YAZARLAR
Volkan ACAR
Atın Beni Denizlere | Atın Beni Denizlere |
|
| Volkan ACAR | |
| Cumartesi, 27 Mayıs 2006 | |
|
Çin’in nüfus sorunu herkesin bildiği bir gerçek. ![]() Foto:Volkan Acar Gerçi bu sıralarda, bazı nedenlerle bu kural gevşetiliyor ama bugün konumuz bu değil. Bugün konumuz, Çin’in doğanları değil ölenleri... Çin’in nüfus artış hızı yavaşlasa da, “tek çocuk” döneminde doğanlar, halen 20’li ve 30’lu yaşlarını sürüyorlar. Yani, ölümlerde bir azalma yok. İstatistiklere göre, Çin’de her yıl yaklaşık 8 milyon insan ölüyor. Ve bu ölen 8 milyon için de bir yer bulmak zorunluluğu var. Kısacası, şehirlerin mezarlıkları giderek doluyor ve sürekli yeni mezar yerleri aranıyor. Bu nedenle artık Çin’de, mezarlıklar için ayrılan alanı azaltmak için neler yapılabileceği tartışılıyor. Çin inanışına göre ölüm yaşamın sonu değil... Ölen insan da aslında “varlığını” kaybetmiyor. Sadece yer değiştirip bu dünyadan öbür dünyaya gidiyor. Geleneksel anlayışa göre ölüler, ancak toprağa gömüldüklerinde huzur buluyorlar. Ve ailenin temellerini atan, soyun devamını sağlayan atalarının mezarları başında minnet ifade etmek ve onlara saygı sunmak da, ataların ruhunu rahatlatıyor. Yani, bu iki farklı dünyada yaşayan insanların buluşup görüşmeleri için mezar ziyaretleri bir vesile olarak görülüyor. Bu nedenle, her yıl ölüm yıldönümlerinde ve Mezar Süpürme Bayramı gibi belli günlerde mezarlıklar, ziyaretçilerle dolup taşıyor. Ama artık birçok Çinli “topraktan geldik, toprağa gideceğiz” diye düşünmüyor. Binlerce yıl boyunca, ölülerini büyük törenlerle görkemli mezarlara defneden Çinliler, artık yavaş yavaş bu geleneklerini de bırakmaya başladılar. Bu konuda en sık tercih edilen yöntemse küllerin denize dökülmesi…
Çin’deki bu yeni uygulamanın en önemli nedenlerinden birisi, yukarıda da değindiğimiz gibi çevreyle ilgili kaygılar. Mezarlıkların bir süre sonra kentleri işgal etmeye başlayacak olması düşüncesi Çinlileri epeyce kaygılandırıyor. Tarım ve sanayi için kullanılabilecek toprakların, mezarlık olarak ayrılmasını kaynak israfı olarak görenlerin sayısı giderek artıyor. Ancak herşeye karşın bu uygulama, halen daha yolun başında. Eldeki rakamlara göre, Şanghay’da ölenlerin sadece % 1.5’unun külleri denize savruluyor. Bu yöntemi tercih edenlerin çoğunluğu ise iyi eğitimli şehirliler. Bazı Çinliler (kendilerinin ya da yakınlarının) yakılmasını kabul ediyorlar. Ama küllerinin denize savrulup “yokolup gitmesine” rıza göstermiyorlar. Yani, ölen yakınlarının öbür dünyada varlıklarını devam ettirdiğini düşünseler de, onları anmak için bu dünyada da gözle görülür birşeyler kalmasını istiyorlar. İşte bu nedenle Çin’de, küllerin denize savrulması dışında alternatif bazı çözümler de uygulanıyor. Bazı kentler, denize dökülen küller için mezarlıklarda anıtlar dikip, ölenlerin isimlerini buralara yazıyor. Böylece ölenin yakınları, ziyaretlerini bu anıtlara yapabiliyorlar. Küçük bir plaka üzerinde de olsa, insanlar sevdiklerini “görerek” anabiliyor.
“Deniz kenarında oturmuyorum. Ama yakılan küllerin doğaya karışmasını istiyorum. Ve belli bir yeri de olsun istemiyorum” da diyebilirsiniz. Böyle düşünenler de, kavanozlarını alıp dağların eteklerine ya da ovalara çıkıyorlar. Kavanozların kapaklarını açıyorlar ve terk-i diyar eyleyen atalarının ya da yakınlarının küllerini esen rüzgarla havada uçuşturuyorlar. Görüldüğü gibi, ölümden sonrası için Çin’de seçenek çok. Ama bence bu konuda söylenebilecek sözlerin en iyisini yine şair söylemiş: … Volkan ACAR |