YOLDAN NOTLAR
Yurtdışına ilkyolculuk... | Yurtdışına ilkyolculuk... |
|
|
|
| Cüneyt Aydın | |
|
Ben Istanbulun varoslarinda dogmus ve yetismis bir insanim. Fakir bir aileden gelmekteyim. Buyuk gayretler ve zorluklar asarak Turkiye'de dort yillik orta dereceli bir universite bitirdim.
Ozel bir kursa giderekte bircok bilgisayar programini ogrendim. Her zaman aklimda Turkiye'de guzel bir ise sahip olmak ,yuksek bir maas almak ve evlenip mutlu bir hayat surmek hayalindeydim. Ama universiteyi bitirdigimde iyi bir ise girebilmek icin son belkide en onemli bir eksigimin oldugunu gordum. Ingilizce ogrenmem gerekiyordu. Imkanlari zorluyarak Istanbul'un en kaliteli ingilizce kurslarindan birisine basladim. Fakat cevremdeki insanlar Turkiye'de ingilizce ogrenmenin cok zor oldugunu surekli tekrarliyorlardi ve bende yaklasik bes ay sonra bu kaniya vararak kursu biraktim ve yurt disina cikmanin yollarini aramaya basladim. Bircok ulkeyi dusundukten ve arastirdiktan sonra Avustralya'ya gitmeye karar verdim. Birkac acentaya gidip danistim ama bana benim durumumda vize almanin cok zor oldugunu soylediler.Hayal kirikligina ugramistim. Sonunda herseyi goze alarak ''inglizce okulunu, ucak biletini'' ayarlayip vizeye basvurdum. Maddi olarak pek birsey gosterememistim. Fakat maddi durumu iyi olan bir akrabam masraflarimi ustlenmis ( yani bana sponsor olmus) gorunuyordu. Aslinda yalanda degildi, okul parami akrabam odemisti. Sonunda beni gorusmeye cagirdilar. Red edilmeyi onceden kabullenmis olmanin rahatligiylasorulari cevapladim. Belki kader belkide sans olsa gerek , bana inanmis ve guvenmis olmalilarki vizeyi verdiler. Sok olmustum, vizeyi alabilecegime inanmiyordum. Birden buyuk bir yolculuk hazirligina basladim. Daha once bana vize alamazsin diyen cevremdeki insanlar bile benim bu coskuma katilmisti.Yaptigim alisverisle butun elbiselerimi yeni aldim. Iki hafta bir hafta derken yolculuga bir gun kalmisti. Ben hala inanamiyordum, buyuk hayalim gerceklesiyordu ve yarin yurt disina cikiyordum. Ama duyduklarim kadariyla Avustralya'ya hava alanina indigimde hicbir sebeb olmadan vizemi gecersiz sayip beni geri gonderebileceklerini dusunuyordum. Aklimda dogru yada yanlis bircok soru vardi. O gece saat sabah beste ancak uyuyabildim. Ucagim ogleden sonra 2 de havalanacakti, sabah 9 da uyandim(10.10.2000). Kahvaltimizi yapip hazirlandik. Saat 11 de akrabamin arabasiyla yola cikip 12 ye dogru yavaalanina vardik.Hava alanindan guvenlik kapisindan gecerek Singapur havayollarinin bolumune ulasdik. Yanimda en fazla 30 kiloluk bagaj goturebilecektim ama neyseki bagajim 24 kilo tuttu. Bagajimi verip ucaga binis kartimi (boarding cart) aldiktan sonra ucagin kalkis zamanini beklemeye basladik. Karma karisik duygular icindeydim. Mutluluk, endise, uzuntu heyecan birkac duyguyu birden yasiyordum. Sonunda ucaga binme zamani geldi. ANNEM agliyordu.Ailem benim gibi hem sevincli hemde benden ayrildiklari icin uzuntuluydu. Herkezle vedalasdiktan sonra pasaport islemlerinin yapildigi cikis kapisina gittim. Polis bana bir kac soru sordu ( nereye gidiyorsun, ne icin gidiyorsun ve toplam ne kadar para harciyacaksin