YOLDAN NOTLAR
Rüya şehir: Paris | Rüya şehir: Paris |
|
| BAHAR GİDERSOY - BAĞAN GİDERSOY | |
| Cuma, 11 Ağustos 2006 | |
|
Sayfa: 1 / 2 Paris insanın içini titreten saraylar, aşıklar, sanatkârlar şehri. Tolstoy gezilerinin birinde Paris’ten Rusya’daki bir arkadaşına şöyle yazmış:
Hiç şüphesiz hepimizin kafasında Paris denince bir kaç resim belirir. Eiffel kulesi, Champs Elysées, Louvre gibi. Oysa ki Paris’e 3-4 günlük turların programları dışında gidip ona biraz vakit ayırdığınızda görürsünüz ki mağaza vitrinleri, birkaç bildik yapısı dışında başka bir Paris vardır. Gazetelerini, kitaplarını okuyan, gözlerinde entelektüel çoşkunun sönmeyecek ışığı bulunan insanlarıyla, kafeleriyle, saraylarıyla, sanatçılarıyla, uzun ve geniş caddeleriyle görülecek bir başka Paris vardır. Öyle bir şehirdir ki Paris, içine düştüğünüz anda sizi sarıp sarmalar, meraklandırır. Ancak onu tanımak, anlamak telaşsız uzun yürüyüşleri gerektirir. Aslında Paris insanı sadece sokaklarında da değil kafanızın içinde de yürütür. Galya halkından parisiilerden oluşan Paris’in ilk ortaya çıktığı bölge olan adalar bölgesinde Conciergerie ve Adalet sarayının bulunduğu noktadan Saint Michel’e, Panthéon’a doğru yürüdüğünüzde aslında kafanızın içinde de yürürsünüz. Soufflot kim, Panthéon’da ne var yada Luxembourg parkındaki heykeller kime ait gibi. Sorular bitmez, yürünecek yollarda. Paris ile ilk karşılaşma için en güzel nokta belki de kurulduğu bölge olan adalar bölgesidir. Bilindiği gibi Seine nehrinin ortasında iki ada bulunmaktadır. Cité ve Saint Louis adası. Cité’de bulunan ve aynı zamanda eski sarayda olan Conciergerie farklı mimarisi ve yüksek kuleleri ile sizi hemen kendisine çekecektir. Paris’in diğer yapılarından gotik mimari tarzıyla ayrılan Conciergerie Fransa krallarının ilk saraylarındandır. Ancak 15 yy da hapisaneye çevrilmiş ve Fransız devrimi sonrasında Danton, Saint Just ve Marie-Antoinette buradan giyotine götürülmüşlerdir. Bu eski sarayın yanında büyük merdivenleri, altın yaldızlı heykelleri ile Adalet sarayı oldukça etkileyicidir. Özellikle apartman dairesinden bozularak yapılan adliye binalarımıza baktığınızda bu görkemli yapı insanı oldukça düşündürür ve böylece kafanızın içinde yürümeye başlarsınız.
