Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Uzaklar.com:ANA SAYFA arrow YAZARLAR arrow Volkan ACAR arrow Darjeeling'in nesi meşhur?
Darjeeling'in nesi meşhur? PDF Yazdır E-posta
Volkan ACAR   

Çoğunuzun bildiği gibi Darjeeling denince birçok insanın aklına öncelikle çay geliyor. Böyle bir üne sahip olmak aslında Darjeeling’in hakkı olsa gerek, çünkü yaklaşık 150 yıllık bir çaycılık geleneği olan bu bölgede yetişen çaylar dünyanın en kaliteli çayları arasında sayılıyor.

Ancak, her yıl dünyanın dört bir yanından binlerce insanın akın ettiği Darjeeling’in popüler bir seyahat noktası olmasının tek nedeni yalnızca çayı ve çay bahçeleri değil. Bu şehirde görmeye değer yerler arasında Hayvanat bahçesi, mini tren hattı ve Dağcılık Enstitüsü de vardır desem, sanırım çoğunuz yine de bunların cazip özellikler olmadığını düşüneceksiniz. Bu nedenle, en iyisi size Darjeeling’e yaptığımız geziden bazı izlenimler aktarayım. 

 Darjeeling, Hindistan’ın kuzeybatısındaki Batı Bengal Eyaleti’ne bağlı 100.000 nüfuslu bir kent merkezi ve haritalarda Nepal-Çin-Butan arasına sıkışmış gibi görünen dar bölgede yeralıyor. Buraya en yakın havaalanı 90 km. ötedeki Bagdogra’da bulunuyor. Delhi’den yaklaşık 2 saatlik bir uçak yolculuğu sonrasında ulaştığımız Bagdogra’da rakım 216 metre, hava sıcaklığı ise 35 derece. Havaalanında bizi karşılayan rehberimiz, daha önceden 90 km olduğunu öğrendiğimiz Bagdogra-Darjeeling arasındaki mesafeyi jiple 2.5-3 saatte alabileceğimizi söylüyor. İkiyüzonaltı metreden 2134 metreye, bölgedeki en önemli ulaşım aracı bu küçük jiplerle çıkacağız. Önce birkaç küçük kasabadan geçiyoruz. Tozlu yollar, sıcak ve sıcağın insanlara getirdiği rehavet havası, bize Türkiye’nin güneyini hatırlatıyor. İncecik asfalt yollardan yukarılara doğru tırmandıkça hava sıcaklığı yavaş yavaş azalıyor. Yükseklik arttıkça çevremizdeki boz toprak renginin yerini çay bahçelerinin ve ormanların yeşil rengi alıyor ve bu kez Karadeniz yaylalarına benzer manzaralarla karşılaşıyoruz. Yolumuz, bazen bir tarafı uçurum olan ve iki aracın yanyana geçemediği patikalardan bazen de sık ormanların içinden geçiyor. Delhi’nin 40 derece sıcağından sonra yayla serinliğindeki bu yollar insanı biraz olsun rahatlatıyor.

Bir tepeye ve eteklerine yerleşmiş olan Darjeeling, genel görünüm olarak büyükçe bir yayla kasabasını andırıyor. Çinko çatılı evleri, bu evlerin biraz dışına kurulmuş baraka tuvaletleri ve sadece birkaç şekerlemeyle kurabiye çeşidinin satıldığı baraka bakkalları ile bana çocukluğumun Türkiyesini hatırlatıyor. Budizme inananların, evlerinin önlerine diktikleri bayrak direklerine asılan renkli kumaşların her bir renginin ayrı bir anlam ifade ettiğini kendisi de Budist olan rehberimizden öğreniyoruz. Dolayısıyla çevremiz, eni dar boyu uzun rengarenk bayrakların dalgalandığı köy evlerinden geçilmiyor. Yol boyunca sıkça gördüğümüz Budist manastırlarının yerini ise şehirde kiliseler alıyor. İngiliz sömürge döneminden miras, kimisi büyük ve gösterişli kimisi bizdeki köy okulları büyüklüğünde irili ufaklı onlarca kilise ile Budist tapınak ve manastırlarının yanında Darjeeling’de 1 adet de cami bulunuyor.

