Uçağımız Albuquerque havaalanına indiğinde saat 14:00 olmuştu. Long Beach’ten direk sefer olmadığından Albuquerque’ye Salt Lake City üzerinden geldik.
Bir California günü daha başlamıştı. Mavi gökyüzü ve enerjisini eksik etmeyen güneş. Bir de garip bir gürültü.

Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde...
| Almanya'da Gönüllü Çalışma Kampı |
|
|
|
| Musa Tokmak | |
|
Almanya'ya internet aracılığıyla bulduğum bir kamp sayesinde gitmiştim.Kamp yapacağım kent Almayanın kuzey kesiminde olan Rostock şehrine yakın küçük bir köy konumundaki Pölchow'du.
Ankara'dan otobüsle 3 günlük bir yolculuktan sonra Köln'e ulaşmıştık ve Köln'deki tanıdıklarda iki gece geçirip dinlendikten sonra tekrar Köln'den Rostok şehrine tren ile hareke geçtik. Ama ilk defa yabancı bir ülke içerisinde seyahat etmenin verdiği bir huzursuzluk içimizi kaplamıştı.Bu yolculuğu kardeşimle beraber yapıyorduk. Ama ikimizde ilk defa yurt dışına çıkmıştık.Tedirginlik yaratan nokta bizim tren seyahat sistemine benzemeyen bir sistemleri vardı.Belki her iki saatte belirli istasyonlarda trenden inip diğer trene aktarma yapılıyordu.Tabi elimizde hangi trene bineceğimizi gösteren rehber niteliğinde tren istasyonundaki otomatik makineden ücret ödemeden aldığımız küçük kağıtlar vardı.Bu kağıdın üstünde hangi saatte hangi şehirde olacağımızı ve hangi perondan kaç numaralı istasyona bineceğimi gösteren notlar yazılmıştı. Aslında bizdeki sistem daha iyi.Bir biniyorsun ve varmak istediğin şehirde iniyorsun. Hele de taşımak zorunda olduğun çok eşyan varsa o zaman işin gerçekten zor. Çünkü bazen inmenle binmen arasında neredeyse beş dakikadan daha az bir süre olabiliyor. Nitekim istasyonun birinde inip diğer trene binmemiz için beş dakikalık bir süre vardı.Bu esnada bizler elimizde bir ton yükle koşmak zorunda kalıyorduk ki neredeyse zaman zaman treni kaçırmak işten bile değildi .Tek biz değildik koşmak zorunda olan.Tüm millet.Herkes kendini trene zor atıyor.Hele de o yaşlı ve kilolu insanlar.Manzara gerçekten çok komik ve acıklı idi !!.Almanya'da hafta sonu trenler oldukça ucuz oluyor ve beş kişi hafta sonu bileti ile yirmi dört saat boyunca sınırsız seyahat edebiliyorlar.Tabi ikinci sınıf kompartımanda.Aslında varmak istediğiniz şehre vardığınızda bileti herhangi bir kişiye de verirseniz o bilet hala o kişi için geçerli oluyor.Bundan dolayı siz trenden inince bazı yolcular sizden biletlerinizi istiyorlar.Nede olsa bedava seyahat. Saat dokuz gibi Köln tren istasyonundan hareket ettik ve akşam saat on bir gibi Rostok şehrine ulaştık.Ama o saatte gideceğimiz yer olan Pölchow'a tren olmadığından ve bizde o şehirde o saatte orada olmak istemediğimizden bir taksi tutmak zorunda kaldık.Taksi şöförümüz tıpkı bir Naziyi andırıyordu.Çünkü gitmeden Almanya'daki Türk arkadaşlardan öğrendiğimiz kadarıyla Rostok'da çok sayıda Nazi sempatisini taşıyan insanlar varmış.Ve bizim taksi şöförümüz tıpkı onlara benziyor.Ve kendiside ingilizce bilmediğinden sadece gideceğimiz yer ismiyle anlaştık ve taksi fiyatını da öğrendikten sonra Pölchow'a doğru hareket ettik.