Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color

 Vahşi batının Kalbine Doğru

New Mexico

Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.

Yasak Şehir

Cin

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...

Uzaklar.com:ANA SAYFA
Diyarbakır-Şırnak Gezisi PDF Yazdır E-posta
Seher TÜRKLER   
Diyarbakır Pirinçlik Garnizonu’nu evimiz gibi benimsedik. 16 Mayıs 1998 Cumartesi sabahı saat 07:30’da kahvaltımızı yaparken bu sıcak yuvadan ayrılmanın hüznünü yaşadık Diğer taraftan Şırnak’a gitmenin heyecanını duyuyorduk. Saat 08:30-09:00 sularında garnizondan ayrıldık.

Diyarbakır’dan çıktıktan sonra değişik bir yolculuk yaptığımızın iyice farkına vardık. Otobüslerimizde bize yardımcı subaylar vardı. Yol boyunca gereken açıklamaları yapıyorlardı. Otobüslerin önünde giden eskortlar etrafı tarayarak ilerliyor, olabilecek herhangi bir tehlikeye karşı tedbiri elden bırakmıyorlardı.

Uzun bir yoldu. Gidiyorsunuz, gidiyorsunuz hep dağ görüyorsunuz. İnsan görmek bizi bayram yerine gitmiş gibi sevindiriyordu. Yol boyunca terk edilmiş köyler gördük. Terkedilmiş köylerde ise bir elin parmakları kadar az insan vardı. Yollarda gördüğümüz az sayıdaki insanlar ya toprakla ya da hayvanlarıyla uğraşıyorlardı. İşin garip yanı, sanki dünya ile ilişkilerini kesmiş gibi görünmeleriydi. Onlara otobüsten el sallıyorduk, çoğu başını kaldırıp bakmıyordu bile. Sanki; o yoldan her gün sayısız araç geçiyormuş gibi. Bakanlar ise el sallamıyordu. Tek tük el sallayan olursa onu alkışlıyorduk. Kadınlar, el sallamadıkları gibi yüzlerini saklıyor, arkalarını dönüyorlardı. Rehberimiz, burada dağ taş asker dolu dedi. Zaman zaman ortalıkta göremediğimiz askerlere de el salladık. Onların bizi gördüklerini sanıyoruz.

Diyarbakır-Şırnak yolu üzerinde Mardin ilimiz var. Ben şimdiye kadar bir yerleşim yerinde böyle renk cümbüşü, böyle tablo gibi bir yer görmedim. Her şey yerli yerindeydi. Ne fazla, ne eksik. Otobüslerimiz yola devam ediyordu. Bu güzergahta durmamızın doğru olmayacağını bildirdiler. Kendi topraklarımızda yabancı gibiydik. Bir turist gibi bile bu kayanın içine yapılan , kayalar oyularak konut haline getirilen şaheser görüntüye iyice bakamadık. Rüya gibi içinden geçtik gittik. Her duygu, her görüntü kolay ifade edilemiyor. Mardin’den geçmemiz de böyle bir şey.

Yol boyunca olayların, çatışmaların geçtiği Cudi Dağları’nı izledik. Dağlar dile gelseydi bizim görmediğimiz bilmediğimiz neleri anlatırlardı. Askerlerimizi bir koruyucu gibi bağrında saklıyordu. Ne acılar içinde kıvrandığı ihtişamlı duruşuna yansımıştı. Başı dumanlı boynu büküktü.

