Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow YAZARLAR arrow Remzi GÖKDAĞ arrow Ölüm Vadisi'nde iki gün
Ölüm Vadisi'nde iki gün PDF Yazdır E-posta
Remzi GÖKDAĞ   
1800'lü yıllar Vahşi Batı'ya başlayan göçün en yoğun olduğu bir dönemdir. Batıda varolduğuna inanılan altının peşinde uzun ve maceralı yolculuklar başlamıştır.

Altın uğruna evlerini, yaşadıkları topraklarını terkedip batıya yönelen bazı insanların yolu bir vadide kesişir. Yıl 1849'dur ve bu vadinin adı sonraları Ölüm Vadisi (Death Valley) olarak anılacaktır.

O yıl, yolu bu ıssız çöle düşenlerin büyük bir bölümü, vadinin insan yaşamına elverişli olmayan vahşi şartları nedeniyle şanslarını başka topraklarda aramaya karar verip bu ‘uğursuz' bölgeyi terkederler. Ancak kendilerine "49'lular" denen bir grup, altın aramak için ısrar eder ve vadiye girer. Çıkışları biraz zor olur...

Grubun yarısına yakını son nefeslerini vadide verir. Hayatta kalanların bölgeyi terketmesi zannettikleri kadar kolay olmaz. Yollarını kaybederler. Erzakları tükenmiştir. Vadiden çıkmayı başardıklarında gruptakilerden biri arkasını döner. Geride kalan vadiye bakar ve ‘Hoşçakal Ölüm Vadisi' der.

O günden sonra bu söz yolu vadiye düşenlerin en çok kullanmak istedikleri söz olur. Bu üç kelime Ölüm Vadisi'nden çıkışı simgeler. Geride kalan cehennemi bir daha görmemek üzere veda edişin simgesi olur. Sıkıntılı bir dönemin ardından yakalanan ferahı, mutluluğu ifade eder. Yolu bu vadiye düşenlerin söylemek için can attıkları bir sözdür ‘Hoşçakal Ölüm Vadisi'.
 
Uçsuz bucaksız çöl

Vahşi Batıyı keşfetmek için başladığımız yolculukların önemli bir durağıydı Ölüm Vadisi. 2004 yılının 14 Şubat gününe denk gelen gezimize haftalar öncesinden hazırlanmıştık. Bölgenin ölümcül doğa şartlarını biliyorduk. Okuduklarımızdan çok farklı bir ortamla karşılaşacağımızı bu vadiye vardığımızda anladık.

Los Angeles'tan başlayan yolculuğumuzun büyük bölümü Mojave Çölü'nde geçti. San Bernardino, Victorville ve sonrasında başlayan o uçsuz bucaksız çöl. 395 numaralı karayolu bizi önce Ridgecrest kasabasına sonra da Death Valley'in sınırına kadar götürdü. Bugüne kadar yaptığım yolculuklar içinde gördüğüm en ıssız karayoluydu bu.

Önümüzde uzanan dümdüz bir yolda ortalama 120 km. hızla saatlerce gitmemize rağmen manzarada en küçük bir değişiklik olmamıştı. Göz alabildiğine uzayıp giden uçcuz bucaksız bir ÇÖL.

Bu el değmemiş topraklardaki gezimize başlamadan önce çok dikkatli olmamız konusunda tecrübeli kişilerce uyarılmıştık. Vadiye girenlerin hayalini bile kurmaya cesaret edemedikleri şeyin yolda kalmak olduğunu biliyorduk. Ölüm Vadisi'ne turist olarak girip cansız olarak çıkan Gerhard'ın hikayesini aklımızın bir köşesine yerleştirmiştik. Yanımızda yedek benzinimizi, bol miktarda suyumuzu ve jeepte meydana gelebilecek arızalara karşı gerekli yedek araçlarımızı tekrar tekrar kontrol edip yola çıkmıştık.

Hayalet Kasaba: Ballarat

Panamint Vadisi'nden uzanan yol bizi önce Ballarat adındaki hayalet kasabaya götürdü. Terkedilmiş bir kasabaydı burası. Kasabanın binalarından geriye kalan kalıntılar arasında yaptığımız yürüyüşte kasabayla ilgili ipuçlarına da ulaştık. 1897 yılında Panamint Vadisinin bir köşesinde kurulan kasaba, 1898'den 1903 yılına kadar altın arayıcılarının akınına uğramış. Bu süre içinde yaklaşık 400 kişi yaşamıştı burada. Altın cevherine rastlanmasına karşın, yaşama şartlarının zorluğu nedeniyle gözde bir kasaba olamamıştı Ballarat. Bu hayalet kasabadaki molamız yaklaşık 1 saat sürdü.
 
