Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.
Bir California günü daha başlamıştı. Mavi gökyüzü ve enerjisini eksik etmeyen güneş. Bir de garip bir gürültü.

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...
| Kara Ölümün Ardından |
|
|
|
| Emel ALTAN EGE | |
|
İsa'dan önceki binli yıllarda, Kuzey İtalya Alpleri'nin eteklerindeki, akarsu ve göllerle bezenmiş verimli toprakların yerleşimcileri "Venetler" ( Henetler ya da Enetler de deniyor) di.
İsa'dan sonraki beşinci yüz yılda Gotlar'ın baskılarıyla denize doğru kaçmaya başladıklarında, vardıkları son nokta; bol tuzlu ve sığ deniz suyuyla kaplı, göz alabildiğine bataklık, sazlık, ürkütücü ıssızlıktaki "Venedik Lagünü" oldu. Muhteşem bir akıl gücü ile korkunun karışımı, onların burada adacıklardan ve kanallardan oluşmuş, masalsı bir dünya yaratmalarını sağlamıştı. İmkansızın üzerine kurulmuş olan Venedik Cumhuriyeti yani "Serenissima" bin yüz yıllık ( 697-1797) egemenliği boyunca siyasi ve askeri yapılanmasındaki istikrar sayesinde çok zengin ve güçlü bir devlet olmuştu. Ancak, 1348 Mart'ında Avrupa'yı kasıp kavuran "Kara Ölüm" vebadan hayli etkilendi ve nüfusunun üçte ikisini kaybetti. Salgında kırk kadar asil aile tamamen yok oldu. Kanallar " corpi morti! corpi morti!" ( cesetler) diye bağıran gondolcuların çığlıklarıyla çınlıyordu. Cesetlerin gömülmek üzere çevredeki küçük ıssız adacıklara taşınması için sağlıklı insanlar yetersiz kalınca hapishanedekiler bile salıverildi. Salgının etkisini kaybetmesinin ardından bir toparlanma dönemi yaşandı. Ama, yaklaşık iki yüz yıl sonra tüm Avrupa ile birlikte, 1575'te, Venedik'i yeni bir veba salgını sardı. Elli bir bin kişinin can verdiği salgında, yüz yetmiş beş bine ulaşmış nüfus yüz yirmi dört bine indi. "Karantina" ( quarantena) uygulaması ilk kez bu dönemde Venedik'te tarihe geçti. Yirmi beş bin Altın Düka ödenerek dışarıdan getirtilen doktorlardan bir çoğu, kendilerini simsiyah cübbeler, ilginç sivri gagalı maskeler, siyah geniş kenarlı şapkalar ve eldivenlerle korumalarına rağmen "Kara Ölüm"e yenik düşünce, halk müthiş bir panik yaşadı. Sokaklar cesetlerle doluydu ve görevliler onları toplayıp gömmeye yetişemiyordu. Salgının etkisini kaybetmesinin ardından bir toparlanma dönemi yaşandı. Ama, yaklaşık iki yüz yıl sonra tüm Avrupa ile birlikte, 1575'te, Venedik'i yeni bir veba salgını sardı. Elli bir bin kişinin can verdiği salgında, yüz yetmiş beş bine ulaşmış nüfus yüz yirmi dört bine indi. "Karantina" ( quarantena) uygulaması ilk kez bu dönemde Venedik'te tarihe geçti. Yirmi beş bin Altın Düka ödenerek dışarıdan getirtilen doktorlardan bir çoğu, kendilerini simsiyah cübbeler, ilginç sivri gagalı maskeler, siyah geniş kenarlı şapkalar ve eldivenlerle korumalarına rağmen "Kara Ölüm"e yenik düşünce, halk müthiş bir panik yaşadı. Sokaklar cesetlerle doluydu ve görevliler onları toplayıp gömmeye yetişemiyordu.Bu salgında, Venedik'in en büyük sanatçılarından Tiziano Ucello ( Titian / Vecello) da hayatını kaybetti. Titian, 1485'te Piave di Cadore'de doğmuş, 10- 12 yaşlarında ressam olması için Venedik'e gönderilmiş, önce Gentile, sonra da Giovanni Bellini'ye çıraklık yapmış, 1508'de çok önemli bir siparişte Giorgione ile çalışmış, 1516'da "Venedik Cumhuriyeti