|
Evet. Bir 1 Aralık daha geçti. 1 Aralık. Yani Dünya AIDS günü. İlk ortaya çıktığı yıllarda sadece "eşcinsel hastalığı" olarak görülen, daha sonra da "yüksek risk gruplarının hastalığı" olarak bilinen AIDS'in, artık herkes için bir tehdit oluşturduğu ortada.
Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) verilerine göre HIV (yani Human Immunodeficiency Virus) bütün dünyada hızla yayılıyor. Ve dünyada halen 40 milyon insan taşıyıcı ya da hasta durumunda ve bunların da yaklaşık 1.5 milyonu çocuk. Her yıl virüsle yeni karşılaşan insan sayısı ise 6 milyon. En önemlisi ise, yeni saptanan vaka sayısı azalmıyor, tam tersine dünya nüfusuyla orantılı olarak artıyor. Bütün dünya için önemli bir sağlık sorunu olan HIV/AIDS, şu an en çok Afrika'yı etkiliyor. Ve AIDS konusunda artık gözler Afrika'dan sonra Asya'ya çevrilmiş durumda. Çünkü her 4 yeni hastanın 1'i Asya'da yaşıyor.
Çin'de AIDS Çin Sağlık Bakanlığı verilerine göre de Çin'de halen 840.000 HIV/AIDS taşıyıcısı var ve bu sayının 80.000'i hasta konumunda. Ancak, bunlar yalnızca tahmini rakamlar. Çünkü kan testleriyle doğrulanan taşıyıcı (yani kanında HIV taşıyan ama klinik olarak hastalık belirtisi göstermeyen) sayısı, tahmini rakamların 5'te 1'ine bile ulaşmıyor. Kayıtlı AIDS hastası sayısı ise 30.000'de kalıyor. Çin'de HIV/AIDS'lilerin en fazla sayıda bulunduğu eyalet Hınan. Eyalette ilk vakanın doğrulandığı 1995'den buyana da HIVAIDS'li sayısı hızla artmış durumda. Buradaki AIDS'lilerin çoğunluğunu yoksul köylüler oluşturuyor. Çin'de resmi olarak ilk HIV/AIDS vakası 1985 tarihinde açıklandı. Bu tarihten sonraki yeni vakalar küçük rakamlarla ifade edilirken, 90'ların ikinci yarısından sonra ise AIDS hastası sayısında neredeyse bir patlama yaşandı. Gerçi halen HIV/AIDS'lilerin % 80'e yakını 5 eyalette (Yünnan, Hınan, Şinciang, Guangşi ve Guangdong) bulunuyor olsa da, artık Çin'de AIDS vakası bildirilmeyen eyalet ve bölge yok. Yani 31 yönetim biriminin tümünde de kanında HIV virüsü taşıyan insanlar var. 1990'ların ortalarına kadar ortaya çıkan AIDS'liler, büyük çoğunlukla uyuşturucu kullanıcıları ve fuhuş sektöründe çalışanlar iken, bu tarihten sonra artık binlerce "sıradan köylünün" de virüsü kapmış ortaya çıktı. Halen, ülkedeki 840.000 HIV/AIDS kurbanının % 80'inin kırsal alanda yaşadığı biliniyor. Zaten kan testleriyle hasta olduğu kesinleşen 135.000 kişinin yarısını da 10-15 yıl önce para kazanmak için kanını satan yoksul köylüler oluşturuyor. AIDS'in Kaynakları Çin'de HIV/AIDS oranının bu kadar yüksek olmasının başlıca 2 nedeni var: birisi uyuşturucu kullanımı, diğeriyse kaçak kan bankaları. Dünyanın en önemli uyuşturucu üretim merkezlerinden olduğu bilinen (ve Myanmar, Tayland ve Laos'un kuzeyinde bulunan) Altın Üçgen, Çin'in hemen güneyinde bulunuyor. Bu nedenle, güneydeki eyaletlerde (özellikle de Yünnan'da) uyuşturucu kullanımı çok yaygın. BM rakamlarına göre, Çin'deki hastaların üçte ikisi, hasta birisiyle aynı enjektörü paylaştığı için hastalığa yakalanan uyuşturucu kullanıcıları. Ülkenin doğusunda ve iç kesimlerde yeralan Hınan eyaletinde AIDS'in yaygın olmasının temel nedeni ise kaçak kan bankaları. Kan