Chowrasta meydanı şehrin merkezi sayılıyor. Bu meydandan aşağı doğru yürüyünce alışveriş mekanlarını, lokantaları, internet kafeleri, kitapçıları, bankaları, postaneyi ve günlük turlar için turist bekleyen jipleri görüyorsunuz. Bu sokağın bir tarafında her türlü turistik süs eşyasının satıldığı dükkanlar diğer tarafında ise yerli halka hitap eden giyim eşyasının satıldığı tezgahlar konuşlanmış. Meydanın yukarısına doğru yürürseniz, yalnızca üç-beş çeşit sebze ve meyve satan manavları, açıkta et ve tavuk satan kasapları ve ayaküstü yeme-içme yerlerini göreceksiniz.

Darjeeling’de bulunduğumuz Mayıs’ın ilk haftasında, Buda’nın doğum günü kutlamaları başlamıştı. Bu vesileyle düzenlenen tören ve yürüyüş sonrasında, meydanda kurulan sahnede sabahın erken saatlerinden itibaren Budist rahipler tarafından okunan kutsal metinlerin ve şarkıların sesi tüm kentten duyulmaya başlandı. Meydan hergün sarı-bordo elbiseleriyle Budist rahipler ile hemen her milletten insanla dopdoluydu. Sahnenin önüne açıkhava sineması düzeninde yerleştirilen plastik sandalyelerde, Budizme inananlar dünyanın çatısında dinledikleri ilahi ezgilerle kendilerinden geçerken olayı turistik amaçlarla izleyen biz ve bizim gibiler de ortamdan keyif alarak çaylarını yudumluyordu.

Arazi yapısı nedeniyle Darjeeling’in daracık sokakları küçük çaplı bir trafik sorunu oluşturuyor. Ama araç kullanma konusunda Hintliler, İstanbul şoförlerini aratmıyor. Hemen bütün araçların arkasında yazan ‘horn please’ uyarısı ise tam bir gürültü kirliliği oluşturuyor. Delhi’de olduğu gibi burada da, araçlar sinyal vererek değil klakson çalarak anlaşıyorlar.

Bizim dönüş yolunda olacağımız haftasonu Hindistan seçimlerinin son turu yapılacağı için, bölgedeki yoğun seçim kampanyası telaşına da tanık olduk. Türkiye’de olduğu gibi burada da partililer, otomobilleri ya da jipleri parti bayrak ve flamalarıyla donatarak şehir turuna çıkıyorlar. Ancak hemen her aracın içine kurulmuş küçük ses düzeni ise gürültü kirliliğini daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyor. Buradaki sistem Türkiye’dekinden biraz farklı işliyor. Arabanın içinde elinde mikrofon olan partili bağırarak slogan atıyor, araçta sıkışmış durumda oturan diğer partililer de sloganı tekrar ediyor. Ve bu bağrışma araç yolda olduğu sürece devam ediyor. Yani bir tür, düğün salonlarındaki kötü ses sistemlerinin sonucu olan “eko” hadisesi ile karşı karşıya kalıyorsunuz (Umarım bu yöntemi ülkemizde de uygulamaya kalkmazlar).