Yağmur yağıyordu. Zaman zaman sağanak, zaman zaman çisil çisil. Bu yüzden oldukça yavaş gidiyorduk. Saat 13:00 sularında Şırnak’ta olmamız planlanmıştı. Ama; biz saat 15:00 sularında Şırnak’a varabildik.
23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı’nın görevli komutanları tarafından karşılandık. Hazırlanan program aksamıştı. Otobüslerimizin durduğu yerde bir sergi vardı. Apo’dan teröristlerden, dağlardan elde edilmiş silahlar, sahte kimlikler, çeşitli basılı eserler, bazı özel eşyalardan oluşuyordu. Bunarlın açıklamasını yaptılar. Burası helikopter pistinin yanıydı. Önce, çalışan, uçmaya hazır helikopterler vardı. Bu bize olağan geldi. Ama; birkaç dakika sonra 7-8 helikopter iniş yaptı. İçinden görünmüyorlardı ama; hüzünleri yüzlerinden okunuyordu. Çatışmadan dönüyorlardı. Giderken komutanları ve arkadaşları ile helalleşmişlerdi. Bu gidişte dönmemekte vardı. Ve öyle de olmuştu. Şehit verilmişti. Bir duygu seli aktı ki; nlatılası değil yaşanılası bir durumdu. Göz yaşlarımıza hakim olamadık. Bu kahraman asker yavrularımız  için gözyaşı döktük. Hüznümüz Cudi Sıradağları’nı aştı.

ŞIRNAK MEYDANI’NDA HALK KONSERİ

Halk, Şırnak Meydanı’nda toplanmış bekliyordu. Kaybedilecek vakit yoktu. Bir buçuk, iki saate yakın  gecikme ile İzmit Büyükşehir Musiki Derneği koro heyeti, şehir meydanında hazırlanmış olan sahnede yerini aldı. Rengarenk giysili, kıpır kıpır insanlar saatlerce heyecan ve merakla bu anı beklemişlerdi. Açılış konuşmaları yapıldı. Şırnak Anadolu Liseli genç bir bayan öğretmen sunum görevini üstlenmişti. Konser ilgi ile izlendi. Meydan güzel hazırlanmıştı. Büyük bir Atatürk Anıtı ve “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısının yanında konser  daha anlamlı oldu. İlgi çok büyüktü. Çünkü; Şırnak’a ilk defa amatör bir müzik topluluğu geliyordu. Hiçbir çıkarı olmadan. Tek amaç sevgi vermek sevgi almaktı.

BÖYLE COŞKULU GÜZELLİK YAŞAMADIK

Anadolu ve Rumeli Türklerinin de yer aldığı konserde “Yemen Türküsü” hep birlikte söylendi. “Giden gelmiyor acep nedendir” derken herkes yutkunuyor, gözyaşlarını tutmaya çalışıyordu. Vali Halil Ulusoy, Belediye Başkanı M.Beşir Tatar’da konseri ve halkın coşkusunu heyecanla izlediler. Daha sonra; konuşma fırsatı bulduğum halktan Beşir Gündüz şunları söyledi:

-“Yıllardan beri bu güzelliğe hasrettik. Böyle bir olay yaşamamıştık. Terörün cirit attığı Şırnak’ımızda kültür ve sanat olaylarının sergilenmesinden çok mutlu oluyoruz. Bunu sağlayanlara minnet ve şükran duyuyoruz.”
Vali Halil Ulusoy’da yaptığı konuşmasında, sanatçılara teşekkür etti, yöre halkının morale ihtiyacı olduğunu özellikle belirtti ve dernek başkanımıza teşekkür plaketi sundu. Konser alkışlarla nihayetlendi.