bağışının çok yetersiz olduğu Çin'de özellikle kırsal alanda binlerce kaçak kan bankası bulunuyor. En temel hijyenik koşulları sağlamaktan çok uzak bu "merkezler", hem kanını satanlar hem de bu bankalardan kan satın alanlar için büyük bir risk oluşturuyor. Dolayısıyla aynı enjektörün onlarca kişide kullanılması, 90'ların ikinci yarısında Hınan, Şanşi ve Sıçuan gibi eyaletlerde tam bir AIDS patlaması yaşanmasına neden olmuş. Hatta Hınan'ın bazı köyleri artık AIDS köyleri olarak adlandırılıyor. Bu köylerden bazılarındaki hasta oranı, Sahraaltı Afrika'daki kadar yüksek. Ki, Sahraaltı Afrika dünyada en fazla sayıda HIV/AIDS'liye sahip bölge olarak biliniyor. Önlemler Çin, son birkaç yıldır AIDS konusuna özel bir önem vermiş durumda ve sorunu bütün yönleriyle ele almaya çalışıyor. Geçen yıl alınan bir kararla da artık AIDS hastalarına "ücretsiz 4 hizmet" sunulmaya başlandı: 1- Ücretsiz test, 2- Ücretsiz tedavi, 3- Ana-babası AIDS'ten ölenler için 9 yıl zorunlu temel eğitim süresince ücretsiz okul (Sadece Hınan'da bu durumdaki çocukların sayısı 2000'den fazla), 4- Hamile annelerden bebeklere hastalık geçişini önlemek için ücretsiz tedavi. Ayrıca birçok üniversitede, kampüslere prezervatif makinası yerleştirildi. Cezaevlerinde AIDS hastaları için özel koğuşlar ayrıldı. Birçok eyalette okullara cinsel bilgiler dersi konularak, öğrencilerin özelde AIDS, genelde cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bilgilenmeleri sağlandı. Alınan tüm bu önlemlerin sonucunda, kan alırken ya da verirken hastalığı kapanların sayısında da epeyce bir azalma sağlandı. Bu yıl yapılan bir çalışmada, kanında HIV taşıyanların bulaşma yolları araştırıldığında şu sonuçlara ulaşıldı: HIV ile kan verirken karşılaşanlar % 23, uyuşturucu kullanımı nedeniyle enfekte olanlar % 40, cinsel ilişki yoluyla alanlar ise %10 civarında. Geri kalanların yani virüsü nasıl aldığı saptanamayanların çoğunun da HIV ile cinsel ilişki yoluyla karşılaştıkları düşünülüyor. Gerçi Çin'de fuhuş resmen yasak. Ama (her ülkede olduğu gibi) burada da epeyce yaygın bir fuhuş sektörü var. Küçük yerleşim birimlerinde kaçak genelevler şeklinde kendine pazar oluşturan sektör, büyük kentlerde ise değişik formlara bürünüyor. Fuhuşun en çok yapıldığı yerlerse masaj salonları. Hemen her mahallede birkaç tane bulunan masaj salonlarının önemli bir kısmı gerçek gelirini fuhuştan sağlıyor. Ayrıca hemen her otelin böyle bir "hizmeti" olduğu biliniyor. Hükümetin şimdiki hedefi ise eğitim... Yani özellikle uyuşturucu kullanıcıları ve fuhuş sektörü çalışanlarının bilgilendirilmesi. Çünkü hayatını fuhuşla kazananlar arasındaki HIV pozitiflik oranı 1996 yılında 2/10.000 iken, şu anda bu sayı 100/10.000'e fırlamış durumda. Uyuşturucu kullanımı ve ticaretinin yüksek oranlarda görüldüğü Yünnan'da, 7-8 yıl önce hamile kadınlardaki enfeksiyon oarnı 0 iken artık her 1000 hamile kadının 2-3'ünde virüsün bulunduğu saptanıyor. Bazı uzmanlara göre, önlem alınmazsa 2010 yılında Çin'de HIV/AIDS'li sayısı 10 milyona ulaşacak. Çin'in hedefi ise bu sayıyı 1.5 milyonda tutmak. Göçmen işçiler AIDS konusunda bir diğer hedef kitle ise göçmen işçiler. Çin'de