Chowrasta meydanının altındaki cadde ise nispeten genişce olduğundan burası miting alanı olarak uygun görülmüş. Bazen günde birkaç kez  düzenlenen mitinglerde, caddenin yamaç tarafındaki binalardan birinin terasında eline mikrofonu almış partili ne kadar heyecanlı ne kadar çoşkulu nutuk atıyorsa, caddede toplanan kalabalık da o kadar heyecansız o kadar sakin ve tepki vermeden konuşmaları dinliyor. Bu arada caddeden geçmeye çalışan arabalara ise kimsenin yolaçmak gibi bir kaygısı yok. Ellerinde uzun joplarıyla polisler ise her an çıkabilecek olaylara karşı hazır bekliyorlar.
Darjeeling’deki Himalaya Hayvanat Bahçesi, geniş bir alana yayılmamasına ve hayvan çeşitliliği açısından çok zengin olmamasına karşın çok önemli bazı özelliklere sahip. Öncelikle, 2150 m. yükseklikte kurulmuş olan bu park dünyadaki en yüksek Hayvanat Bahçesi. Ayrıca burası, özellikle Himalaya bölgesinde yaşayan hayvanları biraraya toplayan ve nesilleri tükenme tehlikesi altındaki türleri çoğaltma görevini başarıyla yerine getiren bir merkez. Burada bulunan 30 tür arasında en dikkat çekenler, Sibirya Kaplanı, Kar Leoparı, Kara Himalaya Ayısı, Tibet Kurdu ve Kırmızı Pandalar. Hayvanat Bahçesinde başarıyla çiftleştirilen ve üremeleri sağlanan türler ise Kar Leoparları, Kırmızı Pandalar, Himalaya Semenderleri ve Tibet Kurtları. Barındırdığı 18 Kar Leoparı, bu özelliğiyle de  parkı dünyada ilk sıraya yerleştiriyor. Tibet kurtları ise yalnızca burada çiftleştirilip çoğaltılıyor. Bulmacalarımızın klasik sorularından olan, eski dostumuz “Tibet sığırı” Yak da parkın konukları arasında yeralıyor.

Burada, dünyanın birçok yerinde görebileceğiniz “yapay cennet” havası yok. Tam tersine, doğal ortam (fazla bozulmadan) düzenlenerek hayvanlar için barınma ve yaşama alanları oluşturulmuş. Hava sıcaklığının en fazla 20 derece olduğu, nispeten serin bu yerde yeşillikler içinde gezinerek, yaptığımız saatlerce yolculuğun yorgunluğunu atıyoruz. Park çok kalabalık değil ve ağırlıklı olarak “iç turizm” yapan Hintliler göze çarpıyor. Bu bölgedeki halkın çoğunluğu etnik köken olarak “Nepali” oldukları için Hintliler burada yabancı gibi kalıyor.

“Red Panda” olarak isimlendirilen ve kahverengi-kızıl arası bir renge sahip olan pandalar, “siyah-beyaz” pandalardan sadece renk olarak değil görünüş olarak da farklılık gösteriyor. Kedi, ayı ve rakunların bazı özelliklerini taşıyan bu sevimli yaratıklar, bilinen dev pandalardan oldukça küçük ve irice birer kediyi andırıyorlar.

Hayvanat Bahçesi’nin içindeki ayrı bir bölümde Himalaya Dağcılık Enstitüsü bulunuyor. Kurum, 1954’de Hindistan Başbakanı Nehru’nun girişimleriyle kurulmuş. Nepalli bir şerpa olan Tenzing Norgay’ın 1953’te Edmond Hillary ile birlikte Everest’e tırmanmasının ardından dağcılığın bir spor olarak önemi anlaşılmaya başlanmış ve bu konuda bir eğitim merkezi oluşturulması düşünülmüş. Enstitüde değişik seviyelerde dağcılık kursları düzenleniyor. Hatta bizim ziyaret ettiğimiz gün, Temel Eğitim Kursunu bitiren gençlere küçük bir törenle sertifikaları veriliyordu. Lacivert üniformalarını giymiş, 15 yaş civarındaki yöre gençlerinin gözlerindeki mutluluğa biz de tanık olduk.
Enstitü bünyesinde bulunan, dağcılıkla ilgili ekipmanların ve belgelerin sergilendiği Dağcılık Müzesi ile Everest tırmanışlarının kayıtlarının  ve belgelerinin sergilendiği Everest Galerisini de gezdik. Elli yıl önce dağcılıkla uğraşanların kullandıkları malzemeleri görünce, bu insanların ne kadar kısıtlı olanaklarla ve günümüze göre ilkel kalan araç-gereçle ne büyük başarılara imza attıklarını anlayabiliyorsunuz. Enstitüdeki bir köşede Hitler’in armağanı olan Zeiss marka bir teleskop da sergileniyor. Hitler’in Nepal Ordu Komutanına armağanı olan ve daha sonra Enstitüye bağışlanan teleskop, yıpranmaması amacıyla ziyaretçilerin kullanımına kapatıldığı için, Kangchenjunga’yı daha yakından izlememiz mümkün olmadı.