ŞIRNAK’LI GENÇ KIZLARIMIZ-KADINLARIMIZ

Konser sürerken ben de halkın arasına karıştım. Bir grup kadın ve genç kız seyirciler içindeydi. Sayılarının az oluşu dikkatimi çekti. Düşüncelerini, duygularını, yaşantılarını öğrenmek istedim. Yanlarına gittim. Beni güler yüzle, sıcaklıkla karşıladılar. Önce, kadınlarla tanıştım. Hiçbiri Şırnak’ta yaşamıyordu. Birkaçı burada görevli memur, öğretmen ve polis eşiydi. Birkaçı da Şırnak’lı olup uzun yıllar önce başka illere görev icabı göç eden, şu an misafir olan kadınlardı. Şaşırdım. Ve sordum:
-“Şırnak’ta kadın yok mu? Neredeler?” dedim.
Kadınlardan biri:
-“Olmaz olur mu, var ama, onlar buraya gelemezler. Sokağa çıkmaya hakları yoktur” dedi.
Benim şaşkınlığım daha da arttı. Kadınlar günlerini nasıl geçiriyorlardı? Devlet ve askeriye buraya her imkanı sağlamıştı. Sinemaları, parkaları, alışveriş merkezleri, halk eğitim kursları, ayrıca, bilgisayar kursundan tutun yabancı dil kursuna kadar her şey mevcuttu. Kadınlarımız sokağa bile çıkamıyordu.
Kadınlardan biri söze başladı:
-“Efendim burada kadınlar sadece tarlada, bağda, bahçede çalışmak için sokağa çıkarlar. Bayramlarda bile bayramlaşmaya gitmezler. Bayramlaşma erkeklere mahsusutur. Derken; bütün kadınlar hep birlikte konuşmaya başladılar. Öyle dertliydiler ki her şeyi birden anlatmak istiyorlardı. Bu arada birisi:
-“Böyle konuşuyorsunuz ama sonradan pişman olursunuz. Söylediklerinizi gazeteye yazarlar.”
Başka bir kadın:
-“Yazsınlar. Şimdiye kadar söylemedik te ne oldu? Belki bir çare bulunur” dedi. Bunu üzerine sohbet anlam kazanmaya başladı. Şöyle devam ettiler.
-“Burada kadınların hiçbir hakkı yoktur. 13-14 yaşında evlendirilirler. 16-17 yaşına gelip evlenemeyenlere “evde kaldı” denir.
-“Evlenmekle iş bitse, en az on çocuk doğurman lazım. Yoksa adam yerine koymazlar” dediler. Ben de:
-“Kimi adam yerine koymazlar. Kadını mı erkeği mi?” dedim. Bu da sorulacak soru muydu? Bütün kadınlar güldüler ve:
-“Erkeği olur mu kadını adam yerine koymazlar. Kocası hemen kuma getirir” dediler.
-“İki kadınla evli erkek çok mu?” diye sordum. Sormaz olaydım.
-“Olmaz mı çok var” dediler.
Sonra; “Sizler neler yapılsın, neler değişsin istersiniz*” diye sordum;
-“Bizim için de park yapılsın, gidelim oturalım, çay içelim, sohbet yapalım” dediler.
-“Kadınların özgürlük diye bir şeyleri yok. Tek özgürlüğümüz, bir düğün olursa hep birlikte bahçede, meydanlıkta halay çekiyoruz. Başka özgürlüğümüz yok.”
Burada özgürlüğün tanımı bile değişmişti. En memnunluk duyduğum, orada bulunan iki genç kızın Şırnak Anadolu Lisesi2nde öğrenci olmalarıydı. Onlarda; biri 13 kardeş, biri henüz 7 kardeştiler. Babalarının onlara okuma imkanı sağladıklarından şükran duyduklarını ifade ettiler. Biri:
-“Benim babam buradakilere benzemez. Bizim okumamızı ister. Ben bilgisayar mühendisi olmayı düşünüyorum. Derslerim çok iyi gidiyor. Yalnız, bazı derslerimiz boş geçiyor. Gelen öğretmenlerin çoğu burada durmak istemiyorlar. Siz söyleyin de öğretmenler bizi bırakmasınlar. Bizler de iyi okullarda okumak istiyoruz” dediler. Babasının imam olduğunu söyledi. Din adamlarının aydın olmasının değeri burada net biçimde görülüyordu. Diğer genç kız da Anadolu Lisesi’nde okuyordu.
-“Hemşire ya da öğretmen olmayı düşünüyorum. Buralarda erken evlere mani olmak lazım. Bizlere yazık değil mi?” dedi.

