• Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
ÜYE ALANI

uzaklar.com

05/12
2008
ANA SAYFA arrow YOLDAN NOTLAR arrow İSTANBUL- BODRUM
İSTANBUL- BODRUM E-posta
Cengiz Özder   
Salı, 02 Mayıs 2006
Yine uzun bir kış boyunca içimizde büyümüş olan seyahat tutkusunun o dayanılmaz çağrısıyla, bir arkadaş davetine fazla düşünmeden olumlu cevap vermiş ve sonucunda, bir Mayıs ayı başı sabahında daha şafakla birlikte;

Kalamış marinasından – kanalizasyon karışmış deniz suyuna halatları değdirmemeye gayret göstererek – palamar çözmüştük... < Vira Bismillah > ile, Marmara denizine 240 derece yol verdik. Teknede üç arkadaştık. Yolculuğu iki tekne birlikte yapıyorduk. Diğer teknenin skipper’i ve mürettebatı bu yolculuğu yıllardır yapa gelmiş tecrübeli denizciler olduğundan ve tekneleri daha donanımlı olduğundan (fazladan radar ve GPS vardı) bize onlar kılavuzluk yapıyorlardı.

Teknemiz 13 metre boyunda fiber bir yelkenliydi. 50 beygir gücünde Perkins motoru ve donanım olarak oto pilot sistemi, hız, derinlik, seyir ve rüzgar sürati göstergeleri mevcuttu. Aşağıda üç kamarası, mutfağı ve geniş bir oturma mahalli vardı.
Hava kış günlerini andırır şekilde karanlık ve pusluydu.

Sahilden bir mil açıkta, hafif bir karayel esintisi bulunca, yelken açtık. Bu kadar hafif bir rüzgar bile, aynı süratte seyrederken, motor devrini düşürmeye, yani yakıt ekonomisine fayda sağlıyordu.

Açıklara doğru, yunus balıkları neşeyle geldiler; teknenin önünde sırtlarını göstererek bize denize hoş geldin dediler.!
Gün boyunca, görüş mesafesi kısa, kasvetli bir denizde seyahat ettikten sonra; Asmalı ada feneri hizasında hız kestik.
Bir saat kadar sonra Marmara adası mendireği ağzına yaklaşmıştık.

Diğer tekneden bir bağırış çağırış olduğunu gördüm, martılara doğru el sallayıp kışaladılar.

Mendirek tenha idi, bu nedenle rahatça iki tekneyi de bordadan yanaşarak bağladık.

< Neden bağırıştınız? > diye sorduk:
Açık denizde yorgun, uçmaktan bitap düşmüş bir florya kuşu, kendini tekneye atmış ve sahile kadar tekneyle birlikte gelmiş. Tam sahile geldiklerinde ise karaya uçmak istemiş ama, uçuşunda bir acayiplik olduğunu fark eden martılar o saniyede üzerine gelerek kuşu avlamışlar. Bağırışları martıları kovalamak içinmiş!

Adada hava açıktı, akşam güneşi bile ısıtıyordu. Marmara adasının güney yüzünde iklim, sanki Akdeniz gibi ılıktı.
Sıcak iklimler insana hep hoşluk verirdi.

Zaten hiç kış yaşanmayan tropik adalar hayal etmez miydik, zaman zaman.!
O gece komşu tekne Samba’nın kıç güvertesinde toplandık, tatlı bir sohbete daldık.
Sezon öncesi olduğu için mendirek karanlıktı. Yine de kenardan ara sıra yürüyüp gelen meraklı gözlerden korunmak için olacak teknede ışık yakılmamıştı; ancak ortamızdaki pusula küresi, büyülü bir ışıkla fosfor yeşili parlamaktaydı.
Ben ve Mustafa dışındaki diğerleri, ellili yaşların sonlarında olmalarına rağmen, içlerindeki delikanlı ruh, fiziklerine de yansımış olan sporcu görünüşlü insanlardı.

Sohbet içtendi; herkes birbirini tanıdığı için, kimsenin diğerlerini etkilemeye çalışması gibi bir durum yoktu, zaten yanılıp birisi bu yönde davransa bile, güçlü karakter sahibi birisi tarafından yüzüne vurulacağı kesindi!
Eski yolculuklardan konuşuldu.

Bunca yıldır konuşmuşlar, konular henüz tükenmemiş..!

Laf lafı açtıkça, kişilerden bahis geçtikçe; sözü geçen insanları hiç kınamadan, yargılamadan, sadece ilişkilerdeki espriyi bulup çıkarıyorlardı.