“Tiger Hill”, güneşin Himalayalar üzerinden doğuşunu izleyebileceğiniz bir yer ve şehir merkezinden 13 km uzakta bulunuyor. Bu noktadan Kangchenjunga ile birlikte Everest de görülebiliyor. Gezimizin 3. günü gitmeyi planlamıştık ancak, Hint yemeklerine (ya da yetersiz hijyen koşullarına) bağlı barsak enfeksiyonu nedeniyle iptal etmek zorunda kaldık. Normal koşullarda Kangchenjunga (dünyanın 3. en yüksek dağı yani K3) şehirden de izlenebiliyor. Gezimizin 3 günü boyunca havayı kaplayan hafif sis nedeniyle göremediğimiz bu dağı, ancak son gün dönüş yolunda izleyebildik. Darjeeling’in hemen her yerinden görünen bu harika manzarada yalnızca K3’ü değil, “dünyanın çatısı” olarak adlandırılan bu bölgedeki onlarca dağı da  karlı tepeleriyle seyretme keyfine varma şansımız oldu.  

Darjeeling’in dünyaca tanınmasına neden olan önemi özelliklerinden bir diğeri ise ünlü demiryolu hattı. UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan Hindistan'ın bu ilk demiryolu hattındaki küçük vagonlarda, saatte 5-6 km hızla giderek (bazen de durarak) çok hoş ve keyifli bir yolculuk yapma olanağınız var. Kömürle çalışan bu buharlı trenler, kah karayoluna paralel, kah yeşillikler arasından ilerleyerek; köylerin ve küçük kasabaların içinden geçiyor. Bu hattın ray açıklığı normal trenyolu hatlarındaki raylardan daha dar. Bu nedenle de bazı kaynaklarda ‘oyuncak tren’ olarak da adlandırılıyor. Bu raylar üzerinde 2 adet hat çalışıyor. ‘Lokal tren’ daha ucuz, yaklaşık 8 saatlik bir yolculukla yakındaki başka bir kasabaya kadar gidiyor. ‘Turist treni’ ise daha pahalı ve Darjeeling’e 5 km mesafedeki (buharlı trenin ulaştığı dünyanın en yüksek tren istasyonu olan) Ghoom kasabasına kadar gidiyor ve 20 dk moladan sonra geri dönüyor. Bu yolculuk 2 saat gidiş, 2 saat dönüş olmak üzere yaklaşık 4 saat sürüyor. Bindiğimiz ‘turist treni’nde, trenin yavaşladığı zamanlarda inip elinizdeki kamerayla çekim yaparak tekrar trene atlama imkanınız da var.

19. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen bu hat bir mühendislik harikası olarak tanımlanıyor. Lokomotifin ve vagonların rakım farkından etkilenmeden yolalabilmeleri için birçok yerde keskin açılarla dönüşler yapan, zikzaklar ve daireler çizen bu hat, karayolu trafiğinin bu kadar yoğun olmadığı dönemlerde Darjeeling’i dünyaya bağlayan bir köprü olmuş. Bence yalnızca bu tren yolculuğu bile, Darjeeling’i görülmeye değer yerler arasına katıyor. Zaten bizim de gezi kararını vermemiz de, bir belgeselde bu “dünyanın en ünlü dar-raylı demiryolu hattı” görüntülerini izledikten sonra olmuştu. 

