşılaşmak istemediğimi söyleyiverdi.

ir süre daha açığa sürüp Yamaha motoru durduran kaptanımız etrafına dikkatlice bakmaya başladığında İngiliz çift ve biz hemen ilk yunusu kimin göreceği yarışına başlamıştık bile. Ama çok tecrübesizdik. Ve kaptanımız ömründe ilk kez bir yunus görüyormuşçasına eliyle bu sevimli dostları bize işaret etti. Bir anne yanında yavrusuyla uçları aşağıya bakan hilal şeklinde yüzeye çıkıp dalıyorlardı. Biraz ilerisinde ise aniden sıçrayıp havada parende attıktan sonra suları sıçratarak yüzmeye devam eden bir başkası gözüküyordu. Bir süre daha bu doğaçlama gösteriyi seyrettikten sonra kıyıya doğru yol alırken Barselona’da bir su parkında seyrettiğim şovdan çok daha zevk almış olduğumu ve o uçsuz denizde onları evlerinde görmüş olmanın keyfini yaşıyordum.

Domadar’la tanıştığımda Kingfisher Premium 0,33lt’lik biramdan soğuk ve koca yudumlar alıyordum. Sonradan Hindistan’a matbaalık kağıt satan emekli bir ingilizden öğreneceğim üzere Kingfisher; Goa’da bira üretimiyle başlayıp su ve diğer içecek sektöründe büyümüş ve şimdi de aynı isimle bir hava yolları şirketine sahip bir firma oluvermişti. Domadar’ı ilk olarak otelin sahile bakan kısmındaki bir afişte görmüştüm. Sağır ve dilsiz olduğu yazıyordu. El işaretleriyle ve kumsalın üzerine yazdığımız kelimelerle çabucak ve eğlenerek anlaşıvermiştik. Bu bizim becerimizden çok O’nun yaydığı pozitif enerjiden ve neşesinden kaynaklanıyordu. Yetmiş yetmişbeş dakika civarında klasik hint usulü yaptığı bütün vücut ve baş masajından sonra Roza, o şehir yorgunluğunu atmış gibi gözüktü gözüme. Vücut, yüz ve baş için ayrı ayrı krem ve yağlar kullanıyordu. Domadar, Roza’nın masajını resimlerken poz vermeyi de ihmal etmiyordu. Daha sonra Almatı’ya da getirdiğimiz baş için kullandığı yağın bu kadar ferahlık verebileceğini ve o incecik insanın parmaklarının bu kadar güçlü olduğunu ancak bana yaptığı masaj sonrası anlayabildim. Bu hayat dolu insanla ertesi geceler birer bira içme süresi boyunca elle ve kumların üzerine yazılan kelimelerle koyu sohbetler yaptık. Ve her akşamüstü tekrar eden içinde Kaşıkçı elması varmışçasına gösterilen tepsiden seçtiğimiz balık, karides ya da ıstakozların pişirilmelerini seyrettik. Deniz mahsulü salatalarımız ve haşlanmış sebzelerimizle Roza Portekiz şarabı içiyor, ben ise Goa için üretilen ve tadı birçok iyi rus votkasından daha lezzetli ancak, orta karar bir kazak votkası ayarında olan son çar ailesinin soyadını kendine isim olarak seçmiş olan Romanov ile O’na eşlik ediyordum.

CENNETİN KIYISINDA BİR YER: PALOLEM

Kahvaltı sonrası Palolem plajına gitmek üzere anlaştığımız Omni saat onda bizi bekliyordu. Dominik bir yandan emlak almakla ilgilenip ilgilenmediğimizi soruyor, bir yandan geçtiğimiz yerlerle ilgili bir şeyler söylemeye çalışıyor bir yandan da arabayı kullanıyordu. Nehri ve üzerindeki gemileri gördüğümde büyüklüğünden öyle etkilenmiştim ki dönüş yolunda da birkaç kez sormama rağmen ismini hafızama yerleştirememiştim. O benim için isimsiz, dev gemilerin yolculuk yaptığı, kıyısındaki tersanesinin zıhlı bir ejderha gibi göründüğü ve denize açıldığı ağzın Hindistan’ın ta içerlerinden kültürler getirdiği bir nehir olarak kalacaktı.

Pirinç tarlalarının ormanla birleştiği yerleri, binlerce nilüfere ev sahipliği yapan gölcükleri geçerek Palolem’e ulaştık. Diğer sahiller gibi iç tarafta sizi karşılayan kasaba karşılaşacağınız güzelliklerle ilgili hiçbir ipucu vermeden bir sahne arkası kargaşasını yaşıyor gibiydi. Bu sahne arkası ile “The Beach- Kumsal” filmindeki benzer sahili ayıran doğal paravan tahmin edebileceğiniz üzere hindistancevizi ağaçlarıydı. Colva sahilinin uçsuz bucaklığı yerine her iki ucu kayalıklı olan koya girdiğinizde sağınızda kalan ucun küçük bir adayı da sahiplenerek dalgaları konuk etmeyen durgun denizini buluyordunuz. Palolem; hindistancevizi ve palmiye yapraklarından yapılmış bungalovları, kayaların üzerinde kurulan hasır kafeleri, başlarının üzerinde taşıdıkları sepetteki papaya, ananas ve muzları satmaya çalışan yerel kıyafetli erkekleri ve bellerine sardıkları onlarca paşminayı tek tek çıkarmaya ve toplamaya üşenmeyen her yaştan kadınları ile yüzlerce yanık tenli turiste ev sahipliği yapıyordu.

Anne ve baba tahta direkleri kuma sapladıktan sonra demir sivri sikkeyi kumun derinliklerine çakmaya uğraşıp halatı gererlerken dokuz on yaşlarındaki kız yeni yürümeye başlayan kardeşine bakıyordu. Düzeneğin kurulması ile baba davulunu çalmaya başlamış, anne ise kızından devraldığı bebeği kucaklamıştı. Artık sıra kızlarının gösterisine başlama vaktiydi. İpin üstüne çıkar çıkmaz annesi denge sopasını uzattı ve aslında kolayca yürüyebildiği ipin üstünde dengesini zor kuran ve zaman zaman geriye doğru adımlar atarak işi daha heyecanlı kılan gösterisine başladı. Karşıya yapılan geçiş sonrası kafasına koyduğu kaseyi dengede tutarak yürüyüşünü tekrarladı. Son olarak ise içi boş bir bisiklet jantını ipe yerleştirip onun içine basarak hareket ettirip karşıya geçerek gösterisini, birbirinden uzakta güneşlenenlerin kopuk alkışlarıyla bitirdi. Bir doların yaklaşık 43,5rupi ettiği bu yerde cimriliklerini saklamayan birçok turistin yanında on rupileri ve bozuklukları sevinçle toplayan kız, ailesinin toplanma işinin bitmesi ile diğer bir gösteri için ilerdeki kalabalığa doğru uzaklaşıverdi.



 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.