• Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
ÜYE ALANI

uzaklar.com

05/12
2008
ANA SAYFA arrow YAZARLAR arrow Remzi GÖKDAĞ arrow Ölüm Vadisi'nde iki gün
Ölüm Vadisi'nde iki gün E-posta
Remzi GÖKDAĞ   
Çarşamba, 28 Temmuz 2004

Çöl ortasında bir saray

Scotty, kazma kürek sallamadan zengin olmuştur. Scotty'nin hikayesi kısa sürede vahşi batıda dilden dile dolaşır. Death Valley'in bu parlak kişiliğini bölgede yaşayan herkes duymuştur.

Scotty adını ve hikayelerini duyanlardan biri de Chicago'lu zengin Albert Johnson'dır. Scotty'nin varolmayan madenlerininden bir kısmını Johnson satın alır. İki kişinin bu noktada kesişen yolları hayatlarının sonuna dek sürecek bir dostluğun da başlangıcı olur.

Birbirinden tamamen farklı iki yapıdaki Johnson ve Scotty birlikte iş yapmaya başlarlar. Johson'da para, Scotty'de de  çene ve zeka vardır. Johnson satın aldığı topraklarındaki altın arama çalışmalarının başına Scotty'yi getirir. Aradan aylar geçer ve madenlerden hiçbir şey çıkmaz. Chicago'dan Death Valley'e gelen Johnson, neler olup bittiğini yerinde araştırmak ister. Ancak Scotty'nin sözlerine yine aldanır. Scotty, Johnson'u Death Valley'de bir malikane yapması için ikna eder. Önceleri garip gelen bu öneriyi Johnson kabul eder. Harcayamayacağı kadar çok servetinin bir bölümünü Death Valley'de bir konut inşa etmek için ayırır. Bu arada Johnson, Scotty'ye ısınmaya başlamıştır. Bu malikanenin yapımı için gereken parayı verir, Scotty'yi de inşaat çalışmalarının başına geçirir. 1929 yılında başlayacak olan ve o günün değeriyle 2 milyon dolara malolan bu saray yavrusunun inşaasına başlanır. İşleri nedeniyle Johnson sadece kış aylarında birkaç haftalığına çalışmaları görmek için Death Valley'e gelir. Dolayısıyla Death Valley halkı Johnson'u pek tanımaz. Zaten bu Scotty'nin de işine gelir. Herkese inşaa edilen malikanenin kendisine ait olduğunu anlatmıştır bile. İnsanlar da ona inanır. Servetin kaynağının da sahip olduğu altın madenleri olduğuna inandırır herkesi. Aslında Johnson bütün bunları bilir ancak sesini çıkartmaz. Scotty'nin yarattığı bu hikayenin bir kahramanı olmak hoşuna gitmiştir. Zaten böylesine gösterişli bir binanın kendisine ait olduğunun duyulmasını da pek istemez Johnson. Yani iki taraf ta memnundur durumdan.

Johnson'lar 1940'larda ölür. Bütün servetlerini hayır kurumlarına bağışlamayı vasiyet etmişlerdir. Death Valley'deki malikanenin yönetimi dini bir kuruma geçer. Johnson'lar vasiyetinde Scotty ile ilgili bir madde koymayı ihmal etmezler. Buna göre Scotty malikanede dilediği gibi yaşama hakkına sahiptir. Ömrünün sonuna kadar tüm ihtiyaçları da Johnson'ların servetinden karşılanacaktır.

Scotty hayatının sonuna kadar bu malikanede yaşar. Herkese binayı nasıl inşa ettiğini, sahip olduğu altın madenlerini ve servetini anlatmaya devam eder. 1954 yılında öldüğünde efsanesi Death Valley'in sınırlarını aşıp tüm Amerikaya yayılmıştır. Malikaneye bakan bir yamaca gömülür. Death Valley'in Scotty'si ölümünden sonra da yarattığı efsaneden ayrılamayacağını bilmektedir.

Bugün Scotty'nin adını taşıyan bu binayı gezenler bu efsaneye de tanıklık ediyor. Müze haline getirilen ve her yıl binlerce kişi tarafından ziyaret edilen Scotty'nin Malikanesi Death Valley'e yolu düşenlerin kesinlikle görmesi gereken bir yer.

Çölde benzin biterse!

Hava kararmaya yakın Scotty'nin malikanesinden ayrılıp geceyi geçireceğimiz Beatty'ye doğru yola çıktık. Death Valley'deki en heyecanlı maceramız da işte bu noktada başlamıştı. Benzinimiz azalmıştı ve en yakın benzin istasyonu yaklaşık 130 kilometre uzaklıktaki Beatty kasabasındaydı. Yedek benzinimiz ve depodakiyle Beatty'ye ulaşmamız mümkündü. Gerekli hesap ve planları yapıp yola koyulduk. Hava kararmıştı ve Death Valley'e çöken karanlık ürperticiydi. Yolda bizden başka araç yoktu. Bu şartlarda yolda kalmanın ne anlama gelebileceğini düşünmek bile istemiyordum. Yaklaşık 50 km. sonra depomuzdaki benzin tükenmeye başladı. Göstergede yanıp sönen işaret artık kesintisiz yanıyordu ve bidondaki 5 galon benzini depoya koyma zamanı gelmişti. Jeepi yolun kenarına çekip yedek benzini depoya boşaltmaya başladık. Ancak bidonun ağzı deponun ağzına uymuyordu. Bu hesapta yoktu. Boşaltmaya çalıştığımız benzinin yarısı depoya girmedi. Yanımızdaki plastik su şişesinin dibini kesip huni olarak kullanmaya karar verdik. Ancak plastik şişenin ağzı da deponun ağzından büyüktü. Bıçakla gerekli düzenlemeleri yapaken yanımızda duran üç araç farkettik. Çölde yol kenarında duran bir araca yaklaşan başka araçlar... Senaryolar yaratmaya başlamıştık bile. Bunların en karamsarları nedense böyle anlarda akla ilk gelenlerden olur. İzlediğimiz filmlerin (U Turn gibi) ve duyduğumuz hikayelerin etkisiyle olsa gerek...

Elimdeki benzin bidonunu yere koyup doğruldum ve araçlardan inecek birini beklemeye başladım. Üç aracın da kapıları kapalıydı... Karanlık nedeniyle içindeki kişiler belli olmuyordu. Sonunda ortadaki aracın camının aralandığını farkettim. Orta yaşlı bir kadın yardıma ihtiyacımız olup olmadığını soruyordu. Kadına dikkatlice baktığımda az önce Scotty'nin malikanesinde aynı tur grubunda olduğumuzu farkettim. Benzinimizin bittiğini ancak yedek benzinimizin bulunduğunu söyleyip teşekkür ettim. Araçlar uzaklaştıktan sonra depoya benzini doldurma işlemine devam ettim ancak benzinin yarısını depoya boşaltabildim. Diğer yarısı yere dökülmüştü. Depodaki benzin bizi Beatty'ye kadar götürmeye yetecekti. Tahminimizde yanılmadık ve Beatty'ye ulaştık.