gibi). Sonunda gorevli polis pasaportuma cikis muhurunu basti ve iceri girdim, bariyerlerin arkasindan aileme son bir kez el salladim. Boylece sonu belli olmayan bir maceraya basliyor ve beni nelerin bekledigini bilmiyordum. Avustralya'yi dusundukce Avrupa bana sanki cok yakinmis gibi geliyordu. Avrupaya birkac saatlik bir ucusla varilabildigi halde ben yoldaki molalar haric yaklasik 20 saat ucacaktim. Ucaga binis kapisini bulmak icin gerekli bilgilerin gosterildigi televizyona baktim ama birsey anlamamistim. Sonunda bir polise sorarak kapiyi buldum. Kapidaki 2 guzel cinli hostese selam verip ucus kartimi gostererek ucaga bindim. Hayatinda ilk defa ucaga binen birisi olarak ucagin icini dikkatli bakislarla inceliyordum. Ucak oldukca buyuktu, yanilmiyorsam 200 kisilik ve cok sayida turistte vardi. Biran arka koltukta 2 turkun oldugunu fark ettim. Hemen kendileriyle tanistim. Izmirli iki tuccar, is icabi once singapura ordanda cine ve digere asya ulkelerine gidiyorlardi. Yaklasik yarim saatlik bekleyisten sonra ucak havalandi ve biranda butun heyecanim kaybolmustu, ve cok mutluydum. Ucmak ve istanbulu havadan gormek cok guzeldi. Bogaz, kiz kulesi haydarpasa istanbulu yukardan izliyordum. Marmara denizi, Antalyayi, Akdenizi gecerek yaklasik 4 saatlik bir ucusla sadece 1 saatligine Dubai ye indik ve bende cikip Dubai havaalaninda gezdim. Ogrendigim kadariyla cok sicak ve cok zengin bir ulkeymis. Bu arada Turkiye'de ingilizce kursuna gitmeme rahmen aksanlarindan dolayi (birazda heyecandan) hostesleri bana soylediklerini anliyamiyordum.Arka koltukdaki 2 Turk singapura kadar bana tercumanlik yapti. Yol uzundu ama ucakta oldukca konforlu, her koltugun onunde yaklasik 40 kanalli televizyon(filimler haber, spor kanallari) ve 20 kanalli radyo vardi. Tabi bunlar sadece DVD kayitlariydi. Singapura kadar birkac filim izledim. Bu arada ucakta verdikleri yemekler pek bizlere hitap etmiyordu, cunku cok azdi. Sabah saat 7de singapura vardik ve tanistigim bu 2 arkadasima tesekkur ederek onlardan ayrildim. Bundan sonra yolun geri kalanina tek basima devam edecektim. Singapur hava alani oldukca buyuktu. Ucakdaki yemek beni doyurmadigindan dolayi hemen yemek yiyecek biryer aradim.Havaalanindaki ki burger king te karnimi iyice bir doyurduktan sonra havaalanindan disari ciktim. Kalacagim otel daha once ayarlandigi icin bir taksiye binipgidecegim oteli soyledim.Taksi paramida otelim odiyecekti.Otele varip 11 katta bir odaya yerlestim. Odamin camindan singapur manzarasi cok guzel gorunuyordu, hemen birkac fotograf cekip dus alip yattim.Aksam ustu resepsiyon beni uyandirdi. Hazirlanip asagiya indim. Bir taksi benim icin bekliyordu ve yine taksi parasini kaldigim otel oduyordu.Havaalanina gittim ve biraz dolasdiktan sonra( dogrusu kayboldum) ucaga binis kapimi buldum ve nihayet singapurdan havalanip( daha sonraki yillarda birkac kez daha singapura gitmek ve gezmek firsatinida buldum)yine sabah sidney'e indik. Hava alanindan cikis yaparken polis beni durdurup belgelerimi gormek istedi. Heyecanlanmistim, acaba bir aksilik olurmu diye dusundum. Okul kayit belgelerimi ve vizemi gordukten sonra gitmeme izin verdi. Nihayet Avustralya topraklarina ayak basmistim ve sanki burayi birdaha kesvedercesine cok mutluydum. Disari ciktigimda elindeki kagitta benim izmim yazili olan bir taksici beni bekliyordu. Beni kalacagim eve(bir avustralyali ailenin yanina) goturdu. Yine taksi parasini okulum oduyordu, aslinda gercekten yolculugum cok iyi planlanmisti. Yanlarinda kalacagim aile yasli bir ciftti. Evde birde Cinli benim gibi bir ogrenci kaliyordu. 