YAZARLAR
Remzi GÖKDAĞ
New York Sokaklarında | New York Sokaklarında |
|
|
|
| Remzi GÖKDAĞ | |
|
Sayfa: 1 / 5 Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla yaşayanlara haksızlık etmemek için ağzınızdan çıkanları tartmak gerekir...
Geçenlerde dört gün süresince bir kenti yaşadım. Şimdi okuyacaklarınız bu yaşadıklarımın kelimelere yansımaları. Dört güne sığdırılan bir keşiften geriye kalanlar. Yazının baş kahramanı ünlü bir isim. New York...
Dört güne sığdırılan ve doya doya yaşanan bir New York tatilinden geriye hoş anılar ve yaklaşık 1000 adet fotoğraf kaldı. 'New York gezin nasıldı?' diye soranlara ilk verdiğim cevap 'Hayatımda en çok fotoğraf çektiğim dört gündü' oluyor. Otel dışında geçirdiğim her saat 25 fotoğraf çektiğimi daha sonra hesapladığımda New York'un bendeki etkisini de daha iyi anlıyordum. Şimdi geriye dönüp baktığımda New York'un beni en çok etkileyen tarafının ne olduğunu düşünüyorum. New York için dünyanın başkenti denir. Nedeni de malum göç dalgasından kıyıya vuran farklı kültürler. New York'a gelen turistleri şaşırtan bu farklı kültür yapısı neredeyse kentin mimarisi ya da dokusu kadar ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilir. Dünyanın farklı ülkelerinden gelenler için New York'un bir sokağında kendi kültürüne rastlamak şaşırtıcı olmaz. Bu farklı dokusu değildi beni etkileyen. Yaşadığım Los Angeles kentinin de New York'tan hiç aşağı kalmayan bir karma kültüre sahip olduğunu belirtmekte fayda var.
Bu enerjiye ayak uydurmak kolay değil. Keyifli ve rahat mekanlara alışık insanların başını döndürmekle kalmayan bu enerji, New York'tan nefretin de bir kaynağı oluyor. Kentin kurallarının temelini oluşturan bu başdöndürücü enerjide New York'un genlerini de görmek mümkün. Bu kentte insanlar hızlı hızlı yaşıyor, paranın hükmü her adımda yüzünüze çarpıyor, tempoya ayak uyduramayanlar kentin kaldırımlarındaki gölgeler sınıfına kayarak mutsuz New Yorklular olarak yaşamaya ya da başka bir kente yerleşmeye itiliyor. Gerçek New York'luların bu kenti neden çok sevdiklerini anlamak aslında zor değil. New York sokaklarında yetişen ve kendini bu azgın tempoya göre ayarlayan biri için dünyada bu kentten başka yaşanabilecek bir mekan yok gibi. Onlar bu kentin insan selini andıran sokalarında akıp giderken mutlular, onlar kapitalizmin acımasız kurallarında verilen savaşın çoğu zaman kazanan tarafındalar, onlara göre varsa New York yoksa New York. Başkalarını New York'a layık görmeyen, 'New Yorklu olmak için New Yorklu doğmak' kuralının geçerli olduğuna inanan ve kendilerine gerçek New Yorklu diyen bu grup, kentlerine de anlatılmaz bir duyguyla bağlılar. Onları cumartesi günleri Central Park'ta, onları hafta içi 5. caddede, onları Upper East Side'ın kaldırımlarında görebilirsiniz. Hızlı yürüyen, etraflarında olup bitenle ilgilenmeyen tiplerdir. Kimi şık giyimlidir, kimi basit giyinir. Güneşin ilk ışıklarıyla uyanıp gökdelenlerin arasındaki kaldırımlarda koşarak sabah sporlarını yaparlar. Central Park'ta köpekleriyle yürürler. Metroda Wall Street Journal'ın sayfalarını karıştırırlar. Onların hepsi varlıklı, gösterişli değildir. Otobüs duraklarında gitar çalıp para toplayanlara da rastlanır, köşedeki sosisçiden karnını doyuranlara da... Onlar New Yorkun sakinleridir.
New York'u sevenler ve New York'tan nefret edenler bir nefeste yaşarlar New York'ta. Bir de bizim gibi New York'u gezenler vardır. Sayılı günlerini ellerindeki haritalardan seçtikleri mekanları görmekle geçiren turistler. Onları kalabalıkta diğerlerinden farketmek zor değildir. Metrodaki kent sakinleri bu turistleri bakışlarından anlarlar. Fotoğraf makinaları ve şehir rehberleri onları ele verir. Bu turistleri yürürken de ayırt etmek kolaydır. Gerçek New York'lular gibi koşar adımlarla değil yavaş yürürler. Yürürken bakışları havaya yöneliktir genellikle. Gökdelenlerin zirvelerine hayran bakışlar atarlar. Ellerindeki kameralarla birbirlerini görüntüleyip dururlar. Amerika'ya göç edenlerin ilk durağı Ellis Adası'nı ziyaret eder, Empire States'ten kenti seyreder, Özgürlük Anıtı'nın gölgesinden Manhattan'ı izlerler. Brooklyn Köprüsü'nde yürüyüp, Central Park'ta güneşlenenlere de rastlanır. Turistleri, yerlileri, sevenleri ve nefret edenleriyle New York gerçekten de farklı bir sınıftadır. New York sokaklarında dört gün dolaşan bir turistin şahsi fikirlerinden oluşan bu New York genellemesine eminim eklenecek çok şey var. Ancak detaylara girdikçe bu büyüleyici kentin sokakalarında kaybolur gibi hissediyorum kendimi ve hemen bu geziden aklımda kalanları yazmaya başlıyorum... |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.