Ballarat'tan ayrıldıktan yaklaşık yarım saat sonra Death Valley'in sınırları içindeydik. Wildrose kanyonunda dar ve toprak yolda 1 saatlik yolculuğun ardından Emigrant yoluna girdik. Bu yol bizi 190 numaralı karayoluna bağladı. Stovepipe köyüne ulaştığımızda saat 14:30 olmuştu. Amacımız hava kararmadan Scotty'nin Malikanesi'ne ulaşmaktı. Bu uzun yolu aşmadan önce Beatty'ye uğrayıp eşyalarımızın bir bölümünü otele bıraktık. Dönüşte Rhyolite kasabasına uğramak için biraz zamanımız kalmıştı. Beatty'nin yaklaşık 10 mil güneyinde yer alan bu hayalet kasaba Death Valley'e yolu düşenlerin mutlaka görmesi gereken bir yer. Aslında görünecek fazla birşey yok. Yaklaşık yüz yıl önce terkedilen bu kasabada hissedilecek şeyler var. Toprak yolda yürüyüp bir zamanlar bu kasabanın hareketli günlerini hayal etmek sizi farklı bir ortama götürebilir. Rhyolite'te gezerken buranın bir zamanlar Death Valley'in en büyük kasabası ünvanına sahip olduğunu öğrendik. 1905-11 yılları arasında yaklaşık 10 bin kişi bu kasabada yaşamış. 2 kilisesi, 50 barı, 18 mağazası, 19 oteli, 8 doktoru ve 2 dişçisi bulunuyormuş. Vahşi doğanın ortasında bu ıssız bölge için hiç de az sayılamayacak rakamlar bunlar. Terkedilmek bu kasabanın kaderi olmuş. Madendeki cevher tükenince insanlar şanslarını başka yerlerde aramak için yollara koyulmuş.

Scotty adında biri

Rhyolite'te yaklaşık bir saat geçirdikten sonra Scotty'nin malikanesine doğru yola çıktık. Planlarımıza göre Titus Kanyonu'nu aşıp 190 numaralı yola tekrar bağlanacaktık. Bu kestirme yol asfalt değildi ve 4X4'ler dışındaki araçların bu yola girmemesi tavsiye ediliyordu. Altımızdaki jeepin nimetlerinden yararlanıp bu zorlu yola girdik. Ancak birazdan planlarımızı değiştirmek zorunda kalacaktık. Yol ulaşıma kapalıydı. Bizden önce yola girip yarım saat sonra geri dönmek zorunda kalan bir çiftin uyarılarıyla yola girmekten vazgeçtik. Bu yolu kullanmadan da Scotty'nin malikanesine gidebilirdik ve öyle de yaptık.

Scotty'nin Malikanesi, Death Valley'de karşılaşılabilecek en ilginç sürprizlerden biriydi. Çöl ortasında bir saray yavrusu... Hayal gücünü zorlayan bir yapı... Bu ıssız topraklarda kim, neden böylesine gösterişli bir yapıyı inşa eder? Bu sorunun yanıtını malikanenin içine girdiğimizde öğrenecektik.

Bu ilginç binayı anlatmadan önce Scotty adının nereden geldiğini bilmekte fayda var:

Death Valley'in efsane kişiliği Scotty 1872 yılında Kentucky'de doğar. Kardeşiyle birlikte genç yaşta evden ayrılıp Nevada'ya yerleşir. Death Valley'i keşfettiğinde yaşamının geri kalan bölümünü burada geçirmeye karar verir. İnsanlarla kolay ilişki kurabilen, anlattıklarıyla etrafındaki dinleyici kitlesini etkileyen, komik, kurnaz, neşeli bir yapıya sahiptir. Bu özellikleri kendisine çok sayıda arkadaş kazandırır. Showmen olarak çalışmaya başladığı tiyatro ile yaklaşık 12 yıl dünyayı gezer. Death Valley'e yerleştiğinde sahip olduğu serveti; zekası, dili ve ikna etme yeteneğidir. Diğerleri gibi altın madenlerinde çalışmaz. Bu madenlerin sahibi olmaya karar verir. Kendi ürettiği sahte tapularla Death Valley'de hayali altın madenlerine sahip olur. Herkese çok zengin olduğunu ve bunu başkalarıyla paylaşmak istediğini anlatır. (Olmayan) Altın madenlerinin bir kısmını satacağını duyurur. Altın peşinde koşan ve Scotty'nin anlattıklarına inananlar bu tapulardan alır.



 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.