6 aylik bir ingilizce okulunu bitirip sertifikami aldim. Once 6 aylik ve sonra tekrar 3 aylik daha turist vizesi aldiktan sonra once calisma izni sonra oturum izni sonrada Avustralya vatandasligini alarak cifte vatandas oldum. Tabi bunlarin hepsini gerceklestirmek benim icin cok zor oldu. Bu ulkeye gelirken ingilizce ogrenip Turkiye'ye geri donup guzel bir is ve hayat sahibi olmayi dusunuyordum. Ama hesaplarim tutmadi, benim gibi ingilizce temeli olmayan bir insanin 6ayda yada 1 senede ingilizceyi iyi derecede ogrenemeyecegini anladim ve burda kaldim. 5 senedir sidney de yasiyorum. Insan Turkiye'de 5 seneyi doya doya yasiyor ama bu ulkede 5 sene 5 gun kadar cabuk gecti benim icin, farkina bile varmadim. Yaklasik 10 a yakin ulke gezdim, bircok iste calistim( Kebabcida. Turk Restorantinda) aynen buraya yeni gelen turklerin buyuk cogunlugu gibi. Maddi ve manevi cok zorluklar cektim. Burdaki turkler yeni gelenleri kullannip ucuza calistiriyorlar. Avustralyaya vardiktan sadece 2 sene sonra saclarim beyazlamaya basladi ve ben sadece 27 yasindaydim! Yaklasik 3 sene sonra Turkiye' ye gittigimde bende buyuk degisiklikler oldugunu ve artik Turkiye'de yasayamiyacagimi ve mutlu olamiyacagimi anladim. Ama degisiklik sadece bende degildi, Annem yaslanmis saclari bembeyaz olmus( belkide hasretten), ailenin kucuk uyeleri buyumustu. Onlarin hasretligi gercekten cok zordu, Hayatinda ilk deva onlardan bu kadar uzun sure ayri kalmistim. Avustralya'dada tam olarak mutlu olamiyordum. Anladimki bircok insan benim gibi 2 kultur, 2 dunya arasinda bocalayip duruyor. Bugun 30 yasindayim guzel bir isim var, iyide para kazaniyorum, bircok ulkeden kiz arkadasim oldu, baska ulkeler kulturler yasamlar insanlar gordum ve cok sey ogrendim ve hayata bakis acim degisti. Ama hala o 2 dunyanin ve kulturun arasinda bocaliyorum bircok gurbetci gibi. Benim gibi bu ulkeden cok sey kapmis ama kalbinde hala Turklugunu ve kulturunu tasiyan insanlar gercekten ne yapacaklarini bilmez durumdalar ve bazen hayatlarini burda bosuna gecirdiklerini dusunuyorlar. Yinede dunyayi gezmek baska ulkeler gormek gercekten guzel. Turkiye'deki genc arkadaslara imkan bulduklari taktirde illaki Amerika Avrupa Avustralya'ya degil gelismemis ulkelere AYSA ya bile seyahat etmelerini tavsiye ederim. Cunku hem bu ulkeler vize almalari gerekmiyor hem bu ulkeler ucuz hemde buralari gezip gormek bile onlara cok sey kazandiracaktir. Ama bunu anlatmakla olmaz yasamak lazim. Artik bugun ben Turkiye'ye yada baska bir ulkeye seyahat ederken sadece seyahat etmenin rahatligi ve mutlulugu icinde yolculuk ediyorum ve cokta sevk aliyorum. |
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.