Kitaptan kurulu bu dünyadan çıkıp Saint Michel bulvarına çıktığınızda görmeniz gereken Cluny ortaçağ müzesi size Paris’teki ilginç Roma izlerini gösterecektir. Saint Michel bulvarını biraz daha yukarı doğru yürüdüğünüzde ise Seine nehrinin sol tarafında kalan ve sol kıyının sembolü okullar bölgesine ve Panthéon’a ulaşırsınız. 13. yy da Paris üç bölgeden oluşmaktaydı. Birincisi idari bölge olan ada, sol kıyı üniversite ve sağ kıyı şehir. Robert de Sorbon tarafından kurulan Paris’te birkaç gün daha uzun yürüyüşler yaptığınızda görürsünüz ki bu isimler sadece Panthéon’da yatmazlar. Paris’in her köşesinde yaşarlar, yaşatılırlar. Sokak isimleriyle, heykelleriyle, kitaplarıyla….Aslında bu durum Fransızların tarihiyle süreklilikleri olan bir toplum olduklarına da işaret eder. Eskiyi bugünlerine taşırlar, eskiyi biriktirirler, muhafaza ederler ve yaşatırlar. Onun için Zola, Balzac yada Soufflot hiçbir zaman ölmezler. Panthéon’dan bu düşüncelerle çıktığınızda dinlenmek için uğrayabileceğiniz en uygun yer Luxembourg parkıdır. Pazar günleri çeşitli grupların konserlerini dinleyebileceğiniz, içinde senatonun da bulunduğu bu park Paris’te bulunduğunuz günler boyunca bekli de kaç defa geldiğinizi hatırlamayacak kadar çok uğradığınız, düşüncelerinizi dinlendireceğiniz bir yer olmalıdır sizin için. Bu ana Paris bölgesinden sonra ikinci olarak gezebileceğiniz kısım Paris’in sağ kıyısı Châtelet ve çevresi olabilir. Châtelet meydanındaki sütun hemen dikkatinizi çekecektir. Sütun 1808 yılında Napolyon’un zaferleri adına dikilmiş, palmiye yapraklı dekorasyonundan dolayı Palmiye çeşmesi adını almıştır. Meydanda karşılıklı duran iki büyük yapı Châtelet tiyatrosudur. Önemli bale, opera, klasik müzik konserleri burada yapılmaktadır.Châtelet meydanından merdivenlerle Seine nehrine doğru indiğinizde ise bambaşka bir dünyaya girebilirsiniz. Şezlongları, kumsalı ile Paris Plajı. Plaj dünyanın hiçbir plajında göremeyeceğiniz eski saray Cociergerie, Eiffel kulesi gibi manzaralarıyla oldukça etkileyici ve rahatlatıcıdır. Özellikle gece Paris’i buradan izlemek tıpkı masal içinde olmak gibi bir şey. Châtelet meydanına tekrar çıkıp Rivoli yoluna girdiğinizde adeta bir sarayı andıran Paris belediyesiyle karşılaşırsınız.Burası kışın önünde buz pateni pistinin kurulduğu yazında çeşitli aktivitelerin yapıldığı canlı bir bölgedir. Bu bölgede gezilmesi gereken yerler içinde değerli resimler ve büyük bir kütüphaneyi barındıran modern yapısıyla Pompidou merkezi, Paris’in tarihine 16. yy dan 20. yy a kadar resim, yazı, eşyalar, mektuplar gibi belgelerle tanıklık eden Carnavalet müzesi ki bu müzede özellikle Fransız devrimi bölümü, Bastille’in yıkılması, 1789 insan ve yurttaş hakları beyannamesi ile görülmeye değer. Edebiyatseverler için 17.yy Madame Sévigné bölümü ve Marcel Proust’un odası ilginç olacaktır. Yine bu bölgede başka bir müze, Rönesans sitilinde yapılmış bir binada yer alan ve gelmiş geçmiş en ilginç ressamlarından biri olan Picasso’nun resimlerinin bulunduğu Picasso müzesi. Müze oldukça geniş bir Picasso arşivine sahiptir. Avrupa’daki bir çok Picasso müzesinden çok daha zengin ve etkileyicidir. Yine bu bölgede bulunan Place des Vosges bir çeşit Madrid’deki Plaza Mayor gibidir. Dört tarafı evlerle çevrili ve ortasında geniş bir meydan . Sanatçıların, galerilerin bulunduğu bu bölge de ilgi çeken bir nokta ise Victor Hugo’nun küçük ve mütevazi evi olacaktır. Bu meydandan Saint Antoine yoluna çıktığınızda zaten Rivoli yolundan itibaren farkettiğiniz bir sütün üzerinde yükselen altın yaldızlı heykeli görürsünüz. Bastille meydanı ve elindeki meşalesini güneşe doğru tutan figürün bulunduğu sütun. Carnavalet müzesinide gezdikten sonra meydandaki kafelerden birine oturup sütunu izlemek ve 207 yıl önce yaşananları 14 temmuz 1789’u hatırlamak emin olun ki size değişik duygular yaşatacaktır. |