YAZARLAR
Volkan ACAR
Yasak Şehir | Yasak Şehir |
|
|
|
| VOLKAN ACAR | |
|
Sayfa: 4 / 4 3 sıra mermer terasın çevresinde 18 adet bronz kap sıralanmıştır. Bunlar o dönemki Çin'in 18 eyaletini temsil etmektedirler. Salonun hemen önünde ise dev bronz kazanlar vardır. Saray'daki toplam sayısı 300'den fazla olan bu kazanlar, yangına karşı bir önlem olarak sürekli içi suyla dolu halde tutulurlar. Bu ilk salonun bir diğer özelliği de, çatı dekorasyonuyla birlikte 40 metreye yaklaşan yüksekliğidir. Yani burası, Saray içindeki en yüksek binadır. İmparatorluk içinde İmparator'un daima en yüksekte olması gerektiği için, Çin'de yüzyıllar boyunca bundan daha yüksek bir binanın yapımına izin verilmemiştir. Yani burası beş yüzyıl boyunca yalnızca Saray'ın değil Çin'in de en yüksek binası olarak kalmıştır. Bu önemi bilindiği için de, Çin Cumhuriyeti döneminde (1911-1949) Meclis'in burada toplanması bile önerilmiştir. Salonun ortasında sandal ağacından yapılma bir taht vardır. Tahtın çevresini de ejderha desenleriyle süslü altın kaplama sütunlar doldururlar. İç Saray'ın girişindeki ikinci salon, önemli törenlerden ya da yabancı konuklarını kabulden önce İmparatorun beklediği, kıyafet değiştirdiği yerdir. Üçüncü salon ise ana tahtın bulunduğu, ziyafetlerin verildiği, İmparator ve eşinin giysilerini değiştirdiği bölümdür. Saray'a alınacak memular da burada sınava tabi tutulur. Bu salonun özelliği, çevresini süsleyen 1412 adet mermer ejderha ağzıdır. Çünkü, bu ejderha ağızları aynı zamanda yağmur drenaj sistemi olarak da çalışmaktadır. Eğer Yasak Şehir geziniz yağmurlu bir güne denk gelirse, ejderhaların ağzından suların fışkırdığını gözlerinizle görebilirsiniz. Salonun arka duvarındaki iniş merdivenlerin ortasında ise, dev bir mermer blok hemen dikkati çeker. Binlerce işçinin Pekin'in 70 km dışından taşıyarak getirdiği 250 ton ağırlığında bu taşın üzerinde de, incilerle oynayan 9 adet ejderha resmedilmiştir. Nedendir bilinmez, kaynaklar bu mermer rölyefe dokunmanın cezasının "ölüm" olduğunu belirtmektedirler. Ejderha, ejderha, ejderha... Gördüğünüz gibi, her yerde ejderha. Nedenine gelince... Zaten Çinliler de, Sarı İmparator'un öldükten sonra ejderhaya dönüşerek ölümsüzleştiğine inanmaktadırlar. Bizde, hemen her mahallede "Peygamber soyundan geldiğini iddia eden" birisinin olması gibi, Çinlilerin çoğu da kendisini Huang Di'nin torunu ve ejderhanın mirasçısı olarak görür. Gerçi ejderha sadece Çin'de değil tüm Uzakdoğu'da yaygın kullanılan bir motiftir. Ancak, Çin ve Kore ejderhalarının ayağında 5 parmak varken, Endonezya'da bu sayı 4'e, Japonya'da ise 3'e inmektedir. Tabii bu durum bu bölgenin en büyük düşman-rakipleri olan Çin ve Japonya'nın farklı yorumlar yapmasına neden olur. Çinliler "Ejderha bizden yola çıktı, başka ülkelere uçarken parmaklarını düşürdü. Daha da uzaklara gitmeye kalkarsa hiç parmaksız kalacak" derler. Japonların bu durum karşısındaki yorumu ise şöyledir: "Ejderha asıl bizden çıktı. Başka yerlere giderken de parmak sayısı arttı ve 5 oldu. Umarız daha ilerilere gitmez, yoksa iyice artan ayak parmaklarıyla doğru düzgün yürümesi olanaksız hale gelir". Klasik Çin resimlerinin çoğunda da, ejderhalar incilerle oynarken betimlenmiştir. Çünkü, inanışa göre ejderhalara sahip oldukları gücü veren ve onların göklere yükselmelerini sağlayan şey incidir. Ve artık Dış Saray'ı bitirdik. Sıra geldi, hanedanın yaşadığı İç Saray'i gezmeye... Buradan sonra arka arkaya sıralanmış salonlar; devlet işlerinin yürütüldüğü, İmparatorların yaşadığı, resmi toplantıların yapıldığı ve yemeklerin verildiği bölümlerdir. Bu bölümdeki doğu ve batı sarayları ise cariyelerin ve diğer Saray halkının yaşam alanlarıdır. İç Saray'da İmparatoriçenin ikametine ayrılan bölüm, Yasak Şehir'de Mançurya mimarisini barındıran yegane bölümdür. 1644-1911 arasında hüküm süren ve İmparatorluğun son hanedanı olan Çing hanedanı, Mançu hanedanıdır. Bu nedenle de buradaki tabelalarda hem Çin alfabesi hem de Mançu alfabesinin kullanıldığı dikkati çeker. Yasak Şehir'de yaptığımız kısa tur, böylece sona erdi. Başta da söylediğimiz gibi, yüzyılların mirası hazinelerinden mahrum halde de olsa, Yasak Şehir mutlaka görülmesi gereken bir yer. Bir çok binanın dışında ve içinde iskeleler kurulmuş, solmuş boyalar yenilenmekte, yıllardır bakımdan geçmemiş ahşap parçalar tamir edilmekte ve dökülmeye başlayan çatılar elden geçirilmekte. Bundan daha önemlisi, Saray daha etkin bir sergi alanı haline getirilmeye çalışılmakta. Çünkü halen Saray'ın sadece üçte biri ziyarete açık durumda. İçi boş durumda bekleyen kapalı mekanlar ise teknolojik olanaklarla donatılarak, Saray'ın yılın her dönemi hizmet veren bir Müze haline getirilmesine çalışılıyor. Yani Çin, bir taraftan teknolojide atılımlar yapıp insanlı uzay uçuşlarına başlarken, diğer taraftan da (uzun zamandır ihmal ettiği bir şeyi hatırlayarak) kültürel mirasına sahip çıkmaya çalışıyor. Ve Yasak Şehir'in çevresindeki eski mahalleleri de koruma altına almaya hazırlanıyor. Bir dönem, "eski" olan her şeye saldıran bir kültürün, artık "eski"nin korunacak tarafları olduğunu da görmesi epeyce sevindirici bir gelişme.
|
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.