İçimizde bir tedirginlik belirmişti ama ormanlık alandan geçerken bu tedirginlik daha da artmıştı.Nede olsa ilk imaj bizi tedirgin etmişti.Yarım saat sonunda Pölchow'a vardık ve bizim taksi şöförümüzün aslında iyi bir insan olduğunu işte o noktadan sonra anladık.Bir köy küçüklüğünde olan Pölchow'ın girişine girince taksi şöförümüz taksimetreyi kapadı ve adresi bulmak için nereden baksan yarım saat o küçük yerde dolaştı durdu.Yani bize hesapta herhangi bir hile yapmadı.Adresi aradı durdu.Merkeze ve birkaç yere telefon açtı sordu.Arabasından inip eve bile gecenin o saatinde sordu.Sonunda adresi buldu ve bizi adrese teslim ederken de elimizi sıktı.Yani aslında ne kadar iyi bir insanmış. Banyomuzu yapıp bir şeyler yedikten sonra artık uyumanın zamanı.Ahır tipinde bir çiftlik evi burası.Bizler üst kısımda kalıyoruz.Dar bir yer.Uyku tulumlarımız var ve pek de rahat olmayan bir yer.Saat neredeyse sabah dört gibi ışımaya başlıyor.Çünkü burası kuzey noktasına yakın bir yer olduğundan erkenden güneş kendini göstermeye başlıyor.Bu arada kamp liderlerim erkenden kalkıyorlar ve istasyona gidiyorlar.Herhangi bir gelen var mı diye.Bizler sabah erkenden kalkıyoruz nede olsa çevreyi keşfetmemiz lazım.Kahvaltı yaptıktan sonra artık kampa katılacak diğer kişilerde gelmeye başlıyorlar.Tanışma sohbet derken birbirlerimize yavaş yavaş alışmaya başlıyoruz.İlk günden ekibimizin hemen hemen hepsi tama.Bizler üç Türküz iki Alman kamp lideri,iki Slovak kız ve bir erkek,bir Koreli kız ve bir erkek ve bir Gana'lı erkek.Hepimiz bu kadarız.Tanışıp birazda çevreyi gezdikten sonra akşam kamp hakkında bize bilgi veriliyor.Uluslar arası çalışma kampı olunca mecburen günde en az altı saat çalışmak lazım ve bunu karşlığın da sende onların sana sunduğu kültür programlarından yararlanıyorsun.Nedir bunlar,her türlü çevre ve şehir gezileri,bedava kalış ve yemek.Yani karın tokluğuna çalışmak.Aslında çalışmakta illa beden gücüne gerektirecek işer değil.Nede olsa kızlarla aynı işi yapacaksın.Biz erkekler için zor olmasa gerek.İki türlü iş mevcut kampta.Ya soğan tarlasındaki otları elinle temizleyeceksin güneşin altında yada yani yakındaki göldeki bataklığı temizleyeceksin.Ertesi gün erkenden kaktık.Nede olsa ilk iş günümüz.Kahvaltıdan sonra hemen hepimiz soğan tarlasındaki işi seçtik ama saatler ilerledikçe bu işin sıkıcı olduğuna karar verdim.Soğan tarlasındaki yabani otları elinle temizle dur.Ne sıkıcı ve sıcak bir hava.Bataklığa gitmeye bir gurup arkadaşla karar veriyoruz. Başlıyoruz bataklıkta çalışmaya.Ama burası da çok pis kokuyor.Hiç kimse bu işte çalışmak istemiyor.Ama kamp liderlerimiz soğan tarlasını tercih ettikleri için bizde bataklıkta kalmaya karar veriyoruz.Nede olsa işten kaçmak için iyi bir ortam.Kimse yok ve kafana göre çalışabiliyorsun.Soğan tarlasında yabani otları öldürmek için kimyasal maddeler kullanmadıkları için her tarafı otlar bürümüş ve temizlenmesi lazım.Kampımızı organize eden NIG isimli kuruluş bu çiftlikle anlaşmış.Bizler bedeva iş gücünü oluşturuz ve çiflikte bizlere bedava konakla sağlıyor.Yani karşılıklı çıkarlar söz konusu.Aslında beni en çok şaşırtan şey Anadolu kökenli olmama karşın o tarlada çalışamam ve çalıma isteğimin olmamasına karşın Avrupa'nın göbeğinden gelen hele de o kızları o sıcak altında o soğan tarlasındaki çalışmaları beni çok şaşırttı.Yani çok ama çok ilginç geldi.Günler biraz soğan tarlasında ve çoğunluklada bataklıkta geçerek geçip gitti.
|
Bir kenti yazmak, o kentte hissedilenleri anlatmak her zaman kolay olmaz. Hele bir de yazacağınız kent, yaşadığınız kent değilse o kenti bütün sokaklarıyla...
Nedendir bilmem içimde bir ses, sürekli olarak yeni seyahat planları yaparken Küba, Küba, Kübaaaa diye fısıldayıp duruyordu.
S.Miguel Kalesi adını aldığı tepe üzerinde , Atlantik Okyanusu'na, Mussolu adasına ve Luanda'ya çepeçevre hakim noktada, 1575 yılında inşa edilmiş.