VE ÇARESİZ ÇOCUKLAR

Konser devam ederken, çevredeki evlerin balkonunda hiçbir şeyden habersiz, ilgisiz bir şekilde balkona çamaşır asmaya çıkmış kadınlar göze çarpıyordu. Sohbeti sürdürürken etrafımızı çocuklar sardı. Onlarla da konuşmaya çalıştım. Türkçe konuşmuyorlardı. Biri ile tercüman aracılığı ile konuştum. Okula gitmiyormuş. 15 kardeşlermiş “Okula gitmek istemez misin?” dedim. “Bilmem” dedi. Kürtçe konuşmaya ısrarla devam ediyorlardı. Ben biraz bozulur gibi oldum. “İçinizde Türkçe bilen yok mu? Dedim. “Biliyoruuuz” dedi biri. “Neden konuşmuyorsunuz? Ben Kürtçe bilmiyorum” dedim. “İşte, konuşmuyoruz” yanıtını aldım.

Okula gidenlerle gitmeyenler arasındaki uçurum burada bambaşka boyutlardaydı. Dünyadan bihaber çocuklara bilinçlenme fırsatı isteyerek verilmiyordu. Aileler acımasızdı. Kendi ideolojileri uğruna çocuklarını gözlerini kırpmadan harcayabiliyorlardı. İleriki yıllarda bu çocuklar haksız olarak suçsuz damgası yemeye şimdiden namzet görünüyorlardı.
Birisine:

-“Baban seni okula göndermediği için kanun önünde suçlu durumda. İster misin babanı şikayet edelim, seni okula göndersin. Göndermezse cezalanır, hapse girer” dedim.
-“Olmaz, yapmayın, babam ceza almasın” dedi.
Bu sırada konser bitmişti. Çocuklar etrafımı sardı. Resim çektirmek istiyorlardı. Sanki yetiştirme yurdundaki kimsesiz çocukların arasındaydım. “Teyze benim de resmimi çek” “Beni de öper misin” diyenler vardı. Öyle ilgiye, sevgiye açtılar ki  insanın boynuna bacaklarına sarılıyorlardı. Resimleri çekildiği zaman gözlerindeki mutluluk ışıkları görülmeğe değerdi.

ŞIRNAK’TA İKİNCİ KONSER

Şırnak’a geç varmamız hızlanan programın aksamasına neden olmuştu. Helikopterler, Namaz Dağı’nın görülmesi ve şehir turu ertelendi. Çünkü çatışma çıktığı için helikopterler göreve gitmişlerdi. Saat 07:00’de tümenden askeri birliğe konser verilecekti. Arkadaşlarımız dinlenmeye fırsat bulamadan konserin olacağı alanda yerlerini aldılar.

23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı subayları, erbaş ve erleriyle yerlerini almışlardı. Oldukça serin havada verilen konseri subay eşleri, Tümen Komutanı Tümgeneral Ömer Keçecigil ve  eşi Bilge Keçecigil de coşku ile izlediler. İkibin’e yakın izleyici bütün eserleri birlikte okudular. Üşüyen sanatçılarımıza asker giysileri giydirdiler. Manzara görülmeye değerdi. Marşlar ayakta söylendi. Yer gök inliyordu. Bizlere de onlara da tam bir moral gecesi olmuştu.

Konser bitince duygulu teşekkür konuşması yapan Sayın Keçecigil, Başkan Hüseyin Çağlayan’a, Şef Erdinç Çelikkol’a ve sunucumuz Mustafa Küpçü’ye plaket sundu. Tümenin tek kadın subayını görmek hepimizi sevindirdi. Üstelik kadın olarak onur duyduk. 21:30 sıralarında yemek yiyeceğimiz salona geldik. Her şey düzenli ve disiplinli biçimdeydi. Her birimiz adımıza ayrılan yerlere oturduk. Her masada misafirlere ev sahipliği yapmak üzere iki subay eşlik ediyordu. Bizim masamızda tümen komutanı Tümgeneral Ömer Keçecigil ve eşi Bilge Keçecigil vardı. Güzel sohbet yapıldı. Bilge Hanım’a kardeşi Sevgi Kaya’dan getirdiğim selamı ilettim. Çok memnun oldu. O da selamını ve sevgilerini gönderdi. Sohbet konumuz Şırnak ve halkı idi. Sosyal çalışmalara önem veren Bilge Hanım, diğer subay eşleri ile birlikte halka her konuda yardımcı olduklarını anlattılar. Burada hizmet vermekten memnun olduklarını bildirdiler. Halkın her çeşit giysiden tutun, spor ayakkabıdan, kitaba kadar her şeye ihtiyacı olduğunu bildirdi. Bizler de gönüllü olarak bu yardımları yapmaya hazır olduğumuzu bildirdik. Aramızdaki sevgi bağı gittikçe kuvvetlendi. Bütün yorgunluğumuz gitmişti. Müzikle, fasılla geceyi noktaladık. Saat 01:00 sıralarında adımıza ayrılmış odalarda uyumaya çekildik.

