YAZARLAR
Serkan KÖKTÜRK
Singapur | Singapur |
|
|
|
| Serkan Köktürk | |
|
Singapur, küçük, ufacık bir ada üzerine kurulu, Asya'nın en modern ülkelerinden biri. Aynı zamanda da gezdiğim ulkeler içinde en pahalı olanı. Oldukça teknolojik, temiz ve modern bir ülke, daha doğrusu bir şehir-devlet. Geldiğimin ertesi günü Orchard Road'u gezip dolaştım, hemen her yer lüks, büyük alışveriş merkezleri ile çevrili. Elektronikten giyim kuşama, takıdan lokantalara kadar herşey var burada. Akmerkez'in birkaç katı büyüklüğünde pek çok plaza yanyana sıralanmış vaziyette. Yalnız alişveriş yaparken çok dikkatli olmak gerekiyor, özellikle elektronik eşya alırken. İnsanın gözünün içine baka baka, çok rahatlıkla yalan söyleyebiliyorlar ve bu onlar için çok da normal.
Singapur hayvanat bahcesi ise hayvanlari kafeslerin arkasindan degil, dogal halleriyle yakindan gorebileceginiz bir yer. Teleferikle de gidilebilinen Sentosa adasi eskiden kucuk bir balikci koyu imis, simdi ise gunde yuzbinlerce dolar kazandiran bir turist adacigi. Buradaki Underworld, sinamalar, muze-hayvanat bahceleri, plajlar gibi pek cok yer ve aktiviteyi giriste secip, birinden digerine rahatlikla gidebiliyorsunuz. Singapur'da ulasim sorunu yok, metrolar, otobusler, taksiler SMRT adi altinda birbirleri ile baglantili.
Singapur'dan Rusya vizesi alacaktim, ama mumkun olmadi. Zaten pasaportumda Laos'tan beridir tek sayfa bos durumda. Endonezya vizesini de rica minnet baska sayfaya bastirtmistim. Singapur'da bir haftadan fazla kaldim, ardindan tekrar Bangkok'a gectim.
...
Iste boyle.. Geriye donup baktigimda, Iran sinirini ilk gecisim bir yandan dun gibi, bir taraftan da yillar oncesinde kalmis kadar mazi geliyor.
Isfahan'in cay bahcelerinden Belucistan collerine, Bagan'in stupalarindan Mekong'un pirinc tarlalarina, Laos'un gunbatimlarindan Varanasi'nin kullerine, Endonezya'nin volkanlarindan Kathmandu'nun meydanlarina kadar gecen sekiz ay...
En kulustur otobuslerden speed boat'lara, deveden, filden,attan pirpirli ucaklara, pik-up'larin arkasindan high-tech metrolara kadar pek cok araca bindim. Riksalar, otobusler, minibusler ve daha nicelerine.. Tapinaklari, kasabalari, sehirleri, ulkeleri istedigim sekilde, istedigim saatte dolastim. Bazen begendigim bir yerde fazla kaldim, bazen de hoslanmadigim yerleri cabuk gectim. Kapida bekleyen bir tur otobusunu dusunmeden, pesine takilip dolastiginiz bir rehber olmadan heykellere, kabartmalara, tapinaklara yakindan baktim, inceledim.. Hayatimda hic gormedigim ekzotik meyvalari yedim. Durian'dan ejdarha meyvasina, mangosteen'den passion fruit'e, pazarlarina gidip daha onceden tatmadigim meyvalari alip tadina baktim. Bazen adini bile bilmedigim meyvalarini denedim.
Turkuaz renkli selalerde yuzdum, ormanda orangutan besledim, yagmur ormanlarinda dolastim, gecenin karanliginda issiz sokaklarda yurudum, hic turistin olmadigi caddeleri arsinladim, dik yamaclari tirmandim..
Daha onceden adini bile duymadigim yuzlerce cesit bitkiyi, agaci, cicegi, Papua'nin cennet kuslarini, Komodo ejderhalarini, deniz meleklerini ve daha pek cok hayvani yakindan kendi gozlerimle gordum.
Dunyanin o kadar guzel yerleri var ki.. Insani sarhos eden, 'Gorecegim son sey burasi olsun' dedirten, saatlerce seyretmekten kendinizi alamayacaginiz yerler var. Epey fotograf cektim, ama fotograf makinalari da o anin zevkini vermekte cogunlukla yetersiz kaliyor.
Bromo volkanina gitmek icin vadiye indigimde etrafta gozun gorebilecegi kimseler yoktu. Dumduz bir plato ve platonun ortasinda halen aktif, dumanlari tuten bir volkan, yanibasinda bos, kilitli bir tapinak ve hemen yanlarinda da konik, duzgun ama garip bir tepe.. Daha yeni yagmur yagmis, platonun etrafini saran dik yamaclarin tepelerinde sisler, bulutlar hizli hizli geciyordu. Ruzgarin egimli vadiden gecisiyle cikan ugultu sesi kulaklari doldururken, insan kendini mistik, Conan'vari zamanlarda hissediyor. Birsey yapmaniza gerek yok, bunu kendiliginden size veriyor orasi.
Halong Bay'de, teknenin ustunde giderken yuzlerce, binlerce minik, garip sekilli adaciklarin arasinda insan kendini mitolojik zamanlarda, altin yapagi'nin pesindeki Aragonotlar gibi hissediyor. Bagan'da, Minglazedi'nin tepesinde ise, bir ufuktan digerine kadar heryeri dolduran stupalara bakarken artik bu dunyayi degil, binlerce isik yili uzaktaki bir baska gezegeni seyrediyorsunuz. Dedigim gibi, bunlar icin birsey yapmaniza, oyleymis gibi dusunmenize gerek yok; kendiliginden bunu size veriyor zaten..
Bu arada pek cok insanla tanistim. Afrika'nin tum sahillerini motosikletle gezen, tum Asya'yi dolasmis, Guney Amerika'yi karis karis gezmis, sadece Hindi dilini ogrenmek icin Hindistan'da aylarca kalmis, Cin'i, Tibet'i dolasmis pek cok insanla konustum, sohbet ettim. Rusya vizesini alsaydim donusu Japonya, Trans Sibirya uzerinden yapmayi dusunuyordum. Gelecek sefere insallah..
|
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.