• Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
ÜYE ALANI

uzaklar.com

06/01
2009
ANA SAYFA
Kahire Notları E-posta
Cengiz Özder   
Çarşamba, 28 Haziran 2006
Gece yarısına doğru uçağımız  iniş yaptıktan sonra; servis aracına yürürken, Kahire’nin kuru, sıcak havasını derin derin içimize çektik.. Uzun bir günün yorgunluğundan ötürü bir an önce kendimizi otele atıp, dinlenmek arzusundaydık; ama ne yazık ki, pasaport  polisinin işgüzarlığına takıldık.  

                                            
İngilizce bilmeyen görevli, pasaportlarımızı aldıktan sonra bizi ayırarak, beklememizi işaret etti.
Bize göre hiçbir pürüzümüz yoktu! Vize geçerlilik tarihlerimiz açıktı. Hele yol arkadaşımın obsesiyonu olduğundan, yol boyu pasaportunun sayfalarını inceleyip durmuştu. Bilirdim, en ufak bir nokta virgül hatasını bile gözden kaçırmazdı.!

Aynı uçakla gelmiş olan, sakallarından din eğitimi almaya geldiklerini tahmin ettiğim diğer vatandaşlarımız ise; sadece buruşuk birer belge göstererek, hiç beklemeksizin geçip gittiler.
Sonunda, bir ben ve endişeli arkadaşım kaldık. Bir odacının pasaportlarımızı oda oda dolaştırmasını izledim.

Sonra, çok sonra; evraklarımızın, kordonlu üniforma giymiş birisine teslim edildiğini gördüm. O da pasaportlarımızı getirip lütfeder bir tarzda bize teslim etti; ne onurdu!
Baktım, İstanbul‘da ki konsolosluklarının verdiği vize süresinden, bir kaç gün daha kısaltma yapmışlar. Bizi göçmen işçi mi sanmışlardı acaba?

Terslikler tek başına gelmez..!
Valizlerimizi aldıktan sonra, güya korsan bir taksiciye rastlamayalım diye, yetkili taksi acentası olduğunu düşündüğümüz bir kontuardan, taksi kuponu aldık.
Bir adam önümüze düştü. Kapı önünde değil de, park alanında külüstür bir otomobile bindirildik!. Canımız sıkıldı...
Ön koltukta, sürücünün yanında birisi daha oturuyordu. Yol boyu kendi aralarında konuşup durdular!
Tahmin ettiğimiz gibi otele gelince, ekstra ücret talep ettiler. Ama kızgınlıkla, öyle bir hayır demiş olmalıyım ki, hemen savuştular!

Sonraki günlerde de hayli sürücü ile tanış olduk!
Gerçi onlar ilk akşamki şöför gibi itici olmayıp, hepsi konuşkan ve arkadaş canlısıydılar. Dostluğunuzu kazanmak için önce ellerinden geleni yapıyorlar, sempatik görünmek için habire konuşuyorlar; sonrasında ise, sizi anlaşmalı oldukları parfüm veya hediyelik eşya satıcısına götürmek için ısrara başlıyorlardı. Bu durum çok sıkıcıydı.
Bizi konuşturmak isterken birisi  bizim mesleğimizi ve kullandığımız arabaların markasını bile doğruya yakın  tahmin etmişti!

Ama asıl insan sarrafları, Ali el Hariri çarşısının esnafları idi.
Siz hiç Türkçe konuşmasanız da, nasılsa Türk olduğunuzu anlayıp sizi şaşırtıyorlardı.
Haydi atalarımın Orta Asya’dan geldiğini inkar etmeyen hafif çekik gözlerimle ben neyse- başka ülkelerde beni hep diğer Akdenizlilere benzetmişlerdi!-, ama beyaz tenli, açık renkli gözlü arkadaşım hiçte tipik bir Türk sayılmazdı!
Yürüyüşümüz, tavırlarımız belki de bakışlarımız, bizim aidiyetimizi belli ediyordu demek ki...

Türk kimliğiniz ise, Mısırda iken ister istemez üzerinde düşünmeniz gerekecek bir olgu olarak ortaya çıkıyordu.
Başka ülkelerde, aidiyetiniz milliyetiniz hiç önemli değildir. Siz sadece bir yabancısınızdır onların gözünde.

Ama buralarda, Türk oluşunuz önem taşıyor; olumlu veya olumsuz, sonuçları ile yüzleşiyordunuz...!

Nasır rejiminin milliyetçi politikası,  Türklerin eski sömürgecileri oldukları bir propaganda yürütmüştü. Gerek bu resmi tarih taraflılığı,  gerekse geçmişte Osmanlı yönetiminde bulunmuş Arap ülkelerinde rastlanabilen bir Türk kompleksinin doğal bir yansıması sonucu; özellikle yönetim kademelerinde bizlere karşı önyargılı idiler.

İş toplantılarında, hiç neden veremediğiniz uzak mesafeli duruşlar görüyordunuz.
Uluslararası bir konferans da, Amerikalıların peşinde dolaşan ev sahipleri bir kez bile gelip hal hatır sormamışlardı!

Hatta katıldığımız konferansın siyasi değil de, teknik-bilimsel bir toplantı oluşuna aldırmadan; bir yemek esnasında, Suriye’den gelen katılımcıların masalarındaki Amerikalılara yersiz bir Türkiye aleyhtarı propaganda yapmaya çalıştıklarını, bu durumdan sıkılmış olan Amerikalıların ağzından duymuştuk.



 

Arbat Sokağı
Arbat Sokagi

Kimi sokaklar var ki  içinde bir tarih gizlidir işte bunlardan biride Moskovadaki Arbat sokağıdır. 

 Vahşi batının Kalbine Doğru

New Mexico

Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Dört Mevsim California

California

 Bir California günü daha başlamıştı. Mavi gökyüzü ve enerjisini eksik etmeyen güneş. Bir de garip bir gürültü.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.

Yasak Şehir

Cin

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.