17 MAYIS PAZAR – DİYARBAKIR’A DÖNÜŞ

Sabah saat 08:00’de kahvaltı verildi. Ve 08:30’da Diyarbakır’a gitmek üzere yola çıktık. Komutanlar, subaylar ve erler tarafından coşkuyla uğurlandık. Ve çabucak tekrar gelelim diye arkamızdan kovalarla su döktüler. Biz sizlerden çok memnun kaldık. Bizler de sizleri memnun ettik ise ne mutlu bizlere…
Geldiğimiz yoldan Cudi Sıradağları’nı seyrederek, sınır boylarından geçerek, eskortlarımız eşliğinde yolculuk devam etti . Mardin yakınlarında bir karakolda mola verdik. Şırnak’taki ve Mardin çevresindeki karakollarda daha çok polis, daha çok araç görev yapıyor. Buralarda yaşayan insanlardan çok, onlara hizmet veren görevlilerin çokluğu bariz şekilde görülüyordu.
Askeriyenin olduğu yerlerde dağlara, görülebilecek uygun yerlere; “ÖNCE VATAN –HERŞEY VATAN İÇİN” gibi yazılar yazılır. Cudi Dağı’nda gördüğüm yazı şöyleydi ve ben bundan çok etkilendim.

“BİR VATAN İÇİN
HERŞEY VATAN İÇİN
BİR BAYRAK İÇİN”

Bu sözler bu topraklarda verilen mücadeleyi çok açık ve özet biçimde vurguluyordu. Kim nerde devlet kurmak istiyorsa buyursun kursun. Türkiye bir bütündür. Bölünemez. Türkiye Cumhuriyeti bir devlet’tir. Devlet içinde devlet kurmayı akıllarından geçirme cesareti gösterenlere şaşmamak mümkün değil. Şehir merkezlerinde terörün sona erdiği gibi, dağlarda da biteceği an meselesidir. Buna yürekten inanıyorum.
Diyarbakır’a geldiğimizde yine sıcak samimi bir karşılama bizi bekliyordu. Ama vakit öyle azalmıştı ki acele ile öğle yemeğimizi yedik ve Diyarbakır Askeri havaalanı’na getirildik. Komutan tarafından uğurlandık. Bizi götürecek uçağın görevine yetişmesi için acele etmemiz gerekiyordu. Uçuş kaptanımız değişmişti ama uçağımız aynıydı.
İzmit Cengiz Topel Havaalanı’nda karşılandık. Bizi bekleyen otobüslerle Uğur Mumcu parkına geldik. 15. Kolordu Komutanımız Korg. Hurşit Tolon tarafından karşılandık. Görevimiz bitmişti. Hepimiz acıları ve sevinçleri paylaşmanın huzuru içindeydik.
Teşekkürler Sayın Komutanımız Korg. Hurşit Tolon, teşekkürler Sayın Başkanımız Hüseyin Çağlayan.
Bugün ve her zaman güneşin altın tozları sizleri bulutsuz gökyüzü ile kucaklasın.
Sevgiyle kalın.

 

YOLDAN NOTLAR

malezya

dubai

filipinler

nepal

singapur

Medyalens.com

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.