köyünü tarlasını bırakıp büyük kentlere işçi olarak giden insan sayısı 120 milyon civarında. Göçmen işçilerin eğitimine 2 nedenden dolayı özel önem veriliyor. Birincisi, para kazanmak için aylarca evlerinden uzakta kalan göçmen işçilerin, kaçak genelevlerin başlıca müşterileri olduğu biliniyor. Ve bu eğitimsiz insanların, ne AIDS gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklar ne de bunlardan korunma yolları konusunda yeterli bilgileri var. İkinci neden ise, kanında HIV taşıdığı halde para kazanmak zorunda olan bu köylülerin önemli bir kısmının artık göçmen işçi olarak çalıştığı biliniyor. Ve bunların kentlerdeki hayat kadınları aracılığıyla hastalığı yaymaları da epeyce kolay. Bu nedenlerle artık büyük kentlerde işçilere yönelik eğitim programları düzenleniyor ve bunların oturdukları mekanlara prezervatif makineleri yerleştiriliyor. Bu yıl başlatılan bir uygulama ile de işçilerin aileleriyle birlikte eğitilmeleri hedeflendi. İşçiler, bu yıl Ocak sonuna denk gelen Çin Yeni Yılı'nda evlerine döndüklerinde birer mektup, prezervatifler ve broşürler bulacaklar. Böylece eşler ve çocukların da bilgilendirilmelerine çalışılacak. AIDS İlaçları Çin'in bu konudaki en önemli sorunu ise (diğer yoksul ya da gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi) tedavi... Halen Afrika'daki 30 milyon HIV/AIDS'liden tedaviye gereksinim duyan 4 milyon insanın, en fazla 100.000'inin tedavi olanağına kavuşabildiği biliniyor. AIDS tedavisi için kullanılan ilaçların maliyeti çok yüksek. Çünkü hem tedavi seçenekleri sınırlı hem de patent yasaları nedeniyle her ülke bu ilaçları imal edemiyor, ithal etmek zorunda kalıyor. Çin'de yaklaşık 700 milyon insan köylerde, kırsal bölgelerde yaşıyor. Bu insanların çoğunun yıllık geliri de birkaç yüz doları geçmiyor. Bu nedenle, AIDS'e yakalanan köylülerin neredeyse tamamı, bırakın dünyanın diğer yerlerinde uygulanan son tedavi yöntemlerini, yerli ilaçları bile satın alamayacak derecede yoksullar. Çünkü Çin'de (kamu görevlileri dışında) sağlık güvencesi ya da sağlık sigortası gibi uygulamalar mevcut değil. Gerçi HIV/AIDS tedavisinde kullanılan 5 major ilacın patent sürelerinin dolması, Çin'deki ortalama tedavi maliyetlerini 2002 öncesine göre yaklaşık yarı yarıya azaltmış durumda. Ancak 2500 dolar civarındaki mevcut rakamlar bile, ortalama Çinli için hala pahalı bir tedavi gideri. HIV/AIDS tedavisi için eğer, patentli ithal ilaçları kullanırsanız yıllık maliyet 30-40 bin yuanı (3.500-5.000 dolar) buluyor. Yerli jenerik ilaçlarla ise bu maliyet yalnızca 3.500 yuan, yani 430 dolar. Ancak, ortada başka bir sorun daha var. O da, yerli ilaçların etkinliklerinin düşük, yan etkilerinin ise fazla olması. Çin hükümeti, tedavi maliyetlerini karşılayamayan hastalar için 2003 yılında ücretsiz ilaç uygulaması başlatmıştı. Ancak, ücretsiz dağıtılan bu ilaçların bazıları artık dünyada kullanılmayan ve kullanılması önerilmeyen ilaçlar, bazıları da yan etkileri fazla olan yerli ilaçlardı. Bunun sonucunda geçen yıl Hınan'da, hastaların % 60'ı ücretsiz dağıtılan ilaçlarla tedaviye başladıktan birkaç ay sonra, yan etkiler nedeniyle tedaviyi bıraktılar. Tedavinin