Mini demiryolu hattının mola verdiği bir durak olan Batasia Loop, Hindistan’ın bağımsızlığı kazanmasından buyana şehit olanların anısında dikilmiş anıt ve çevresindeki güzel bir bahçeden oluşuyor. Buradaki “dürbüncüler”e 5-10 Rupi verip dünyanın çatısını oluşturan dağları daha yakından izleme imkanına kavuşuyorsunuz.

Gezimizin 3. günü ziyaret ettiğimiz Kalimpong, Darjeeling’e 2 saat mesafede bir kasaba ve Darjeeling’den çok da farklı görünmüyor. Ama sanırım hem nüfusun daha az olmasından hem de isminin Darjeeling kadar bilinmiyor olmasından dolayı daha sakin ve daha temiz. Kalimpong yolunda mola için durduğumuz küçük çardakta birşeyler içerken, yaklaşık 500 metre aşağıda akan ve üzerinde rafting yapılan nehrin Batı Bengal Eyaleti ile Sikkim Eyaleti arasındaki sınır olduğunu öğreniyoruz. Biraz ilerideki köprü ise geçiş noktası ve sınır karakolu. Batı Bengal Eyaleti’ne giriş için vize istenmiyor ancak Sikkim Eyaleti’ne geçmek isterseniz vize başvurusunda bulunmanız gerekiyor.

Bunların dışında internet sitelerinde ya da yazılı kaynaklarda, görülmesi gerekenler arasında  “ropeway”in de sayıldığını göreceksiniz. Sekiz km uzunluğundaki Asya’nın bu en uzun hattında işletilen teleferikle, Batı Bengal ormanlarının üzerinde gezinerek güzel doğa manzaraları izlenebildiğini öğrenmiş ve gezi programına bunu da dahil etmiştik. Ancak rehberimiz, geçen yıl meydana gelen kazada, bağlantıların kopması sonucu düşen kabinde 4 kişilik bir aile öldüğü için “ropeway”in kapalı olduğunu söyledi.

Darjeeling’de gördüğümüz turist populasyonu başlıca 2 gruptan oluşuyordu: ya otelimizde kalan zengin İngilizler ve Fransızlar gibi “yaşlı turizmi” yapanlar ya da meydana yakın pansiyon ve küçük otellerde kalanlar gibi post-Hippi dönemi gençliği. Görebildiğimiz kadarıyla orta yaşı henüz geçmiş bizim gibi insanlar gezi güzergahlarına bu bölgeyi pek dahil etmiyorlar. Ama bence, hangi yaşta olursanız olun Darjeeling’i görmeniz gereken yerle listesine mutlaka dahil edin.

Gitmeyi düşünenler için son bir not: Gezi için ideal dönem Mart-Mayıs ve Ekim-Kasım arası. İnternet sitelerinde ya da dergilerde gördüğünüz tanıtımlardaki, otellerin bolca yıldızına ise kanmayın. Kendilerine, 4-5 yıldızı hatta “deluxe” kategorisini layık gören otellerin çoğunun bizdeki büyükçe pansiyonlar ayarında ya da 1-2 yıldızlı oteller düzeyinde olduğunu göreceksiniz.

Bu uzunca yazıda Darjeeling’in en önemli özeliği olan çaya sıra gelmedi. Umarım bir başka yazıda da çay hakkında birşeylerden bahsetme fırsatım olur.

VOLKAN ACAR'IN DİĞER YAZILARI


{modulebot module=İLGİLİ LİNKLER}

 

New York Sokaklarında

New York

Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...

Hayallerim ve Gerçekler: Küba

Kuba

Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa  diye fısıldayıp duruyordu.

S.Miguel Kalesi

S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.