| İSTANBUL- BODRUM |
|
| Cengiz Özder | |
| Salı, 02 Mayıs 2006 | |
|
Sayfa: 5 / 5 Karşı yönden, bütün yelkenlerini şişirmiş bir tekne, hızla üzerimize doğru geldi. Şamandıralarla işaretlendirmiş dar kanal, bu sürat için uygun olmadığından; kanal dışındaki sığ suda teknelerini, dibi zemine sürtmesin diye rüzgarla iyice yatırmış olarak yanımızdan geçerlerken; <bu tekneyi hangi gözü kara insanlar kullanıyor!> diye hayretle baktık! Karşımızda Ayvalık muhteşem bir panaromik görüntü oluşturmaktaydı. Ama, ah bir de, estetik özürlüler; karşı tepenin en üzerine, yüksek çok katlı, hastane benzeri bir yapı kondurmasalarmış, iyi olurmuş!! Grup maç seyretmek için kahvelerden birisine girdi. Bense sahil boyu, lokantaların önünden yürüdüm. Girit mutfağının bol yeşillikli, zeytinyağlı yemeklerinden ısmarladım. Sarımsaklı sirke ve zeytinyağı ile marine edilmiş deniz börülcesini, ilk defa o akşam tattım. Deniz ürünlerinden, ana yemek olan karagöz ızgarasının yanında, sübye kalamar salatası yedim. Ertesi gün, güneşin doğuşunu yine denizde gördük. Nehir gibi dar ama derin, gizli sığınağın sonuna kadar yaklaşık bir deniz mili gittik. Sonunda 10 metre derinlik bulduğumuz yerde; sütten ağzı yananın yoğurdu üfleyerek yemesi misali, aşırı titizlikle teknesini bağlama uğraşısı gösteren Tansel’e yardım ettik. Bu işler bittikten sonra, Mustafa ile birlikte Zodiak bota atlayarak, balık avlamaya çıktık. Rölanti devrinde ağır ağır seyrederken, kaşık oltası salladık. Halicin ağzına yaklaşırken, iri bir Barrüküda avladık. Bu korsan sığınağı koyda, gecenin inanılmaz bir güzelliği vardı. Çevrede gökyüzüne ışığını yansıtacak hiç bir yerleşim birimi olmadığından, havanın açık olmasından ve ay olmamasından; gökyüzünde sanki yıldız şenliği vardı. Yıldızlar başka yerde görmediğimiz kadar aydınlık ve çoktu. Gökyüzünün sularda yansımasını, ara sıra sıçrayan bir balık bozuyordu. Peşindeki yırtıcı barüküdadan kaçmak isteyen balıkların kendilerini can havliyle karaya attıklarını, sonra tekrar çırpınarak geri düştüklerini görüyorduk. Toplam iki saat uyku uyumamıştık ki, vakit gece yarısını az geçe uyandırıldık. Tekrar Aganta! Rüzgar o derece sertti ki; Yunan bayrağını göndere çekmeye çalışırken, elimden kaçtı gitti! Dilek Boğazını geçince, dalgaların boyu daha da büyüdü. Rüzgar hızını, göstergede bir ara 30 mil okuduk. Sonunda akşama doğru, yorgun argın, Bodrum’un Kuzeyindeki korunaklı Güvercinlik koyuna ulaştık. Cengiz Özder 1997/1999 (*) Bu karşılaşmadan bir yıl sonra, gazetelerde Kızıldeniz’de bir fırtına sırasında kaybolup ta, kendilerinden 10 günden fazla süredir haber alınamamış yaşlı bir çiftin hikayesini izlemiştim. Daha da sonrasında bir dergide o teknenin resmini de görünce, bu kanalda bizim yanımızdan hışımla geçip giden tekne olduğunu hatırlamıştım.. |
Kimi sokaklar var ki içinde bir tarih gizlidir işte bunlardan biride Moskovadaki Arbat sokağıdır.
Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Bir California günü daha başlamıştı. Mavi gökyüzü ve enerjisini eksik etmeyen güneş. Bir de garip bir gürültü.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.