Resmi Ressamı" unvanı almış, 1543'te Papa 3. Paul'un ve bir çok ünlü ismin portrelerini yapmış ve ölene dek hayatını Canareggio Fondamente Nouve 5182- 5183 numaradaki, denize kadar uzanan güzel bahçesi ile ünlü evinde geçirmişti. Vebadan hayatını kaybettiği 27 Ağustos 1576'da tam 91 yaşındaydı. Ve geride, kendisine "renklerin sihirbazı" unvanını kazındıran pek çok tablo bırakmıştı. Felaketleri bile kalıcı eserlerle anlamlandıran coşkulu insanların kenti Venedik'te temelin atıldığı gün, I. Alvise Mocenigo, proküratörler, Senato ve Konsül üyeleri, din adamları ve Arsenal çalışanlarından ( Arsenalotti) oluşan kortej, San Marko bayrakları arasında, boru ve trampetler eşliğinde, vatandaşların alkışlarıyla Dükler Sarayı'ndan çıkarak San Marko Meydanı'ndan geçmiş ve Dorsoduro'nun Zattere (sallar) sahiline ulaşmıştı. Buradan Giudecca Adası'na, yan yana dizilmiş tekneler üzerine yerleştirilen ahşap platformdan yürüyerek geçip, kilisenin yapımına karar verilen noktaya gelmişlerdi. Dük Mocenigo'nun temele ilk taşı koymasının ardından sokaklarda kurulan ziyafet sofralarında sabaha kadar süren eğlenceler düzenlenmiş, ateşler yakılmıştı. "Kara Ölüm"den kurtulduklarına şükreden coşkulu kalabalık, resmi kortejin ardından yine aynı yolu izleyerek San Marko'ya dönmüştü. Felaketleri bile kalıcı eserlerle anlamlandıran coşkulu insanların kenti Venedik'te temelin atıldığı gün, I. Alvise Mocenigo, proküratörler, Senato ve Konsül üyeleri, din adamları ve Arsenal çalışanlarından ( Arsenalotti) oluşan kortej, San Marko bayrakları arasında, boru ve trampetler eşliğinde, vatandaşların alkışlarıyla Dükler Sarayı'ndan çıkarak San Marko Meydanı'ndan geçmiş ve Dorsoduro'nun Zattere (sallar) sahiline ulaşmıştı. Buradan Giudecca Adası'na, yan yana dizilmiş tekneler üzerine yerleştirilen ahşap platformdan yürüyerek geçip, kilisenin yapımına karar verilen noktaya gelmişlerdi. Dük Mocenigo'nun temele ilk taşı koymasının ardından sokaklarda kurulan ziyafet sofralarında sabaha kadar süren eğlenceler düzenlenmiş, ateşler yakılmıştı. "Kara Ölüm"den kurtulduklarına şükreden coşkulu kalabalık, resmi kortejin ardından yine aynı yolu izleyerek San Marko'ya dönmüştü.Kilisenin tamamlandığı tarihten itibaren, her yıl Temmuz ayının üçüncü pazarı bu şenlikleri tekrarlamak Venedikliler için gelenekselleşmişti. Zaman içinde havai fişek gösterileri ve her cinsten teknenin katılımıyla gerçekleştirilen "Regata" larla ( tekne yarışları) zenginleşen kutlamalar 12 mayıs 1797'de dükalığın resmen sona erdirilmesinin ardından Venedik'teki tüm geleneksel kutlama ve törenlerle birlikte ihtişamını yitirdi. Bir süre sembolik olarak yaşatılmaya çalışılan bu geleneksel tören 1974'den sonra sanayi tesislerinin Giudecca Adası'na taşınmasından sonra iyiden iyiye ilgi görmez oldu. Eskiye oranla törenler sadeleşmiş olsa da, her yıl temmuz ayının üçüncü pazarı Redentore Kilisesi yine hareketlenir. Her şeye karşın, yoktan var edilmiş bu biblo kentte, tiyatro dekorunu andıran bu ihtişamlı Ortaçağ atmosferinde bir biri ardına dizilmiş, yüz yıllar ötesinden tarihe tanıklık ederek bugünlere gelen saraylar, kiliseler, müzeler sonu gelmeyen bir geçit töreni yapar gibidirler. EMEL (ALTAN) EGE |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.