Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.
Bir California günü daha başlamıştı. Mavi gökyüzü ve enerjisini eksik etmeyen güneş. Bir de garip bir gürültü.

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...
| Ciğerlerimiz Yanımış |
|
|
|
| Levent Vardar | |
|
Ağustos ayındaki yangınlardan sonra bu yollardan gündüz vakti hiç geçmemiştim. Ama dün..
Biliyorsunuzdur, Kuşadası ve çevresinde Ağustos ayında meydana gelen orman yangınları epey ses getirmişti. Özellikle de Meyem Ana Evi'ne olan yakınlığı nedeniyle. Bir Kuşadaslı olarak o günü yaşamıştım. Bir Pazar günü öğleden sonra başlayan yangınlar iki gün boyunca sürmüştü. İki gece boyunca Kuşadası'nın gökyüzünde bir kızıllık hakimdi. Yangını olmasa bile kızıllıkları görebiliyorduk evlerimizin bahçelerinden, balkonlarından ve büyük bir tedirginlik duyuyorduk. Ve hatta o günlerde her an değişik yerlerden başka yangınlarında başladığını açık gözle görebiliyorduk. O günden beridir hiç gündüz vakti geçmemiştim oralardan. Dün öğle arasında bir arkadaşım ile birlikte bir saatliğine, kısa bir motosiklet sürüşü yapmak için Kuşadası, Kirazlı Köyü, Gökçealan Köyü, Selçuk, Çamlık ve Kuşadası dolaştık.. Gördüklerime gerçekten inanamdım. Selçuk-Aydın çıkışınızda kafanızı sağa kaldırınca karşınızda göreceğiniz Meryem Ana'ya yüzyıllardır ev sahipliği yapmış olan yemyeşil Bülbül Dağı artık çırılçıplak kalmış. Eskiden buraya çıkan arabaları göremezdiniz, ama şimdi eskiden yemyeşil ormanların arasından kıvrılarak giden yol karşınızda. Ardından Çamlık (Atatürk) yoluna girdik. Burası daha da beter, çünkü çok yakından tanıdığım yerler. Yeniköy'ün üzerlerinden Andız Köy Sofrasına kadar olan yerler kapkara bir görüntü içerisinde. Eskiden yemyeşil çam ağaçlarının ve doğa kokusunun hakim olduğu bu yol üzerinden şimdi, aradan bir aydan fazla zaman geçmesine rağmen kesif bir is kokusu hakim. Bunların hepsi yanıbaşımda oldu ama felaketin büyüklüğünü daha yeni farkedebildim. Meğer CİĞERLERİMİZ YANMIŞ oralarda. Bugün de gidip fotğrafladım yangında kül olmuş ormanlarımızı. Biliyorum bu yazıyı okuyacak olanlar doğaya ve bu tür olaylara zaten duyarlı. Ama eğer bu fotoğrafları başkalarına, yakınımızdakilere de gösterirsek, ormanlarımıza, yeşilimize ve ciğerlerimize olan duyarlılığı arttırabiliriz. Nitekim, kendi internet gruplarımıza gönderdiğim benzer bir yazının ardından İzmir'de bulunan motosiklet grubumuz ile 8 Ekim tarihinde bir gezi düzenleyerek, bu yanan yerlere ilk fidanları biz dikmek istiyoruz. Kuşadası Belediyesi'nin başlattığı her yanan ağaç için 10 fidan kampanyasına destek olarak bizler 8 Ekim'de İzmir'den gelecek en az 75 motorcu arkadaşımla birlikte orada olacağız. Yana yerlerin fotoğraflarını görmek isterseniz lütfen, http://www.yolaselam.com/yanan_yerler/index.htm linkini tıklayınız. Elbetteki bunlar sadece benim yakın çevremde olanlar. Ama biliyorum ki başka yerlerde de, başkalarınında bu yaz ciğerleri yandı. |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.