Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.
Bir California günü daha başlamıştı. Mavi gökyüzü ve enerjisini eksik etmeyen güneş. Bir de garip bir gürültü.

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...
| Kazancı Bedih'in ardından |
|
|
|
| Sertan GÜN | |
|
Sertan Gün - Güzden planlamıştık Ottawa'dan GAP'ın krizantem kokulu yollarını arşınlayacağımızı. Güney Doğu Anadolu gezimizde Peygamberler Şehri Urfa'nın Mezopotamya sinmiş sokaklarına doğru yola çıktımızda, güneş tam karşımızdan yeni yükseliyordu. ŞanlıUrfa'ya vardığımızda asker uğurlamalarından dolayı otobüs terminali, davullu-zurnalı kalabalıktan ve gözü yaşlı annelerden geçilmiyordu. Topraklı, uzun ince bir yolda yürüyerek, bir bölümü "Ayn-i Zeliha"diye bilinen, "Balıklı Göl" civarına vardık. Urfa'nın neyi meşhurdur diye sorduğumuzda, "Balıklı Göl, çiğköfte, Kazancı Bedih ve Urfa Kalesi" cevabını, boyunlarında belediye başkanının verdiği ‘görevli' kartları bulunan 10 -15 yaşlarındaki esmer tenli, rehber kardeşlerimizden biri olan İbrahim'den aldık. Bu küçük arkadaşlar, Urfa hakkında İngilizce, Almanca, biraz da Fransızca bilgi veriyorlardı. Bütün gün yanımızda dolaşan İbrahim, "mırra"mızı yani, "acı kahvemizi" içtiğimiz avludan kalkıp, kilim alacağımız "Kazancı Pazarı" nın içinde, bakır ve kalaylı kazanların bulunduğu küçük bir dükkanın önünden geçerken, her zamanki hızlı konuşmasıyla "ağabey bu Kazancı Bedih'dir, çok güzel gazel okur, Urfa'nın en ünlü sesi, 2000'den fazla kaseti var, İbrahim Tatlıses'i hiç sevmez, onun da hocasıydı, bu yüzden de İbrahim'i kimse sevmez Urfa'da" dedi. Rehber kardeşimiz İbrahim "resminizi çekeyim mi, abi!" deyince, heyecanla Kazancı'nın yanına geçtik. Bir ozanla ilk defa bu kadar yakınlaşabiliyorduk. Bu dönemde artık gazelhan görebileceğimize inanamıyorduk. Kısacık muhabbetimizde ancak halini hatırını sorabildik. Halkın içinden bir sanatçı Kazancı Bedih'di bu! Belki bir çoğunuz duymamıştı onun adını, ama bildiğiniz, simdi meşhur olmus bir çok şarkıcıya temel hazırlamıştı. Küçük taburesinde iki ayağının arasındaki kalaylı kazanı dövmeyi bırakıp, alçak gönüllülüğüyle "hamd olsun iyiyim, siz nasılsınız?" dedi. Kendini işine vermişti belli ki; işini çok sevdiğini sonradan öğrenecektik. Onca şaşaalı övgülere rağmen, o hala Urfa'nın Kazancı'sıydı. Onun derlemelerinden beslenip şöhret olanlar lüks içinde yaşarken, o mütavazı yaşamını sürdürüyordu. Bizim için çok yüce bir insandı. Gazeller ki hüzün ve acı dolu, ulaşılamayan, ama ölesiye sevilene yakılıyor. "Sıra Geceleri" gazellerin okunduğu yerlerin başında geliyor. "Sıra Geceleri" nde memleket üzerine sohbetler ediliyor. Kimi zaman ortak kararlar alınıyor ve daha sonra birlikte herkesin katılımıyla gazeller okunuyor. Kazancı Bedih, Urfa'daki evinde sobadan sızan gazla zehirlenip, eşiyle birlikte yaşamını yitirdi; 14-15 yaşlarındayken babasının zoruyla evlendiği karısıyla. Bedih Yoluk'un, "Kazancı" lakabı dışında, bir de müzikteki üstatlığından "Pir" denirdi kendisine.Yıllarca bir mevlit grubu ile birlikte, mevlitlere gidip gazel ve ilahi okudu. Gazelin dışında çok güzel maya, hoyrat ve türkü okuyor, iyi derecede ut, tambur ve cümbüş çalıyordu. Kasetlerinin çoğu sıra gecelerinde kayıt edilmişti. Ünü dört bir yana yayılmıştı. "Eşkıya" filminden sonra tanınmıştı duymayanlarca. 70 yaşından sonra gelen şöhret, onu geleneklerine ve Urfa halkının kültürüne bağlı yaşamaktan alıkoyamamıştı. "Ben gençliğimde meşhur olsaydım şimdi beni kimse buralarda göremezdi." diyordu. Kazancı Bedih'i, kazancı dükkanında yakalayabilmemiz bile büyük bir şanstı bizim için. Bedih, "Sıra Geceleri" ni bırakmış ve kazancı dükkanında işinin başına geçmişti. Sıra gecelerini bırakmasını, "sıra gecelerine gitarı, kalavyeyi soktular, tadı kalmadı. Ben artık yoruldum, yokum" diyerek açıklamıştı. O gün Urfa'nın etrafı her zamankinden daha da dumanlıydı. 19 Ocak'ta öldüğünde, 75 yaşındaydı.
|
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.