yarıda bırakılması ise, sadece hastanın kendisine zarar vermekle kalmıyor. İlaçların gerekli dozda ve sürede kullanılmaması, virüsün ilaca direnç kazanmasına yolaçtığı için diğer hastaların tedavilerini de zorlaştıryor. Çin halen 5 farklı ilacı 4 değişik kombinasyonda kullanabilir durumdayken, gelişmiş ülkelerin 20'den fazla ilacı 10'dan fazla kombinasyonda kullanabildiği biliniyor. Uzmanlara göre bu durum, yani tedavi seçeneklerinin fazlalığı tedavinin başarısını artıran bir etken. Diğer ilaçların Çin'de kullanılamamasının nedenleri ise yukarıda da değindiğimiz gibi, yüksek ithalat maliyetleri ve patent hakları. Çünkü, Dünya Ticaret Örgütü kurallarına göre, ilaçta 20 yıllık bir patent hakkı sözkonusu ve üye ülkeler buna uymak zorunda. AIDS'in yaygın olduğu yoksul ülkelerde önemli tartışmalara yolaçan bu kural, yoksul hastaların tedaviye ulaşmalarının engelleyen en önemli neden olarak görülüyor. Çin, bu nedenle patent haklarına sahip uluslararası firmalarla aylar süren görüşmeler yaptı. Görüşmeler sonucunda, bazı firmalar fiyatlarını 2001 düzeyinde tutma kararı alırken, bazı firmalarsa maliyetleri düşürmek için Çin'de üretim yapmaya başlayacaklarını açıkladılar. Ve Çin'den bazı AIDS haberleri * Geçen yıl Şian'da 2 yankesici iş üzerindeyken vatandaşlar tarafından yakalandılar. Polisler geldiğinde ise yankesicilerden birisi AIDS'li olduğunu iddia ederek, kanıt olarak cebindeki raporu gösterdi. Polis "hastaya" dokunmayarak hemen ambulans çağırdı. Gelen sağlık ekibi hastanın AIDS olduğunu öğrenince müdahale etmek istemedi. Koruyucu giysileri olmamasını ve bu tür vakalarla sadece Eyalet Hastalık Kontrol Merkezi'nin ilgileniyor olmasını mazeret gösteren ekip geri dönmek istedi. Uzun süren tartışmalar ve telsiz görüşmelerinden sonra ambulansa vakayı alma emri verildi. Ancak sağlık ekibi bu sefer de ambulansa bir de polisin oturmasını şart koştu. Bunun için görevlendirilen polis, biraz direndikten görevi kabul etti. Yankesici ambulansın en dibinde, polis memuru ise kapının hemen önünde dibinde polis merkezine doğru yola çıktılar. * Çin'de son yıllarda bazı kentlerde küçük çeteler türedi. Bunlar yakalandıkları zaman polise AIDS olduklarını söylüyor ve salıveriliyorlardı. Durum suç camiası arasında hızla duyuldu ve sonunda "iyi huylu" polise sahip oldukları bilinen Hanco ve Ceciang, "AIDS kapkaççılarının" cenneti haline geldi. Olay o kadar ileri gitti ki bazı hırsızların, işlerini daha kolay yapabilmek için kendilerine AIDS virüsü enjekte ettikleri bile söylenmeye başladı. Not: Suçluların çoğunun Guangşi'nin Lucay kasabasından olduğu ve çoğunun da uyuşturucu kullanıcısı olduğu biliniyor. * UNAIDS'in raporlarına giren bir bilgiye göre, Çin'de erkekler, prezervatif kullanmama karşılığında hayat kadınlarına fazladan ödeme yapıyorlar. * Geçen yaz Pekin'de, anne-babası AIDS'ten ölen çocuklar için bir yaz kampı düzenlendi. Roger Moore'un da katıldığı kampta 72 çocuk bir süre dinlendi ve okullarında, mahallelerinde karşılaştıkları ayrımcılıktan bir süre de olsun uzaklaştılar. Ancak, kamp organizasyonu sırasında 40'a yakın otelin çocukları kabul etmeyi reddettiği, sonradan açıklandı.  |