YOLDAN NOTLAR
Kahire Notları | Kahire Notları |
|
|
|
| Cengiz Özder | |
|
Sayfa: 1 / 2 Gece yarısına doğru uçağımız iniş yaptıktan sonra; servis aracına yürürken, Kahire’nin kuru, sıcak havasını derin derin içimize çektik.. Uzun bir günün yorgunluğundan ötürü bir an önce kendimizi otele atıp, dinlenmek arzusundaydık; ama ne yazık ki, pasaport polisinin işgüzarlığına takıldık.
Aynı uçakla gelmiş olan, sakallarından din eğitimi almaya geldiklerini tahmin ettiğim diğer vatandaşlarımız ise; sadece buruşuk birer belge göstererek, hiç beklemeksizin geçip gittiler. Sonra, çok sonra; evraklarımızın, kordonlu üniforma giymiş birisine teslim edildiğini gördüm. O da pasaportlarımızı getirip lütfeder bir tarzda bize teslim etti; ne onurdu! Terslikler tek başına gelmez..! Sonraki günlerde de hayli sürücü ile tanış olduk! Ama asıl insan sarrafları, Ali el Hariri çarşısının esnafları idi. Türk kimliğiniz ise, Mısırda iken ister istemez üzerinde düşünmeniz gerekecek bir olgu olarak ortaya çıkıyordu. Ama buralarda, Türk oluşunuz önem taşıyor; olumlu veya olumsuz, sonuçları ile yüzleşiyordunuz...! Nasır rejiminin milliyetçi politikası, Türklerin eski sömürgecileri oldukları bir propaganda yürütmüştü. Gerek bu resmi tarih taraflılığı, gerekse geçmişte Osmanlı yönetiminde bulunmuş Arap ülkelerinde rastlanabilen bir Türk kompleksinin doğal bir yansıması sonucu; özellikle yönetim kademelerinde bizlere karşı önyargılı idiler. İş toplantılarında, hiç neden veremediğiniz uzak mesafeli duruşlar görüyordunuz. Hatta katıldığımız konferansın siyasi değil de, teknik-bilimsel bir toplantı oluşuna aldırmadan; bir yemek esnasında, Suriye’den gelen katılımcıların masalarındaki Amerikalılara yersiz bir Türkiye aleyhtarı propaganda yapmaya çalıştıklarını, bu durumdan sıkılmış olan Amerikalıların ağzından duymuştuk. |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.